Bir katkı maddesi olarak ÖTEKİ

'Gürcü kimliğini milliyetçi bir pozisyon olarak değil, hep bir şıklık olarak düşündüm. İnsanın gözü yeşilse güzel bir adamdır. Gürcü ise daha da güzel bir adamdır.

'Gürcü kimliğini milliyetçi bir pozisyon olarak değil, hep bir şıklık olarak düşündüm. İnsanın gözü yeşilse güzel bir adamdır. Gürcü ise daha da güzel bir adamdır. Gürcü'ye sormuşlar 'Gürcü olmasaydın ne olurdun?'
diye, 'Mahcup olurdum' demiş. Bununla birlikte Gürcülük benim için Kürtlerin ya da başka etnisitelerin mücadelesine benzeyen bir problem değil. Ben Türkiyeli olmayı seviyorum, bu coğrafyayı seviyorum, senkronik bir zemini seviyorum. Gürcülüğün benim yazdıklarıma katkısı bu yeşil gözlü şıklık hikâyesinden kaynaklanıyor olabilir. Ama şöyle bir şey de var: Gürcülük bana yabancı olmayı da öğretti. Ötekilik anlamında yabancı... Öteki olma durumunu öğretti. Öteki olma durumu olduğu zaman, hiçbir 'suçluya' karşıdan bakamayacak bir hayatın olur. Gürcü olduğun için kimse seni küçümsemiyor, ama sen biliyorsun yabancı olduğunu. Bunun için cezalandırılman şart değil, ama netice itibariyle sana toplumda dayatılan bir sürü şeyin, bir sürü ifadenin dışında kalıyorsun. Bunları kabul etmek zorunda olmadığını düşünüyorsun; küçük isyanlar bunlar. Sonuç olarak her türlü ötekiyle empati kurabiliyorsun, dolayısıyla ötekiyle empati kuramayanlara ciddi bir öfke besliyorsun.
Bu arada gözlemlerim var tabii ki, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulundum. Çocukluğum Ordu'da geçti ve orada çok önemli şeyler gördüm. İnsanın şaşıracağı, bir edebiyat metninde okuduğu zaman hayran kalacağı şeyler gördüm."
(Radikal Kitap 30/9/2004)
REHA MAĞDEN (MADİŞVİLİ)
Gazeteci ve yazar Reha Mağden, 1955 yılında Ordu'da doğdu. Gürcü bir ailenin çocuğu olduğu için kendini hep mutlu saydı. Çeşitli dergi ve gazetelerde çalıştı. 25 Temmuz 2006'da, akciğer kanserinden İstanbul'da yaşamını yitirdi.
Zarftan çıktı: her sayfasının yarısı Gürcüce, yarısı Türkçe 'Pirosmani' diye bir dergi. Fahrettin Çiloğlu diye bir Gürcü çıkarıyor. "Kimi zaman Uçinmani şapkası giyeceğiz başımıza, kimi zaman Kolheti kıyılarında, Altın Post'a gelenleri karşılayacağız" diyor derginin giriş yazısında.
Arka kapak Reha'dan ibaret: Reha'nın diş diş yeni diş gülen bir fotoğrafı ve yukarda alıntıladığım Radikal Kitap röportajı kısmından oluşuyor arka kapak.
Kerata (Reha) o kadar güzel konuşmuş ki, (hep güzel konuşurdu, hep) alıntılamadan edemedim.
Ben de özellikle 40'ımdan sonra başıma musallat olan Gürcü 'alt' kimliğim üzerine düşünmekteydim zira.
Geçenlerde bir 'partide' Komet: "Mehmet de sonradan çıkarttı bu Gürcü prensliği işini" dedi.
Soluğu 'Mehmet'le kast edilen Güleryüz'ün yanında aldım. "Sen Gürcü Prensi misin yani? Geçenlerde 1 Hürriyet Köşecisi benim için 'Ne yani Gürcü prensesi misin?' yazdı. Ben mesela, Gürcü köylüsüyüm," dedim. (Köylülerin prenslerin niceliğine sonsuz merakıyla.)
