Benim çirkin sansürkafam

Türkiye Cumhuriye-</br>ti'nde devletimizin bunca derinliklere ulaşabilmesinin </br>başlıca sorumlularından biri de, âli medyamız kuşkusuz.</br>Ki içimden medyalamacılığımız filan tarzı kelimeler kullanmak geliyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nde devletimizin bunca derinliklere ulaşabilmesinin
başlıca sorumlularından biri de, âli medyamız kuşkusuz.
Ki içimden medyalamacılığımız filan tarzı kelimeler kullanmak geliyor. Hilkat kelimelerle tasvir eylemek, bu hilkat oluşumu.
Derinnn medyalamacılığımız daima: derin devletin, egemenlerin, borusunu öttürenlerin; kısaca 'status quo'nun yanında oldu. Onun kapısında nöbet tuttu. Türkiye'de bugün böylesine bir fikir karmaşası ve ne halt edeceğini bilememe hali yaşanıyorsa; bunun en asli müsebbiplerinden biri de her nevi hakiki muhalefete kapılarını sımsıkı kapalı tutmayı beceren Türk medyalamacılığıdır.
Türkiye, bugün sivilleşememiş olmanın, bir türlü hakiki bir demokrasiye kavuşamamış olmanın sancıları içinde kıvranmaktadır.
Avrupa Birliği, kapısının üstünde yapıştırılmış duran yazıyı bir kez daha burnumuza dayadı: "Kimse için istisna yok. Ev ödevlerini yapıyormuş gibi yapma, yapacakmış gibi yapma. Tamamla ödevlerini de öyle gel. Oyalama taktiklerinden, en azını vererek en çoğunu nasıl koparabilirim pazarlık ve pazarlamacılık saplantından içime fenalıklar geldi. Birtakım kanunları
ıkına sıkına çıkarmış gibi yaptın. İşkenceyi önledin mi? İşkencecileri cezalandırdın mı? Düşünceyi suç olmaktan çıkardın mı? Partileri kapatmaktan, insanların seçilme hakkını elinden almaktan vazgeçtin mi?"
Şimdi bir hayret, bir bu ne şiddet ne celal, medyacılığımızın en iyi bildiği numaralardan hakkı yenilen gayretli öğrenci safsataları...
Bugün Türkiye'de en altta, en ezilen insanlarımızın özellikle kadınlarımızın seçimlerdeki tercihi; Kasımpaşalı harbi delikanlı Tayyip Erdoğan'la (bir nevi Kadir İnanır/Ayhan Işık) Motorola'ları bile ütmüş, mahir sarışın zengin çocuk Cem Uzan (bir nevi Göksel Arsoy'la evlenme vaadi) arasında sarkaçlanmaktaysa, bunca karmaşa, bu hakiki kakofoni -bunun hesabı hakikaten medyamızdan da sorulmalı.
Muhalif olan her şeye kapısını bacasını tıkamakla kalmadı, her nevi muhalefeti marjinalize etti, eğer tuz biber olarak kullanmaya karar verdiyse karikatürize etti; maharetle 'piç' etti derinnn Türk medyalamacılığı.
İçinde bulunduğumuz durumda, her zamankinden daha çok, hakiki muhaliflere, ciddi muhalefet hareketlerine ihtiyacımız var.
Hakiki muhalif hareketleri içinde barındırmayan hiçbir demokrasi, demokrasi diye tanımlanamaz. Adam akıllı bir sivilleşmeden, muhaliflere hatırı sayılır bir yer tanınmadan söz edilemez.
Bakıyorum seçime üç buçuk kala medyalamacılığımıza, Baykal senin Ecevit benim, Çiller senin Bahçeli benim, İsmail Cem senin Mesut Yılmaz benim: Türkiye siyaseti bunlardan ibaretmiş gibi/ama en mühimi yalnızca bunlardan ibaret olmalı imiş gibi çır çır çırpınıyorlar.
Bu denli MGK ve Status Quo bağımlısı bir medya, dünya yüzünde azzz bulunur.
Sessiz bir konsensüs. Daima mezar sessizliklerinde, bir dolu konuda bir sürü mutabakat.
Diyelim derin TC medyalamacılığı Susurluk'ta o Mercedes, o kamyona çarpmadan tüm o arapsaçı ilişkiler ağını biliyor muydu/bilmiyor muydu? Sular seller gibi biliyor; ama 'Böyle olur ağaların medyacılığı' konsensüsüyle asla yazmıyor, çıtlarını çıkarmıyorlardı.
Sansürlerin en derini, en acıklısı: otosansür.
Türk medyalamacılığı, otosansür ordinaryüslerinden oluşturulmuş kronik bir kadro.
Bu topraklarda yeni bir şeylerin yeşermesine hemen hemen hiç izin yok.
Genç Parti mesela son zamanlarda, Türk tipi şizofreninin ne menem canavarlar yumurtlamaya muktedir olduğunun göstergesi olarak, kaale alınmaya, bu fenomen üstüne yazılıp çizilmeye başlandı.
Ama Genç Parti, seçim tarlamızın kımıl zararlısı. Ayrıca medyalamanın/ pazarlamacılığın/reklamcılığın, TC'nin naçar halkları üstündeki manyakça etkisi üstüne, muhteşem bir gösterge.
İster sağdan sola incele, ister soldan sağa.
Adam, tüm o harikulade siciliyle, beyaz gömlekleri, beleş konser ve yemekleri, ilkokul üç müsamere söylemi, atıp tutmalarıyla barajı geçti geçecek.
Barajı geçti geçecek bir parti daha var; anketlerde oy oranı yüzde 9'ları işaret ediyor. Medyacılığımız tarafından toptan/hepten/kararla görmezden geliniyor.
Tansu Çiller'in 300 kişilik mitingleri habire ana haberlerde. Bu partinin binlerce, on binlerce kişinin katıldığı mitingleri yok sayılıyor.
Bu partinin adı DEHAP: Demokratik Halk Partisi.
Muhalif, sol muhalif birçok grubun/partinin/çevrenin birleşmesinden oluşuyor. Bu parti yalnızca Kürtlerin değil, tüm Türkiyelilerin partisi. Öyle olmalı. Öyle konumlanmalı.
DEHAP şiddetle görmezden geliniyor.
Biz DEHAP'la devam edeceğiz.