Baudrillard köşesi

Köşemizde biliyorsunuz; internet geyikleriyle, tişört yazılarıyla, saatli maarif anılarıyla, günü kurtarmak diye bir huyumuz yoktur.</br>Ama gelin görün ki, çevreci Yeşil Gazete'de yayımlanmış bulunan (Dilek Zaptçıoğlu'nun yetkin çevirisiyle) 'Jean Baudrillard'la Söyleşi:

Köşemizde biliyorsunuz; internet geyikleriyle, tişört yazılarıyla, saatli maarif anılarıyla, günü kurtarmak diye bir huyumuz yoktur.
Ama gelin görün ki, çevreci Yeşil Gazete'de yayımlanmış bulunan (Dilek Zaptçıoğlu'nun yetkin çevirisiyle) 'Jean Baudrillard'la Söyleşi: Çılgınlığı Küreselleşme Üretiyor'u görünce dayanamadım.
Birbirine yakın gözlerini illa da gözlerimize dike dike en gerzeğinden açıklamalarıyla, bizi Irak'a bir müdahalenin (hatta nefsi müdafaanın) gerekliliğine inandırmaya çalışan; muhtemel bir savaşı kazanında habire kaynatan Oğul Bush'un böylesine 'işşş' başında olduğu bu zamanlarda...
Yani Irak'a şöyle ya da böyle girecek Bush. En acıklısı emir eri konumundaki Türkiye de bu savaşta müdahil durumuna düşürülecek. Yani şarttır, iyidir hoştur diyoruz Baudrillard'ın dediklerinden bölümleri sizlere alıntılamak.
Baudrillard'la Alman Spiegel dergisinde yapılan 15 Ocak tarihli söyleşiden muhtelif bölümler:
S: Küreselleşme niçin kendini yok etmeye çalışsın ki? O, herkes için özgürlük, refah ve mutluluk vaat etmiyor mu sonuçta?
JB: Bu dediğiniz ütopik bakış açısı, yani bir anlamda işin reklamı. Bütünüyle olumlu bir sistem yoktur. Pozitivist tarih ütopyaları genelde müthiş öldürücüdür, faşizm ve komünizmin gösterdiği gibi.
S: Bin Ladin'in ve İslamcıların pekâlâ bir toplum tasarımı var, Allah'ın istediği katı ideal bir toplum tasarımı.
Belki. Ama onları terörizme iten din değil. Bunu bütün İslam uzmanları belirtiyor. 11 Eylül'ün eylemcileri hiçbir talepte bulunmadılar. Köktencilik bir reddiyenin, bir karşı olma halinin ifadesidir. Taraftarları somut olarak bir şey kurmak peşinde değiller, kimliklerine tehdit olarak gördükleri bir şeye karşı çılgınca başkaldırıyorlar.
S: Aslında dikkati, tanımlanabilir suçluların ve teröristlerin bu eylemi yaptığı gerçeğinden başka bir yöne çekmiş olmuyor musunuz?
JB: Elbette somut aktörler var, ama terörizm ruhu ve panik, onları aşıp çok daha ötelere geçiyor. Amerikalıların savaşı, yok etmek istedikleri görünür bir nesne üzerine yoğunlaşıyor. Ama 11 Eylül olayını bütün sembolik anlamı ile o kadar kolay ortadan kaldırma imkânı yok.
11 Eylül'e karşı Afganistan'a atılan bombalar çok kifayetsiz bir eylemlilik.
S: Yani adil savaş yok mu?
JB: Hayır, çünkü belirsizlikler çok fazla. Savaşlar çoğunlukla adalet güdüsü ile başlatılır, hatta bu hemen her zaman resmi gerekçeyi oluşturur. Ama meşru bile olsalar ve en iyi niyetlerle bile başlatılsalar, genelde baştaki isteklere göre bitmezler, farklı sonuçlara yol açarlar.
S: Neden Dünya Ticaret Merkezi'nin yıkılmasını birkaç gözü dönmüş fanatiğin akıl dışı bir eylemi olarak, bu basitlikte tarif etmekten kaçınıyorsunuz?
JB: Bu iyi bir soru, ama bir doğal afetle bile karşı karşıya olsaydık olayın sembolik önemi yine de kalırdı. İnsanları bu olayın bu kadar büyülemesi de zaten bu yüzden. Burada öyle bir şey oldu ki, eylemcilerin iradesini kat be kat aşıyor. Nihai bir düzene, nihai bir güce karşı evrensel bir alerji var. Ve Dünya Ticaret Merkezi'nin kuleleri, bu nihai düzeni en mükemmel şekliyle temsil ediyordu.
S: O zaman siz bu terörist çılgınlığı, kendisi megalomaniye kapılmış bir sisteme karşı kaçınılmaz bir tepki olarak mı değerlendiriyorsunuz?
JB: Sistemin kendisi totaliter iddiası ile bu korkunç karşı saldırının nesnel koşullarını yaratmıştır. Küreselleşmeye, içsel olan çılgınlığın kendisi çılgınlık üretmektedir. Dengesiz bir toplumun suçlu ve psikopat üretmesi gibi.
Gerçekte bunlar sadece kötülüğün semptomları, işaretleridir. Terörizm
virüs gibi, her yerde. Ev olarak Afganistan'a ihtiyacı yok.
S: Küreselleşme ile ona karşı direnişi bir hastalık gibi tarif ediyorsunuz, kendi kendini imha süreci gibi. Analiziniz bu anlamda skandal
değil mi? Ahlak boyutunu tamamen hiçe sayıyorsunuz.
JB: Ben kendi tarzımda pekâlâ ahlakçıyım. Analizin bir ahlakı vardır, doğruyu söyleme zorunluluğu. Gözlerinizi gerçeğe kapatmanın, dayanılması güç olanı göz ardı etmek için bahane aramanın ahlak dışı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Olguları iyi ve kötü karşıtlığının dışında görmemiz gerekiyor.
S: Küreselleşmeyi gerçekten de 20. yüzyılın en kanlı sistemleriyle karşılaştıramazsınız.
JB: Küreselleşme, eskiden sömürgecilik gibi olağanüstü bir şiddet üzerine kuruludur. Batı dünyası bundan çoğunlukla yarar sağlasa bile onun faydalanandan çok kurbanı var. Elbette ABD prensipte her ülkeyi Afganistan gibi kurtarabilir. Ama bu ne acayip bir kurtuluş olurdu, değil mi? Bu şekilde mutlu edilenler buna kesinlikle direnecektir. Gerekirse terörle.