Bastırma, yadsıma, yansıtma, bölünme

Bülent Ersoy'un yarışmada görüp/beğenip/sevip evlendiği çocuğun annesi: "Oğluma da, Bülent hanıma da hak veriyorum.

Bülent Ersoy'un yarışmada görüp/beğenip/sevip evlendiği çocuğun annesi: "Oğluma da, Bülent hanıma da hak veriyorum. Çünkü Armağan, evlendikleri günden beri Bülent hanımla birlikte olmadı; karı koca ilişkisi yaşamadılar. Oğlum kendini hazır hissetmiyordu," demiş.
Cem Adler'den (ilk 'kocası') ayrılmasından bilmemkaç yıl sonra, onun annesi DE benzer laflar etmişti: "Cinsel ilişki yoktur! Olmamıştır! Olamaz da"ya getiriyorlar lafı. Anneler.
İşte kendini hazır hissetmiyor çocuk caaaz. Zira (söylenmeden ihsas edilmeye çalışılan tam da bu) genç, güzel, yüzde yüz heteroseksüel bir çocuk. Bu çocuk ve diğeri.
Anneanneleri yaşındaki Bülent Ersoy'la Türk Sanat Musikisi'ne olan bitimsiz aşk ve hürmetlerinden/mandopsiye getirildiklerinden/ saf ve 'bakir' olduklarından- sallasın anneler sallayabildikleri kadar: Böyle bir sürü 'içi üfürük' nedenle evlenmiş olabilirler.
Ama özünde 'sapına kadar erkek'ler. E, neresinden baksanız Bülent hanımefendi de bir 'dönme'. Bu çocuklar nemalanmaları bittiğinde bu vaziyetten, 'heteroseksüel' hayatlarına geri dönüp çoluk çocuk sahibi olacaklar. Zaten 'normaller', daha da 'normal' olacaklar. Bu esnada ne kadar 'bakir', 'el değmemiş', 'yatağa düşmemiş' kaldıklarını Bülent Ersoy'a karşı, bu anneler ispatlayacaklar. Mal beyanlarıyla.
Bu Anneler ki, Bülent Ersoy'la ennn iyi geçinenler. Bülent Ersoy Yalakalığı'nda ennnn önde gidenler.
'Sahibinden: Satılık Az Kullanılmış Çocuk' levhalarıyla nerdeyse, oğullarını Bülent Ersoy'la iştah ve neşe içinde baş göz edenler.
Sonra bu anne, Bülent Ersoy'un kendine aldıklarını sayıp döküyor: İzmir'de bir daire, Mercedes araba, pırlanta-cart curt.
Bu listeyi (çocuğun ne kadar 'bedelle' baş göz edildiğine dair listeyi) vermekte de bir beis görmüyor. Oğlunun (fena halde hazırlıksız bir hetero olduğundan olsa gerek) HENÜZ Bülent Ersoy'la gerdeğe girmediğinin ilanında/ilamında da.
Basith 1 Kasaba Annesi'nin böylesine kaygısız bir saygısızlıkla dere tepe kullandığı Freudiyen Düzenekleri kullanmaktan; Türk politikacısı da hiçbir beis duymuyor, Türk köşecisi de, Türk (emekli) generali de, bilmemnesi de.
Cuma günkü köşesinde Gökhan Özgün harikulâde yazmış: Psikolojide nadir bulunan vakalardan 'split personality' ya da 'multiple personality' vakalarındanmış GİBİ yapan ne çok Türk olduğu hususunu. Ya da Türkiye Cumhuriyeti 'ideolojisinin' bu esaslar üstüne inşa edilmişliğinin patolojisini. Bulur okursunuz, ümit ederim.
Ama özel hayatlarımızda bu denli 'kandırmacacıyken' (geri zekâlı çocuklar gibi) yalandolan bu denli nüfuz etmişken hayatlarımızın tamamına; resmi tarihimizin/ya da resmi politikalarımızın sahicilik/gerçekçilik esası üstüne inşa edilmiş olmalarını beklemiyorsunuz, değil mi?
Japonya'da geçenlerde bir şehirde YÜZ BİN JAPON sokaklara döküldü: Okul kitaplarına çocukların, hakiki tarih yerine 'resmi' tarih sokuşturulmaya çalışılıyor diye.
Bin küsur Japon harakiri yaparak kendini öldürmüş Amerikan İşgali üzerine. Bu da destansı bir kahramanlık, 'böyle olur Japonların gururu!' şeklinde gazlanıyormuş resmi görüş olarak.
Oysa askeri yetkililer örgütlemişler/teşvik etmişler ve nerdeyse cebren ve hileyle gerçekleştirtmişler o toplu intiharları.
Çocuklarının ders kitaplarında HAKİKATİ YALNIZCA HAKİKATİ görmek isteyen Japonlar yürüyüş 'gerçekleştiriyorlar.'
'Resmi' rakamlara göre yüz bin, hakikate göre en az üç yüz bin kişi yürüdü Hrant Dink'in cenazesinde.
Tamam kitle psikolojisidir/cenaze histerisidir/şık görünme arzusudur/samimiyet bu topraklardan uzakta bir köydür- Ama o cenazeye katılanların yalnızca YÜZDE ONU yalnızca YÜZDE BEŞİ dayansalar mahkeme salonunun kapısına, dış avluda bekleşseler-
'Adalet istiyoruz!' diye bağırsalar. 'Hakiki katillerin yargılanmasını istiyoruz!' diye gösteri yapsalar.
Yalnızca OTUZ BİN KİŞİ, yalnızca ON BEŞ BİN KİŞİ bu cinayetin takipçisi olduğunu ilan etse, bu cinayetin faili meçhul sayılması gerektiğini bağırsa, çok büyük bir fark yaratır biliyor musunuz?
Cebimde Maral'ın (Dink) numarası kayıtlı. Bir numarayı ararken onun ismine rast gelirsem yüzüm kızarıyor. Mahçubiyetten alabora oluyorum. Utanıyorum Maral'dan. Orhan beyden, Rakel'den, Arat'tan, bütün Dink ailesinden mensubu olduğum halkın vurdumduymazlığı/aldırışsızlığı/korkaklığı/tepkisizliği adına utanıyorum.
Bu nedenle de: ennnn heyhey de beybey köşeci kompozisyon ağbilerini okurken de, muhtelif siyasilerimizin konuşmalarını dinlerken de: kendimi Bülent Ersoy'un 'kocalarının' annelerini dinler gibi hissediyorum. Aynen.
Bu mekanizmaların kullanımında birörnek bir toplum burası. Hemen herkes küçük kasabasından yırtmak için sattığı oğlunun bekâretini bir sürü topaçlamayla ispatlamanın peşinde. Hemen herkes Bu Topraklar'da böyle.