Bülent Ersoy'un gerçekçilik yerleştirme sınavı

İsmini hatırlamıyorum. </br>Sabah'ın eklerinden birinde bu kış İzzet Çapa'nın Tepebaşı'ndaki kulübünde şovuyla movuyla sosyetelemeyi sallayan bir (transseksüel) hanımefendinin mülakâtı çıkmıştı.

İsmini hatırlamıyorum.
Sabah'ın eklerinden birinde bu kış İzzet Çapa'nın Tepebaşı'ndaki kulübünde şovuyla movuyla sosyetelemeyi sallayan bir (transseksüel) hanımefendinin mülakâtı çıkmıştı.
"Bülent hiç sahip çıkmıyor (diğer) transseksüellere; ama onun aleyhine şeyler söylenince, yazılınca benim içim sızlıyor" vari, son derece gönülden gelen bir siyaseten doğruculukla, unutamadığım bir cümle etmişti.
Siyaseten doğruculuk, siyaset bilimi okumakla (ve okuduklarının yüzde seksenini üstünden başından dökmekle) olmuyor; vicdan, beyin, hakkaniyet duygusu, merhamet ve zekânın karışımıyla- Yani nasıl bir kimya, ya da simya söz konusuysa artık, bazı insanlarda oluyor-
Bazıları da ne kadar 'En İngiltere'ye ben gittim, en çok okumayı, televizyona Pişekâr olarak çıkmayı ben yaptım' yapsalar da- Vermeyince Mabut misali, ilk Demokrasi Sınavı'nda (memleketin postallanması filan) titiz (ve duruzekâlı) örgü çalışmaları, anında çorapsöküğü oluyor, oluveriyor.
Bi Köşekapanı'na 'insert'le geçirmelerimiz bir yana, Bülent Ersoy da nerdeyse doğuştan şuursuz, gönülden siyaseten yanlışçı, merhametsiz mi bakarkör bir tip.
Ama yine de 20 günlük 20'lik 'kocası' genç bir kızla (Demirhan Hararlı tarafından) öpüşürken yakalanınca, vallahi de billahi de üzülmedim değil.
Nerdeyse torunu yaşındaki bir Kasaba Çocuğu'nu ailesiyle birlikte alıyor, biz milletçek SATILIK AİLE levhası görüyoruz bu tuhaf mı ucubik 'evlilikte'- O ise ısrar muhabbet acayyip 1 Yeni Gelin/Normal Teyze diline transatlantiklemekte hiçbir beis görmüyor. Duymuyor.
"Atı alan Üsküdar'ı geçti. Armağan BEYİN tapusu bende" demeler.
"Kocamın ailesi beni TERCİH EDERKEN doğurganlık hususiyetimin olmadığını biliyordu" vari açmalamalar. (Poğaça bulamayıp)
Sonra tabii Evlilik Sorunsalı'nı gündeme düşürüyor magazinlememiz. Haksızlar mı? 1 nebze tutarlılık istiyorlar: Madem Bülent hanımefendi böylesine 'Normal 1 Gönül İzdivacı' yapmış gibi büyükbüyük
harflerle yapıyor- Onlar da Şefika Teyze gibi takılıp (ki çok severler Aksaraylı Şefika Teyze rollerini) "Bebek ne zaman??" filan yapıyorlar. "Lohusa şerbetini yakında içebilecek miyiz?" demedikleri kalıyor.
Herrr açıdan yüzde bin beş yüz haklılar. Bülent Ersoy'un Karunella kadar zengin olduğunu, onun bitmez tükenmez istekleri yüzünden yıllardır pompalamıyorlar mı? "Şu yüzüğüm 100 trilyon, şu gerdanlığım 15 bin yumurtabalon, şu sandaletlerim 2 kat 1 yat değerinde," yaparken filan, onu fevkalâdenin fevkinde (s)ağırlamıyorlar mı?
3-5 yıl önce maddi/manevi dibe vurduğunu, bir giriş katında oturup akşam yemeklerini Zeki Çetin'in yerinde yiyerek Görkemli Kaybedenler/Şahane Züğürtler müzikalini sergilediğini hepimizden iyi bilmiyorlar mı?
Ama 'Haz'a Hanfendi' rolündeki yırtıcı ısrarına saygı gösterip ve bu tiyatrolamalar işlerinin natürel 1 parçası olduğundan; yok pırlantalı Adidas'ları şu kadar, yok cep telefonu şöyle on bin karat itmeli
kakmalı: yap yap bir yere kadar.
Şimdi de Bu Evcilik Oyunu'na 'normalmiş', bu Onurlu Kasaba Ailesi'ne Bizim Taze gelin gitmiş, tiyatrolaması yaparken- E, tabii bebek geliyor
akıllarına, devamlılık sorumluları gibi.
Bülent Ersoy nasıl dualardualar edip bir teravi kılıp uyumuş (çokçokçok dindar ve Türk Milliyetçisi ya:
eminim oyunu Gündüz Aktan'ın MHP'sine vermiştir)
sabah uyandığında hiç ama hiç 'benimsemediği'
penisçiğini vajinalaşmış bulmuş GİBİ yapıyorsa- Doğuştan Dua Kadın ise yani- Bir de ufak tefek bir kadın olduğuna dair Nosyon Yırtılmasına sahip.
Cem Adler Günleri'nde de demişti. "Japone 1 bebek istiyorum. Japone 1 yumurtadan.." 'Japone kol' diye demode bir biçki-dikiş tabiri var. (Ruhat Mengi bilir mesela.) Ama Japon ırkından gelenlere Japonyalı, Japone filan değil JAPON deniyor; etek altına giyilene de JÜPON.
Tam 1 Japone Bebek Sarmalı'na dolanmışken, eminim kendisine çılgınca âşık olarak evlendiğine inandığı ve mütemadiyen emirerini azarlayan korgeneral gibi azarladığı Tapulu Kocası, genç bir kızla öpüşürken basılıyor! Çokçok Secret 1 Kır Lokantası'nda.
İşte Bir Oyun daha Bülent Hanım'ın başından aşağı yıkıldı! Hiç bu dillere girmeseydi, tapulamasaydı bu hakikaten onursuz, gurursuz genç adamı ve ailesini, birlikte yaşasaydı ya da yaşar gibi yapsaydı; uzun vadede Filleşmiş Egosu için çok çok daha iyi olmaz mıydı?
Biraz daha az incinmez miydi Narin Kalbi?
Ruhu daha az kanamaz mıydı? (Kalmış ise Ego Baskınları'ndan bunlar tabii ki.)
O Çocuğun ne mene 1 şey olduğunu, ne fena 1 Postmortem Bukalemun, anlaması için; 2 yıl önceki KızKıvrak Danslarını izlemiş olmamız Seda Sayan Şov'da; yetmez miydi? Yetmiyor muydu?
Ah Bülent Milli Abla, ihtilaçların nasıl gözlere mil çekebildiğine ispat olmak zorunda mısın 2 de 1 de?
Ruh Tıkanması dedikleri, BU mu yani?
İhtilaç ve ihtiyaçlarla dönüyor gözlerin. Ve fakat İçe Dönmek yok, Az Fazladır! demek yok. Belki bu nedenle, hem de sesin olduğun halde, tüm o kanaviçeler gibi hassas şarkıları katledip patlamış mısır tatsızlığına çevirmekte üstatlaşmışsın İç yoksa zira, sanat da mümkün olmuyor.
İcra edilemiyor, Ruh göçmüş ise.
Şarkıların basbağırtıdan öteye bir milim, bir miligram- Gidemiyor, ah! gidemiyor. Hep bu nedenlerle.