Berbat(h) birkaçç film

Bir kere, 1 kere, F tiplerine karşı direniş hâlâ sürdürülüyor. Mahkûmlara F tiplerine sokulduktan sonra...

Bir kere, 1 kere, F tiplerine karşı direniş hâlâ sürdürülüyor. Mahkûmlara F tiplerine sokulduktan sonra, verilmeleri gereken hakların HİÇBİRİ (yazı ile: HİÇ 1'i) daha verilmedi.
Biliyorsunuz değil mi?
Bir kere, ölüm oruçları hâlâ sürüyor. Böyle bir mesele yokmuş gibi yapılıyor. YOK sayılıyor. 'Ölen ölsün, sapır sapır dökülsün o musibetler, bize ne? Bize ne?' yapılıyor olsa gerek.
19 Kasım 2002'de Bayrampaşa Hastanesi'nde İsmail Bulut yaşamını ölüm orucunda yitirdi. Böylece yaşamını yitirenlerin sayısı 99, (yazı ile: doksan dokuz) oldu.
Biliyorsunuz değil mi?
Ölüm oruçları beni çaresizliğimden kilitleyen bir mevzu. Zaten acayip kafam bozuk. 'Ne yazsam fayda etmiyor' çizgisiyle daha da aşağı çekilmeden, çekirdeklik bir konuya dalıyorum:
Haftanın Filmleri
Çok çalışıp kendimi bürokrasi vs. işleriyle perişan etmem gereken her feci zaman diliminde yaptığım üzre, bu hafta da sinemaya verdim kendimi. O vergi dairesi ve bu devlet dairesi arasındaki vakitlerde, kendimi attım sinemalara. Var işte bizim de şöyle ve böyle zırva işlerimiz. Hele bendenizin başının üstündeki, bu tarz işlerin sayısını, annem gitti gideli, tahayyül dahi edemezsiniz.
Kesiyorum. Önce şeye gittim. Şeye: 'Beyaz Zakkum'a. Bay F'yle birlikte gittik. Uzuyor da uzuyor film. Annesi hakiki bir kötülük, zekâ, şahsiyet kumkumellası olan yeniyetme kızın başına gelenler bitmiyor, bitmiyor. ('Pişmiş tavuk' benzetmesine girmiyoruz.) Anneyi oynayan Michelle Pfeiffer bir baştan öbür başa, öyle bir oyunculuk çıkarıyor ki -bırrrr. Bizim tiyatromuzun first lady'leri halt etmiş yanında, tarzı. (Var ya hani.)
Şimdi o devamlı buğulu güzel mavi gözleri filan anladık da, madem adam gibi bir rol gelmiyor önüne, Kedi Kız'lık filan çağını da geride bıraktı, evine kapanamaz mı? Bizi bu filmde bunca sıkıntıyı yaşamaktan kurtaramaz mı?
Ya Robin Wright Penn'e ne demeli? Bu filmde harcanamayacak kadar iyi bir oyuncu ve şahane güzel bir kadın olan Penn'e? Ama işte bu yıldızların
İdaho'daki ufak bir memleketin topraklarına eşit olan 'çiftliklerine' çit çektirmeleri gerekiyor. IRS'e borçları oluyor. Bizdeki gibi ferah fücur naylon fatura olaylarına giremiyorlar. Al sana böyle rezalet filmlerde kalecinin penaltı anındaki endişesinden ibaret roller.
Hollywood'un en protestolu ruhu (eş) Sean Penn de mesela en son izleme azabına katlanamadığımız zekâ özürlü (ama seven bir kalp) baba rolünü hep böyle vergiydi, Brancusi'nin heykellerinin ödemeleriydi tarzı nedenlerle kabul etmiyor mu?
Allahım nedir bu starların çilesi? (Dermişim.) Derken (bir sabah kalktı erken) ikinci berbath filme düştü yolum. 'Çılgın Kızlar' mıdır, ne karın ağrısıdır. Orda da yüzünü gerdire gerdire gergefe dönmüş ve de halen de (inatla) kendini Şeker Kız Candy zanneden Goldie Hawn'la Susan Sarandon oynamakta.
Allahım! Bu film için 'kötü' kelimesi birkaç don büyük gelir. Böyle bir bayatlık, sıkıntı, komik olmayan komiklik: nedendir, neden? Hani 'gişe' yapıp para kazanmasına filan da imkân yok. Vücut dili insana Orhan Pamuk'u hatırlatan o harikulade Avustralyalının, Geoffrey Rush'ın peki bu filmde fındık fıstık niyetine yenmesine ne demeli?
Yine Brancusi ödemeleri, vergi, vergi, çiftliğin çitleri, köpeklerin psikiyatrının ödemeleri. Goldie Hawn yaşlanmayan kadın kabul ediliyor ya. Film boyunca yalnız bu mevzuyu düşünebildim. Yaşlanmayan kadın yoktur! Yalnızca gerdire gerdire yaş ötesi bir kuklaya dönüşen estetik lanethli kadın vardır! Birtakım kadınlar tüm insani ifadelerini iptal ederek, o silikon silikon dudaklar, kalkık kalkık kaşlar, şiş şiş yanakla kendilerini 'genç' gösteriyor addedmelerini ve bu görüntüyü pompalamak üzre Los Angeles'ta fahişe kılıklarıyla dolaşıyor bulunmalarını patetik buluyorum -pa-te-tik!
Sonra gelelim Bayan Bay Anthony Hopkins'e. Yeter! İmdat! Yok mu bizi bu Hannibal'in suyunun zırvalığının havucunun tavşanının beyninin suyundan kurtaracak olan? Yani 'Kuzuların Sessizliği' gibi birinci sınıf bir korkunçluk filminden sonra ikincisinin yaşattığı azap yetmedi, bi de bu.
Bi de bu! bu filmin Harcanan Güzel'i ise filmin başından sonuna kadar aynı Acılar İçindeki Düşünceli İnsan suratıyla (pek ekonomik) idare eden zavallı Edward Norton. Peki ya William Blake'in çizdiği şeytani resimlere ruhunu kaptıran acıkslı katil rolündeki Ralph Fiennes'e ne demeli?
'İngiliz Hasta'dan beri aynı dram: Allah kurtarsın demeli. Başka ne denebilir ki? Cümlemizi...