Bi sağlıklama balığı daha- yetti ama!

Tamam Sıkıntı Eşiğimin bi gökdelenin en üst katına çatılı olduğu söylenemez; ama şu hayatta 2 şey fena halde canımı sıkıyor...

Tamam Sıkıntı Eşiğimin bi gökdelenin en üst katına çatılı olduğu söylenemez; ama şu hayatta 2 şey fena halde canımı sıkıyor: Her
Nevi Yaşam/Sağlık/Gençlik Topaçlamaları ve Seyahat Zımbırtıları.
Seyahat ekleri olsun, dergileri olsun, National Geographic DAHİ olsun; çok çok sıkılıyorum gittiğim/ya da gitmediğim diyarların fotoğrafları söz konusu olunca.
Gitmişsem zaten görmüşümdür/görmemişimdir; gitmemişsem de belki bir gün giderim bambaşka şeyler görürüm, zihnimin daha bakarken silmekte olduğu
bu görüntü ne ifade edebilir ki bana?
Ama seveni var, sayanı var; hiç kimseleri Yolculuk Fotoğraflarından/ Anılarından soğutmak istemem ve fakat sizleri Şu Sağlıklama Krizlerinden soğutmak isterim. Ciddi bir uzun yaşama oburluğu, sağlık fetişizmi, genç kalma histerisi temelde ağır bir benmerkezcilik, narsisistik
nevroz sağnağı altında yaşamaya mahkûm ediliyoruz.
Önüm arkam sağım solum sağlıklama tufanı- misali.
İşin içinde daima zımni ya da açık bir cinsellik iması var. (İması mı? Borazanı, diyelim.) Zaten açın Psikanaliz Sözlüğünü NARSİSİZM tanımlamasının altında OTO EROTİK kelimesini bulursunuz. E, sizin için açmışken sözlüğü şu iki cümleyi de alıntılayıvereyim cömertçe:
"Yani, kendini, tüm deneyiminin etrafında örgütlendiği bir hareket noktası olarak görmek. Bu anlamda kendini kumsaldaki tek kum tanesi olmadığının ve dünyanın da yalnızca kendi çıkarın için yaratılmadığını keşfetmek, narsisizmin kaybı ile bir arada yürür."
Görüyoruz basınlamamızda sürekli, kendini Kumsaldaki Tek Kum Tanesi zannedenlerin patetik hallerini.
70 yaşındaki gerzek, çirkin adamın Viagra kullanması ya da kullanmamasından/ T sayısı/katsayısından bana ne? Ama 70 yaşındaki çirkin adamın hâlâ bi çocuk daha istemesi, bi çocuk daha yapma iştahası/ arzusu/ endişesi (temelde: Performans Endişesi) dünyada hakikaten fazlasıyla çocuk varken- Üstelik senin yaptığın çocuk sana benzeyecek; pis işler kuracak, jip filan kullanmaya kalkacak! Küresel ısınma, dünyanın sonu- yapma 1 çocuk daha şeyinin kalktığını ispat etmek için! Ayrıca haberim olsun istemiyorum sağlık gidişatından. Seni ve benzerlerini sayfalarda/sayfalarca görmek istemiyorum.
Kanser hastalarıyla ilgili de öyle. 1 adet daha Kanseri
Nasıl Yendim? yazısı okumak istemiyorum! Okumuyorum zaten de, görmek de istemiyorum.
Çok tek kişilik bir uğraş böylesine ciddi bir hastalıkla mücadele etmek. Ama Batı Tıbbı öylesine ilerledi ki bu konuda, pek çok kanser hastası yenebiliyor bu illeti/uzun uzun yaşayabiliyorlar. Allah ve Batı Tıbbı hepsine uzun ömürler versin, ama onların dünyasının merkezi olan Kanserle Mücadele başkalarına (başka kanserliler de dahil) hiç de ilginç gelmeyebilir, inanın bana. Boğuntu hissine refakat edebilir.
