Bu Yargıtay'la, Anayasa Mahkemesi'yle; nereye kadar??

Yargıtay 9. Dairesi, Pınar Selek hakkında 'ceza verilmesine gerek olmadığı' yönündeki kararı bozdu.

Yargıtay 9. Dairesi, Pınar Selek hakkında 'ceza verilmesine gerek olmadığı' yönündeki kararı bozdu.
1 Ekim'de YENİDEN görülecek Pınar Selek'in davası.
Böylece 'Jeanne d'Arc'ın Çilesi' misali Pınar'ın yıllardır bitmeyen/sona erdirilemeyen çilesi yeniden başlayacak.
1 Ekim'e sayılı gün kala, Öcalan'ın yok Pınar Selek'e 'abayı yaktığına',
yok 'evlenme teklif ettiğine' onun 'düşünmekte olduğuna' dair çıkartılmış olan iğrenç ötesi ve berisi dedikodular, iftiralar, karalama kampanyaları, tam bir Zamanlama Şaheseri, her zaman olduğu üzre pek tabii ki.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi İSE Baskın Oran ve İbrahim Kaboğlu hakkındaki beraat kararını bozmakla kalmadı.
AYRICA TCK'nın 312/2. maddesinde düzenlenen 'sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde 'DÜŞMANLIĞA ve KİN BESLEMEYE ALENEN TEŞVİK' suçunu işledikleri gerekçesi ile MAHKğMİYETLERİNİ istedi!!
Baştan alalım: 216/1.'den açılan davanın beraat kararı bozulmakla kalmıyor. Bir de 312/2. sıçratılıyor 2 akademisyenin üstüne.
N'apmışlar?? AZINLIK HAKLARI ve KÜLTÜREL HAKLAR diye bir rapor yazmışlar.
Haydaaa!
Azınlık Hakları'nı ham etmekle kalmayacak 1 devlet, 1 millet: bu konuda rapor yazan bilim adamlarının da önce mahkemelerde sürünmesi, sonra da mahkûm edilmeleri istenecek.
Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hrant Dink'i 301'den mahkûm ettiğinde
onayladı Yargıtay.
Anayasa Mahkemesi'nin '367 Kararı' ise (hukuk tarihimize altın harflerle kakılması gereken) malumunuzdur.
Şimdi hakikaten, hiçbir Anayasa, 12 Eylül Anayasası'ndan daha kötü, daha kısıtlayıcı, daha hukukun özüne aykırı olamaz zaten-
Bu Anayasa'nın bize acayip dar geldiği ortadadır. AK Parti Hükümeti'nin CHP'den filan da gaz alarak 301'i kaldırmadığı da.
Yani pek tabii ki Yeni Anayasa'ya EVET! Yok uzlaşalım, uzlaşalım! diye tepinenler, hiç kimsenin uzlaşmasıyla yapılmamış, yalnızca uyuşturulmasıyla yapılmış 12 Eylül Anayasası'ndan memnun ve mesut olanlardır esasında-
Ve fakat "Aydınlar sesini çıkarmıyor" diyen Başbakan, aydınların ifade özgürlüğüne dair küçük parmağını uzatmayı/oynatmayı düşünmekte midir, nedir- bunlar karışık konular.
301'in bırakın tepemizde sallandırılmasını, tümmm O Çirkin Mahkeme Baskınları'nı önleyebilirdi AK Parti Hükümeti.
Abdülkadir Aksu'nun Pişkinlik Rekortmenliği'nden alınması iyidir, hoştur ve fakat Cemil Çiçek BU (yeni) hükümetin saygıdeğer bir sözcüsü, her halttan mesul gözcüsüdür aynı zamanda.
Bizler, BU hükümete NE KADAR GÜVENEBİLİRİZ?
BU YARGIYA güvenemeyeceğimiz bu denli malumken.
Buyrun: işte YARGITAY kararları. Bir sürü Özgürlük Kısıtlamaya Adanmış Beyin yargının tepesinde hayatlarımız üstünde ahkâm kesmekle meşguller.
Peki AK Parti, demokrasinin devamlılığı adına, en kötü seçim neticesinin DAHİ seçimsizlikten yeğ olması adına, Askeriye'ye karşı halkın oylarının iş başında olması adına kendilerini zımni ya da açık açık BUNCA desteklemiş olan Aydınlar'dan yana mıdır, değil midir?
Yargıdaki Kafalar seni de yakar, beni de. Ben düşüncelerimi ifade ettiğime göre en çok beni yakar. Ama mesele, BU hükümet özgürlüklerin yanında
duruyor mu, durabilecek mi?
Yalnızca Türbanlı Kızın üniversiteye gitmesinden, ya da Çankaya'ya girmesinden ibaret değil zira özgürlükler.
"Senin özgürlüğün benimkini döver" de değil.
Hakiki demokrasiye geçmiş, bunu becermiş bir Türkiye. Ya da bir HİÇ.
Bir HİÇ olmamızda kararlı Yargı Mensupları var. Statünün Bekçileri
işşş başındalar.
Aydınlar ve fakat, Aslanlar'ın önüne atılan lokmalardan mı ibaret kalacaklar, özgürlüklerin genişletilmesi için saygıdeğer savaşçılardan mı sayılacaklar- AK Parti'nin sınavı BU sorunun cevabındadır. Esas.