Büyük münazara uykusu

Gazeteden aradılar. Beni aradıklarında da genellikle içimi pır pır ettiren bir haber oluyor. Diyelim: 'Nur topu gibi bir davan daha oldu' vs. Onun için ben bekliyorum çabuk bir heyecanla Erdal Güven ne diyecek?

Gazeteden aradılar. Beni aradıklarında da genellikle içimi pır pır ettiren bir haber oluyor. Diyelim: 'Nur topu gibi bir davan daha oldu' vs. Onun için ben bekliyorum çabuk bir heyecanla Erdal Güven ne diyecek? Bu pazar gününe konulu gazete yapıyorlarmış: Baykal/Erdoğan görüşmesi yazılacakmış. Ben de seyredip yazar mıymışım?
'Emriniz olur üstat' demedikse de; öyle bir mültefitlik, uyumluluk, güler yüzlülük, büyük şehir çalışıyor şudur budur - "Tabii ki" dedim, "bana da konu çıkmış olur."
Konusuzluktan kıran girdi sanki köşe topraklarımıza. Nerden akıllarına gelmiş böylesi orijinal bir konu? komşu?
Havalar acayip pastırma yazı/pastırma yazı gidiyor. İnsan 'Haydi, hooop: hep birlikte Mini Maus üstüne yazı yazalım' der. Ya da hissiyatlanmalar üstüne. Baksanıza ne kadar hissisat tramvayı bir milletiz. Diyelim şu 'aldatmak' meselesini yeterince tartıştık mı, bir neticeye bağladık mı?
İlk duyduğumda algılayamadım da. Bende böyle bir ilk duyduğunda işin vahametini kavrayamama sorunu var. Tamam. Türk'ün aklı sonradan başına gelir. Ama bu Türk'ün aklı başına hepten sonradan sonradan geliyor.
Allah için bugüne dek, ne konu siparişlediler ne de sansürlediler. Bi de özellikle genç köşeciler arasında moda olan bi YIKAMA YAĞLAMA olayı var.
Şöyle Çizmeli Kedi gibi yerleri süpüren reveranslar yaparken: "Efendim, efendilerimiz: yüce patronlarım, yayınella yönetmenlerim. Ben naçiz kulunuzu bu işe aldığınız ve buralarda tuttuğunuz için."
Böyle de olunabilir yani. Bir ömür Nankör Kedi'likle geçmez. Böyle bir yıkama/yağlama Çizmeli Kedi'liği.
Bi kere ilk kez 'konulu gazete pazarı' yapacağız diye arıyorlar. Maddi imkânsızlıklar zorluyor tabii olayı. İstemez mi onlar şimdi 'kokulu gazete' vermek? Diyelim bir hafta vanilyalı Radikal. Bir hafta kakaolu. Sonraki hafta çilekli, karpuzlu, kivili. Daha proleter takılmak icap ettiğinde kömür ya da karpit kokulu.
Yapamıyorlar kokulu Radikal, ortaya konulu bir Radikal yaptıracaklar.
Yok hocam, bir de kimyadan sözlüye kaldırsaydınız.
Geçtik biz ister istemez Kanal D'nin karşısına. Bi kere sözz vermişiz. İkincisi serde itaat olayı var. Uyum olayı var.
Başladı bunlar. Yani ortada Başak Burcu Uğur Dündar, iki yanında burçlarını bilemeyeceğim Baykal'la Recep Tayyip Erdoğan.
Keşke burçlarını bilsem de, ondan konuşsam. Diyelim 'Akrep Baykal, Yay Erdoğan'ı germemek için arka pasajlardan dolandı' tarzı.
Ya da şöyle bir karizma/vücut dili/kravatların okunması meselesinde atmaca olsam. Atsam ortalığa: "Baykal'ın kırmızı kravatı ters tepebilirdi. Allah'tan Sn. Dündar'la Sn. Erdoğan'ın kravatlarındaki çizgilerin yönlerinin uyumu, şakraların kapanmasını önledi." Ki bu yorum: moda/feng shui/spiritüalite/reiki her şeyi içeriyor diyelim. Getirebiliyor muyuz? Getiremiyoruz. Yorum getiremiyoruz!
İşte bütün mesele. Pek uyumluydular.
Pek efendiydiler. Pek beyefendiydiler. Hiçbir konuda anlaşmamaları diye bir şey söz konusu değildi. İşte medeniyet buydu! İşte özlenen 'fusion' sağlanmıştı!
İşte biri sağdaydı, öbürü soldaydı.
Pardon. Hangisi sağda, hangisi soldaydı?
Birbirlerinden yani ne farkları vardı?
Belki dinlesem, şu uyku belasını kafamın üstünden def edip ne dediklerini TAM takip etsem, anlayacaktım. Ama benim bu tarz siyasetçilerle ilgili böyle bir sorunum var. Onlar konuşmaya başlıyorlar, ben uyuklamaya.
Uyukla babam uyukla. Arada biraz kendime geleyim diye CNBC-e'ye sıçrıyorum. Şahane Tim Roth filmi var. Şov'da Gülben Ergen var.
Şimdi onlara takılsam harbiden ayıp olacak. Dönüyorum kös kös Kanal D'ye. Ama gözlerimi, kulaklarımı, ruhumu açık tutmamın imkânı yok. Acayip içi boş sözler. Ayrıca bayağı sarih, net söyleniyorlar.
Karmaşık ya da zor değiller. Yani söylediklerini anlamamam, dinlememem için hiçbir neden yok. Ama ne oluyorsa oluyor sözler bu ikilinin ağzından çıkıyor, kulağına varmadan dağılıp parçalanıyorlar. Tuzzzla buzzz oluyorlar.
Partisinin 'muhafazakâr' çizgisini şöyle açıklıyor mesela Sn. Erdoğan. Onlar için aile önemliymiş/aileymiş/değermiş/mühimmiş. Aileden yükselip diyelim dünyada lobilerimizi de kurabilirmişiz. Yeminlen böyle anlaşılabilir; ama içinden çıkılmaz şeyler söylüyorlar. Yazarken de acayip uykum geldi: Sahi kim bu ekstra ekstra uyumlu adamlar? Nerden yollanmışlar? Ne işe yararlar?