Bülent Ersoy'un 'haklı' isyanı

İki pazar önceydi. (Pazar yeri değil, günlerden pazar kast ediliyor, Hakkı bey.) Ben artık televizyon izlemeyi bıraktım! İki yıl önce bu köşe(m)de yazarken nerdeyse 'müptelalık' sınırlarını zorladığımı hatırlayacaktır </br>Hafıza Okur.

İki pazar önceydi. (Pazar yeri değil, günlerden pazar kast ediliyor, Hakkı bey.) Ben artık televizyon izlemeyi bıraktım! İki yıl önce bu köşe(m)de yazarken nerdeyse 'müptelalık' sınırlarını zorladığımı hatırlayacaktır
Hafıza Okur. (Öyle 1 okur çeşidi var dokurlar arasında).
'Nefreth! nefreth!' oldum Türk televizyonculuğuna ki, bunu da ayrı 1 yazıda işleriz. (Amma çok konu birikmiş domuzcuk kumbarada.)
Ama işte Buzda Dans'a; Tuğba Ekinci/Sema Çelebi/Ayşe Arman arasında cereyan eden Ağır Banalite Sarmalı'na kendimi kaptırmadan edemedim. Ki, bu üç kadın Türk Tipi Kadınlık Mahşerinin 3 Atlısı olarak da ayrı bir yazıyı hak etmektedir. (Yazı(m) ilerki mutlu günlerin Yazı Listesi'ne dönüşüverdi.)
Buzda Dans'ta dayanamadığım tipler var: Behzat Uygur, Okan Karaca, hani Şesu'yu canlandırıyordu o çocuk misali-
Onlar konuya damlayınca zaplıyorum: E karşıma natürel olarak Popstar Alaturka çıkıyorlar. Transgender Bülent Ersoy haz'a hanımefendinin Türk Kadınsılığının Transatlantiği olarak karasularımıza oturduğu program hani.
Anladığım kadarıyla Osmantan Erkır bi zerafet/bi tatlılık/bi
nebze siyaseten doğruculuk filan yapmak istemiş (böyle incelikleri Armağan Çarrlayan düşünmüş olabilirler) geçen yarışmanın birincisine 'Sarı Gelin' söyleterek açtılar programı. Böyle bir 'Hrant Dink'in Sevgili Anısına' duruşu ki, popüler kültürün ortalamanın üstünde fevkâlâdenin fevkindeki etkilerini düşünürseniz, son derece hoş ve takdir edilesi bi yaklaşım-
Dememize kalmadı- hop, güm, şaralop Bülent Ersoy LAFA girdi! Ama ne girmece. Diğer cüri üyelerine ve o programı izleyenlere Hz.Eyüp sabrı ihsan edilmiş. Ben Bülent Ersoy ağzını açtığı anda, başka kanallara ışınlanıyorum normalde.
Bazen de karşıkoyamıyorum gerçi: Diyelim kebabı nasıl sevip yağlarını nasıl ellerinden aşağı şıpır şıpır damlatarak yediğini şehvetle anlatırken filan denk gelirsem; O Sahte Sultan Edalarına 'kaliteli' olduğunu varsaydığı kalitesizliklerine, düpedüz düşüklüklerine/avamlıklarına takılabiliyorum ister istemez. Zira inanılmaz bir Sağ Gösterip Sol Vurma Tiyatrosu sergilenen. Memleketin iklimini yaratıklandıran genel yayın yönetmenlerinin kompozisyonlarında da izlemeye doyurulamadığımız. Misali.
Açtı ağzını yumdu gözünü Bülent Ersoy. Ki, konuşma 'stilini' Bilinçakışı Tekniği ya da 'Ordunun dereleri aksa yukarı aksa' tekniği diye tanımlamayacak isek ancak akıl/vicdan/izan/fikir/mantık: göz yumulması yani kısaca, tüm bu yetilerin kapatıldığı, kepenklendiği üzerimize; ve Şuursuz 1 Ego'nun mütemadiyen konuştuğu bir Topaçlama Körlük Faciası diye filan, gönül rahatlığıyla nitelendirebiliriz.
Arada biliyorsunuz gaz kaçırır gibi alabildiğine müstehcenleşiyor: RTÜK'leniyor filan. Oysa 'motor değil de' (kendi tanımı) namuslu bir ev/saray hanımefendisi olduğuna inanmamızı da talep ediyor.
Zaten temel hususiyeti bu Ersoy'un: sonsuz bir talepkârlık.
O içsel tiyatrosunda istediği rolleri kesip, ipe sapa gelmez repliklerini atarken, ne Allah'ü Talâ'nın kendisini çok çok sevdiği için bahşettiği (ve sonsuz olduğuna inandığı) yeteneklerini sorgulayacağız. (Oysa epey zamandır BERBATH şarkı söylüyor diyelim. Yalnızca basbasbas bağırıp hakikaten içli olabilecek parçaları katlediyor.) Ne de çift standartlılık/iki bin yüzlülük/derin tutarsızlık diyemeyeceğim; hepsinin fevkinde cereyan eden Şahsi Akıl Fikir Tutulmaları'nın bir Ay Tutulması kadar güzel ve eğlenceli olduğuna inanıp, ne halt etse/ne dese illa da görmezden değil de, hayranlıkla, alkışlar takdirler bizden Yüce Diva'ya- böyle izleyeceğiz. Bunu bekliyor inatla, bekleyebiliyor!
