Çıkıdık çıkıdık çıkıdık

Yoksul ve fakat onur(suz) yazar, bir yandan bağıra çağıra konuşarak balkonunda tepinen işçileri seyretmekte; onlar, çatıyı aktarırken oluşturdukları moloz yığınlarını, ilkel bir vinç sistemiyle aşağı sarkıtırken, balkonunun nasıl da kirlendiğini düşünerek kontrollü bir elem ve kedere gark olmaktadır.

Yoksul ve fakat onur(suz) yazar, bir yandan bağıra çağıra konuşarak balkonunda tepinen işçileri seyretmekte; onlar, çatıyı aktarırken oluşturdukları moloz yığınlarını, ilkel bir vinç sistemiyle aşağı sarkıtırken, balkonunun nasıl da kirlendiğini düşünerek kontrollü bir elem ve kedere gark olmaktadır.
GARK: Güzel kelime.
GURK: Karşılığı bulunamadı.
Yalnızca diyelim 'Üzüntülere gark gurk oldu' tarzı bir pekiştirme hadisesi olarak -o da çok çok çok zorlanılırsa- kullanılabilir.
Köşe yazarı, köşe yazarlığı kurumunun anti-Civaoğlu liginden kabul edilebilir bir konumda bulunduğundan, diyelim beşinci sınıf bir kariyer ve gelirle yetindiğinden, hem böyle vahşi bir çatı aktarımına maruz kalabilen bir dairede oturmakta hem de diyelim bu hay huy esnasında
-şahsiyetinin ve gelir diliminin- beşinci sınıflığından diyelim Maldivler'e kaçamamaktadır.
Öyle insanlara hayrandır: Diyelim evleri boyanırken gidip Hilton'da -beş yıldızlı- kalan insanlara. Ama bırakınız ekonomik statüsünün düşük ligde kalmışlığını, bu fakirimtrak ve fakat kayıp yazarın öyle miktarda paraları olsa dahi, kuşkusuz kalkıp gidip -beş yıldızlı- Hilton'da ve hatta Beyoğlu'ndaki 'Otel Penguen'de kalamayacaktır. Zira, aldığı ağır püriten eğitim ve talim, onun parayla ilişkisinin daima tuhaf ve yani ilişkisiz olmasına neden olmaktadır.
Ne kadar parası olsa da, kendini paralı hissedememektedir. Onun için parası olmadığı dönemlerde kendini çok daha iyi ve yani YERLİ YERİNDE hissetmektedir.
YERLİ YERİNDE: Güzel kelime.
YERLİ?: Burda yani bir 'yerli' (diyelim) Kızılderili?
YERİNDE?: Yerinde midir? Onun yeri neresidir? O Kızılderili diyelim Idaho'da yerli yerinde değil de, yerli yersiz midir? Bknz: 'Yerli yersiz konuştu', cümlesinde olduğu üzere.
Opera ve Bale Genel Müdürlüğü Genel Müdür'ü köşe yazarını arayıp konuşmak istemiştir.
Ama o gün on dokuz ayın pazartesini yaşamakta olan yazar, aynı anda hem Beyoğlu, hem Beşiktaş tapu dairelerinde görülmüş, Beşiktaş tapuda çalışanların verimliliğine hayran kalmış, Beyoğlu Tapu Dairesi'ne eseflerini bildirmiştir.
Buna karşılık -yani yazarın Beşiktaş'ı beğenme, Beyoğlu'nu beğenmeme hislerine karşılık- Beyoğlu Tapu Dairesi 'hediye! hediye!' diye tutturmuş, Beşiktaş Tapu Dairesi ise efendilik, sürat, zekâ ve güler yüzlülükle işleri yürütmüştür.
Köşe yazarı, aynı gün hem bir lamba imalathanesinde, hem bir (bitmiş) inşaatta, hem de bir nalburda orta boy bir merdiven alırken tespit edilmiş, nice işten sonra (AÇINIZ: NİCE İŞŞ) bir ahbabıyla Lipton çay içip (reklamlardaki modelden) tavuklu sandviç (KULÜP SANDVİÇ) yemeye dahi muvaffak olarak 'En Hızlı İş Gören İnsan' kategorisinde, ilk beşe kendini layık görmüştür.
Bunca işten sonra evine varan ve balkondaki hayda da huyda da yük ve moloz boşaltma -balkon pahasına- işlemlerini çabucak kaydediveren yazarcık, Devlet Opera ve Balesi işine tam da uzanmaya karar verdiği anda, telefonu orta şekerli çalmaya başlamıştır.
Arayan gazeteden Çilekeş Cevdet'tir.
Çilekeş Cevdet: "Yazıdan ne haber abla?"
Yüzsüz Yazar (biraz kıkırdayarak): "Sorma şimdi başlıyorum Cevdet."
Çilekeş Cevdet: "Bu hafta erken yollanacaktı. Sana söylemediler mi?"
Dalgın Yazar: "Söylediler. Tüüüüh. Unutmuşum, hemen yazıyorum. Olacak iş değil. Çok özür. Çok çok çok çok özür dilerim Cevdet."
NİCE İŞ AÇILIMI: Arada bir bankada, bir hesap açılma işi görülmüş, bir diğer hayatının ana bankası (İşşş-Beşiktaş) ile iki telefon konuşmasıyla, bir değil iki değil, üç hiş, pardon iş halledilmiştir.
Ordan faytonuna atlayan yazar, -NEREDEN?-cümlenin orasından- olay yerinden uzaklaşmaya karar vermiş, ama bu tüketici -hızlandırıcı- asidik hayat ona bir nebze asudeliği çok görmüştür.
Yazı yazılırken -üstelik kimsenin eline geçmesi istenmeyen cep- telefonu hırıl hırıl çalar. Devlet Opera ve Balesi Disiplin En Yüksek Kurulu Başkanı bir bey, aramaktadır. Yazarla PEKİYİ NEEE konuşulacaktır? Yazı süresince izin istenir. Yarım saat sonra aranması acaba mümkünat dahilinde midir? Zira burada fazlasıyla geç kalmış bir köşe yazarı söz konusudur.
Anneciiiim! Ne anlarım ben operadan baleden! Sanata yaptığım katkı, önümüzdeki altı-yedi
nesle yetmez mi yani? Arı kovanına çomağı soktum. Benim işim bu. Gerisini münazara kulüpçülere bırakıyorum.
Olamaz hayır olamaz: Telefon konuşması!..
Olmadı Allah'tan. Ben yarın sizi ararım, siz bu arada sanatınıza, pardon keyfinize bakın.