Mehmet başını dikledi "Her Gürcü bir Gürcü prenstir, Gürcü prensestir" dedi. Ki işte ancak 1 Gürcü'nün verebileceği cevap! Aynen 'Mahcup olurdum' gibi. (Megalo? Ego?)
Ve de beni 'Gürcü' olduğumu illa da keşfetmeye taksi şoförleri itmiştir. "Abla, nerelisin?" diye sorduklarında (annemin memleketi olmasından yola çıkarak) "İstanbulluyum" demenin HİÇBİR ŞEY ifade etmediğini gördüm. Tamam orda doğmuş, büyümüşümdür; anneannem de öyle, annem de- ama NE YANİ?
Babanın memleketiymiş doğru cevap!
Ben de 'Orduluyum' demeye başladım. O zaman bir 'anlamı' oluyordu memleketimin. 'İstanbulluyum' demek 'Hiçbiri' ya da 'Aşağıdakilerden hepsi' gibi bir cevap. Sonra da "Bunlar kalkmış Gürcistan'dan gelmişler"e vardırdım işi.
Hiçbir yer'den ÖTE bir yerden oluyorsun Gürcistan'dan olmakla. Ayrıca çok inatçı, çok kindar, çok hafızalı, çok saldırgan adamlar Gürcüler: Tabiatımı 'gerekçelendirme' imkânını da tanımış oldular bana genetikman. Teşekkür ederim.
Öteki olmak ya da olmamak/olamamak.
Ben gerçek anlamda ÖTEKİ statüsüne/ya da statüsüzlüğüne annesi babası ayrılmış bir çocuk olarak kavuştum. Zira benim annemle babam ayrıldığında çok çok azdı 'öyle' çocuklar: Parmakla gösterilecek kadar az.
Öteki olmak, ta nerelerden başlayıp
"I am a creep
I don't belong here"a kadar uzanıyor. İki güzelim çocuk Radiohead'den bunu dinleyerek atmışlardı hani kendilerini Ataköy'deki binadan aşağı. İki yeniyetme. Öldürmüşlerdi kendilerini.
'Öteki'nin nasıl karşılandığı, 'öteki'nin bunu nasıl yaşadığı- Diyelim ben Gürcü bayrağını omzuma şal diye alsam, boynuma atkı diye sarsam; bu olsa olsa muzipçe/zırva/şık ya da rüküş: öyle kaldırılabilir bir şey bulunabilecek iken-
Bir Kürt kalkıp Kürt bayrağını omzuna atsa; gör başına neler gelir!!
Belki de her şey ÖTEKİnin ötekiliğinin altını çizmesiyle, ötekiliğine sahip çıkmasıyla alakalıdır.
Tatarlar, Çerkezler, Lazlar, Gürcüler, Boşnaklar: yani farklı bir etnisiteden olmaları latif/şirin/tatlı/hoş/beğenilesi 'azınlıklar' kendi kimliklerine daha bir asılsalar, belki de yaygın ve salgın bir hastalık olan 'Kürt Düşmanlığı'ndan daha az çekeceğiz.
Ya da: tam tersi mi? Bir hastalık kıvamını almış bulunan 'Karadenizli Uşaklar' kimlik gecekondusunu;
bu kadar yoğun bir Kürt düşmanlığı, Ermeni düşmanlığının böylesi güzel bir coğrafyayı alenen esir alıyor olmasını- düşünmemiz lazım.
ÖTEKİnin ötekiliğini NASIL/NE KADAR ve NEREDE yaşamasına izin verebileceğimiz üstüne, düşünmemiz lazım.
(Düşünsün işte düşünen beyinler! Şerif Mardin'in evödevlediği üzre.)
Ben şahsen çok sıkışırsam/sıkılırsam bu ülkede Gürcistan'a göç edip 'Mavi Melek: Uzay Üssü ve Üstü' konseptinde 1 Sığınmacı Kadınlar Köyü kurmayı düşünüyorum.
Bir tür bağımsız devlet yani.
Hiçbir sakıncası olacağını da zannetmiyorum. Açılışı Cüneyt Arkın yaparsa hani.