Efendim Hrant Dink'in cenazesinde haykırılan 'Hepimiz Ermeniyiz' şöyle yanlış, böyle yanlışmış, şöyle böyle olamazmış! O: şöyle Müslüman, böyle dinibütün, ağır milliyetçi, koyu mu koyu kıvamda 1 Türk hatunu ya- Asla kabul edemezmiş! Asla! Asla! Asla!
Kimse onu dininden imanından koparamazmış! Hani topaçlamaya doyamadığı beş-on Osmanlıca kelime ve yine beş-on dini kavram var ya Arapça. Başladı pek tabii: Allah'ü Talâ/alâ valâ'lamaya. Her Ramazan'da ne kadar dinibütün olduğunu kaşımıza gözümüze sokar on yıllardır. Şimdi işte, aklınca, top ayağına geldi! Ne kadar dindar artı milliyetçi olduğunu, 'Ermeniiii' olmanın onun için nasıl mümkünatsız, nasıl a! olacak iş değil! olduğunu haykırıp, o salondaki birkaç denyonun alkışını alacak. Tribünlere oynuyor yani; ama en mühimi yıllardır izlediğimiz için tanıyoruz Ersoy'u: kendi iç tribünlerine oynuyor!
O sloganın niye söylendiğini, ordaki dayanışmacılığı, ötekileştirilenle özdeşleşerek, "Senin için ne diyorlarsa, sana ne yapıyorlarsa; bana da yapsınlar işte yanındayım/yamacındayım kardeşim benim" hissiyatlanmasını- Yoksa 'Ermeniyiz!' demekle Ermeni, 'İbraniyiz!' demekle 'İbrani' ve hatta (Ersoy gibi) 'Müslümanız!' demekle Müslüman olunamayacağını filan kafası basmıyor.
Ama bu millet sonuç olarak onun transgender olmasını kabul etmiş. Erkek olarak doğup kadınlığa Batı Tıbbı'nın yardımıyla, ameliyatlarla, hormonlarla filan geçiş yapmış kendisi. Ama ondan ötesi tufan! Zaten o 'gey' değil biliyorsunuz. Transseksüel hiç değil!
Bu memlekette geyler, translar ne eziyetlere/ne tacizlere uğrarken gıkını çıkarmaz. Zira o Allah'ü Talâ'nın bi anlık dalgınlığıyla olsa
gerek, 'yanlışlıkla' erkek olarak doğmuştur. Sonra duaları neticesinde bi sabah kalktığında bi de bakmıştır ki! Aaa penisi düşmüş, memeleri, kalçaları, dudakları fırlamış, kılları yok olmuş filan felan.
Oysa transseksüel olduğu için Cunta tarafından bilmemkaç yıl sahneye çıkması yasaklanmış, demokratik bir hakkı (çalışma hakkı!) gasp edilmiş birinin az biraz daha saygılı/özenli/edepli/düşünceli olmasını beklersiniz- bekleriz değil mi? Yooo. Ne gezer.
Açtı faraşını, süpürüyor da süpürüyor ortalığı. Programın sonlarına doğru Ersoy'un yüce milliyetçi/dindar mevcutlu şahsiyeti yüzünden kaş yapayım derken göz çıkarmış bulunan Osmantan Erkır "Ermeni vatandaşlarımızın kalbini kırmışsak" filan diye özür dilemeye çalışıyor.
Ne mümkün! Bodoslama Milliyetçimiz yine dalıyorlar ortalamaya. Bir kere o asla haddini aşmaz. Haddini bilir de bilir. Yahudilerden de ahbapları var ('mesela: Jumbo'nun sahipleri'- aynen böyle dedi)
Ermenilerden de. O yücegönüllü trans onlarla ahbaplık ededursun, ennnn yüce dinin ve milletin mensubu bir 'çocuk' olarak, esasında
onları nasıl da horrr gördüğünü ve onlara 'dönüşmesinin' nasıl da
imkânsız olacağını o koca sesiyle (yine herkesi on dakikalarca kapatarak) höykürür de höykürür! Özür de dilenemedi yani sayesinde.
'Bülent Ersoy Milliyetçiliği', 'Bülent Ersoy Dindarlığı' diye nitelendirebileceğimiz bu amorf/bu hünsa/bu hilkat kavramlar tüm bu düşünsel 'oxymoron'lar ve bizatihi moronlar öylesine yaygın ve egemen ki bu topraklarda; sırf temsili değerlerinin yüksekliği/yükseltilmesi nedeniyle yazı konusu edilmişlerdir.
Bunu, bilesiniz.