Çok çok yorgun köşeciniz bildiriyor

İnanılmaz bir hafta geçirdim.</br>O denli çok işi bir jonklör gibi idare etmem gerekti ki. Tamam topları yere düşürmedik sayılır, ama kafamdaki balatalardan sıyırma sesleri gelmiyor da değil.

İnanılmaz bir hafta geçirdim.
O denli çok işi bir jonklör gibi idare etmem gerekti ki. Tamam topları yere düşürmedik sayılır, ama kafamdaki balatalardan sıyırma sesleri gelmiyor da değil.
Belki bu karışık ve esracengiz cümlenin vahametini fark eden Sn. Berkan beni bir haftalığına Lozan'da bir kliniğe gönderir. Bir hemşire tekerlekli sandalyemi iterek beni göl kenarında dolaştırır filan.
Dünkü mü ne yazısında, büyük köşe insanı Güneri Cıvaoğlu habire:
'Zurich, 'Zurich' yazıp duruyordu. Kıbrıs'la ilgili bu iki anlaşmadan bahsedecek: 'Londra anlaşması', 'Zurich anlaşması' deyip -pardon- yazıp duruyordu.
Benim bildiğim kadarıyla Türkçe'de 'Zürih' diye bir kelime mevcut. Neden 'Zurich'lediğini anlayamadım. Londra'ya da: 'London' ya da 'Londres' dese mesela, diyeceğim ki "Öylesine Avrupai 1 beyefendi söz konusu ki burada, kabaca Zürih/Londra diye -biz Ural-Altay Türkleri gibi- kestirip atamıyor. Ecnebi ruhunun yankılanması olarak bu anlaşmalardan illa da Zurich ve London anlaşmaları diye söz edebiliyor."
Hayır! Güneri bey çoğu yazısında olduğu üzre, beni bir kez daha dipsiz kuyularda merdivensiz bıraktı: Bir Londra diyor, bir Zürich'liyor.
Buna karşılık Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay'ın olası bir açıklamasını vehmederken mesela 'Londra-Zurih anlaşmaları' diyor. Yani Cumhurbaşkanlığı olsun, Genelkurmay olsun o iki şehirden: 'Londra' ve 'Zurih' olarak söz etmektedir.
Zürih'ten 'Zurich'leyerek söz etmek, yalnızca bu Türk köşeciliğinin kare asından Filiz Akın'ı diyebileceğim değerli Cıvaoğlu'nun tekelindedir.
Yazısının girişini de Fransızların "Geç olması hiç olmamasından iyidir" lafının Fransızcasıyla bezemiş. Allah razı olsun.
Siz kaçırıp öğrenemediyseniz diye burda yazıyorum.
Tard mieux que jamais, jamais, jamais, 'Jamais' kelimesi bir sürü yerde işinize daha bir yarar diye torpil yaptım.
Hatta, biz Ural-Altay Türkleri arasındaki 'Aman güç olsun da, geç olmasın' lafını çağrıştırmıyor da değil.
Her zaman olduğu gibi baş döndürücü bir uzunluk ve giriftlikteki yazısını, kişisel bir 'tuşeyle' taçlandırmış nihayetinde.
Masasının üstcaaazında duran Berlin duvarı parçası! Onu da şöyle tasvirliyor Duayen Köşeci: "Şeffaf plastik içine yerleştirilmiş."
Bana daha ziyade 'pleksiglasla kaplanmış' gibi geldi. Ama tabii Avrupai bir zihnin savruk yaratıcılığı içinde cereyan eden tasvirleri anlayamıyor olabiliriz. Budur durum. Nerde bizde öyle kat kat nüanslar, griler, bozlar, ara renkler.
Daima söylemişimdir: Ural-Altay Türkleri'ni mahveden 2 temel özellik söz konusudur:
1) Ara tonlarımızın olmaması.
2) Tavşan boku (ne kokma/ne bulaşma) geni. Pardon! Bu ikinci terbiyesizlik nerden fırladı bilemiyorum. Yorgunluk, argınlık, bitaplık.
Sn. Denktaş baklava desenli kazağıyla 'sipor' bir basınlama düzenledi biliyorsunuz. Yine 'Ahlaksızlar!' filan tarzı lafları, havalara savuraraktan. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin almayı düşündüğü önlemlerin, kendini kaptırmadığı toprakları üstünde beş-on kişiyle baş başa bırakacağından acayip korktu anlaşılan.
Kıbrıs Türkleri artık Denktaş'ın: "Erenköy saldırısından sonra nasıl ot, nohut kaynatmıştık/eli kanlı Makarios/milli davalar/içimize Rumlar perderpey girer" teranelerinden iyice bunalmış vaziyette olmalılar.
Kopenhag Kriterleri'ne bağlı bir Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Denktaş'ın fantazmalarından daha az tehdit ve tehlike içerdiği aşikâr.
Allah'tan Avrupa Birliği, Rum Kesimi'nin öneri paketini durdurdu da, bu Büyük Tıkaç, halkını nasıl bunaltıp kaçırdığını görme trajedisinden -şimdilik- kurtuldu.

  • Peki ama bizlere Denktaş'tan kurtuluş yok mu?
  • Peki ama bizlere Mümtaz Soysal'dan kurtuluş yok mu?
    Habire: '28 Şubat'a kadar İYİ NİYETLE müzakere edeceklerini' söyleyip duruyor.
    Dikkatinizi çekerim: O tarihe kadar çözeceğiz filan dediği asla yok. Müzakere de, müzakere! Yani üstadı olduğu eveleme/develeme. Öylesine idefiksli bir şahıstan söz ediyoruz ki, ne Kıbrıs halkının çıkarları umurunda, ne TC vatandaşlarının. O müzakerelemelerini sürdürsün sonsuza dek; yeter de artar bile.
    Artanlarla da zaten süfli kumarhane oteller ve off-shore bankacılığı.
    Bambaşka şeyler yazacaktım. Taktım Denktaş'a. İnanmıyorum zira, bir sorunlu şahıs da nasıl bir değil, iki halkın kaderini belirler. Hâlâ.