Üstelik Kanser Yazarları kendilerini yalnızca kanser oldukları için 'yazar' ilan etmiş kişilerden de oluşuyor.
Varlık nedenlerini, birden başlarına gelen bu bireysel felakete indirgeyenlerden. Ya da yükseltenlerden.
Diyelim Simone de Beauvoir'ın annesinin ölümüyle alakalı yazdığı 'Sessiz bir ölüm' bir inci tanesidir. Alır, tabii ki okurum mesafeli bir ana kız ilişkisinde vedalaşma/vedalaşamama üstüne bu harikûlâde incelikli kitabı.
Ama kendi deneyimin 'biricikliğinden' yola çıkarak; kafaları/ruhları basmaz, elleri/ayakları kalem tutmaz bir sürü insanın illa billa da hastalıklarını yazma inadı/azmi son derece sıradan bir narsisizm kıvrımından başka bir şey değil. İnanın.
Düğün Hazırlıklarını yazsalar aynı şey. Hoş, o daha ilginç ve eğlendirici olabilir gerçi. Diyelim Düğünsalonu Hiltonumuz Süreyya Yalçın 'Taşrada Düğün Hazırlıkları' diye özyaşamsal deneyimlerini yazsaydı ilginç ve matrak olabilirdi. Elleri kalem tutmadığı için böyle saçmalıklarını özel hayatlarının yazmayanların/yazamayanların hastalık onlara vurunca birden yazar/anıcı/bilginatörrr kesilmesini; bir yandan kendilerini bunca önemserlerken, diğer yandan herkesin onları ve hastalıklarını bunca önemseyebileceklerini inatla varsaymaları-
Bana ne onun bunun gerçek yaşından, testosteron seviyesinden, hastalığından ve en mühimi cinselliğinden/skor levhasından.
Temelde hep BU övünmece! Oysa bakın dünkü gazetelerde 103 yaşındaki Hong Konglu, uzun yaşamasının sırrını 30 yaşından beri cinsel ilişkiye girmemesine bağlıyor.
Diyelim bu reçeteyi uygulayacak mısınız? Ya da bu reçete sizin etobur yaşam tarzlarınıza uyar mı reçete manyakları?
Genç göründüğünü zannedenlerden de 'Böööööğh' geldi, harbiden. Nükhet Duru, Bülent Ersoy, sosyeteleme baronesleri 'taş gibi' olduklarını, süper genç göründüklerini varsayıyor olabilirler sabah akşam. (Özellikle: akşam.) Ben onlara baktığımda, yaşsız/ kimliksiz/ geçmişsiz/ şişmiş/ şişirilmiş tepsi gibi suratlarıyla filan Korkutucu Yaratıklar görüyorum. Yakınımda zuhur ederlerse yerimde zıplıyorum.
Yaptırdıkları; kendilerine ait olmadıkları için de katakulliyle edinilmiş mülkler gibi kaygısızca mütemadiyen sergiledikleri memeleri, popoları, karınları filan da öyle. Hiç de iyi gelmiyor insan gözüne.
Ama bu görüntülerin çok 'iştah açıcı' olduğuna dair zıvanasından çıkartılmış bir kanaat, pompalanıyor da pompalanıyor.
Geçen pazar Hakkı Devrim, Dil Gurmesi olarak telefonla bağlandığı Popstar Alaturka'da 'hanım kızım', 'güzel kızım' filan diye hitap ediyormuş artık bir Tim Burton filminde izlemeyi ümid ettiğimiz Bülent Ersoy'a, mesela.
Böylesine bir 7'den 78'e ağır koşullanma hali.
Gencecik nüfusumuz ciddi bir ruh kanseri çeşidi olan (üstelik bulaşıcı bir cins) milliyetçilikten bu denli mustaripken, tüm bu sağlıklama/estetikleme oyunlarıyla oyalama ısrarları büyyük medyalamanın mide bulandırıcı geliyor bana.
Buyrun, bi sağlık sorunumla bitiriverdim.
Epidemik! Post-mortem dünyada herrr şey epidemik!