Çok yakın geçmişin güzel icraatları

Cennet vatanımızda biliyorsunuz, yıllardır kangren halini almış bir yarayı 'sağaltmak' üzere son hükümetimiz, F tipi adıyla maruf bir tür hapishane yaratıklandırdı.

Cennet vatanımızda biliyorsunuz, yıllardır kangren halini almış bir yarayı 'sağaltmak' üzere son hükümetimiz, F tipi adıyla maruf bir tür hapishane yaratıklandırdı.
Bu, dünya hapishane tarihine teneke harflerle kazınacak bir 'çalışmaydı:' Zira hiçbir şekilde insani değildi.
Bırakın 'insani' filan tarzı bize üç-beş beden büyük lafları; bu hapishanelerin yegâne örneği olarak, diyelim sıradan faşizminden bir türlü kurtulamayan Almanya'nın Beider Meinhoff üyelerini 'tıkmak' için yaptığı hücreler gösterilebilirdi.
Evet Türkiye Cumhuriyeti'nin vahim bir hapishane reformuna ihtiyacı vardı. Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin vahim bir hukuk reformuna da ihtiyacı vardı,
o ayrı. Hapishane 'reformu' olarak akla, dünyada eşi benzeri ancak bu kadar uç vakalarda bulunabilecek bir hücreleme sistemi getirilmiş, yani vur deyince öldürülmüş ve F tipi hapishaneler, 'yansız' medyacılığımızın alkış ve onayları arasında açılı açılıvermişti. Vur deyince öldürülmüştü hakikaten: Zira hükümlülerin ruhunu öldürmeye yönelik bu hücreler, ölüm oruçlarına neden olmuştu.
Ölüm oruçlarında onlarca insan hayatını kaybetti.
Ölüm oruçları halen de sona ermiş değil.
Burada unutulmaması, göz ardı edilmemesi gereken, ölüm oruçlarına neden olan bu hücrelerin ıslahı için, hükümlülerin canları pahasına talep ettikleri bazı hakların tanınması için; hiçbir görüşme yapılmamış, doğru dürüst bir anlaşma zemininin asla aranmamış olmasıdır.
Yani Son Hükümet ölüm oruçlarını görmezden gelmiş; medyalamacılığımızın ölüm oruçlarını görmezden gelmesini istemiş ve bunda başarılı da olunmuştur. Bu memleketin çocuklarının ölmesine göz yummada yani: başarıya bak!!
Hikmet Sami Türk'ün 'Adalet' bakanlığına denk gelen ölüm oruçlarını ve hapishanelere Sadettin Tantan marifeti ile de düzenlenen 'Hayata Dönüş Operasyonu'nu hiçbir güç bize unutturmamalı.
Ben ölüm oruçlarıyla ilgili yazdığım nerdeyse hemen her yazım için bizzat Sn. Türk tarafından müthiş bir takipçilik ve azimle mahkemeye verildim. Ağır cezada halen görülmekte olan bir sürü davam var. Ayrıca hızını ve hırsını alamayan Prof. Türk tarafından DGM'de açılmış bir adet davam bulunmaktaydı.
Neden yargılanmaktaydım DGM'de biliyor musunuz? 3713 sayılı terörle mücadele yasasının 6/1 maddesine aykırılıktan.
Açarsak: Terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklamak suretiyle, bu kişileri terör örgütlerine hedef göstermekten.
İyi mi? Yazımda isimleri geçen kamu görevlileri Tantan ve Türk'tür.
Biliyorsunuz 'Hayata Dönüş Operasyonu'nu kimin düzenlettiği, dünya zulüm tarihine geçmiş bulunan bu operasyonda neler neler yapıldığı çok büyük bir SIRDIR. Her şey, gözümüzün önünde cerayan etti.
Gerçi televizyonlar, olayları mümkün olduğunca tuhaf bir sis perdesinin ardından yansıtmaya çalıştılar.
Halkımızın bu operasyondan etkilenip 'Bu kadarı da fazla artık!' diye sokaklara döküldüğünü filan da iddia edemeyeceğim.
Zira 20-30 yıldır sistematik olarak desensitizasyona uğratılmış insanlardan, apolitikleştirilmiş bir halktan söz ediyoruz.
Ama ne olmuşsa hepimizin gözünün önünde olmuştu. Benim yani hiçbir gizli ismi açık ettiğim, onları teröristlere hedef gösterdiğim filan yoktu.
Köşemde, işimin gereği olarak, olanı biteni yazıyordum.
Ama bir ülkenin Adalet Bakanı, bir gazeteciyle uğraşmayı -işini yapan bir bireyle- kendine vazife edinip, onu mahkemelerde, mümkünse de hapishanelerde sürüm sürüm süründürmek üzere bunca davayı, bir o mahkemede, bir bu ağır cezada açıyor; bunu içine sindirebiliyordu!
Dünyanın hangi hakiki demokrasisinde bir Adalet Bakanı, işini yapmakta olan bir gazeteciyi yazdıklarından/düşündüklerinden dolayı cezalandırmak üzere bunca davayı açar acaba?
Ayrıca hukuk reformunu gerçekleştirememiş, yani emirin demiri kestiği, davacının Adalet Bakanı! olduğu bir ülkede, hangi savcı bu davayı açmayı reddeder, hangi hakim 'El insaf!' diye karar alır -düşünebiliyor musunuz?
Her neyse, geçen hafta DGM'deki davamdan 'beraat' kararı çıktı. Yani mahkemesever Sn. Türk'ün çok gizli ismini teröristlere fişteklememişim.
İşimi yapıyormuşum. O öyle bir operasyon düzenleyecek: insanlar yanacak, kurşunlanacak, ölecek; biz ağzımızı açıp bir kelime edemeyeceğiz. İyi mi?
Darısı ağır cezadaki diğer hukukun/demokrasinin/basın özgürlüğünün özüne aykırı davaların başına.
Bu arada Türk'ün uğraştığı yegâne gazeteci olmadığımı da belirteyim. Bayağı faal ve takıntılı bir bakanımızdı; Allah kurtardı.
Demem o ki: seçimlerde mevcut hükümetimizin mevcut partilerinin tarihin karanlık sayfalarına gömülecek olması ihtimali, şiddetle mevcuttur.
Şimdi bize demokrasiyi şiar edinmiş bir hükümet ve TBMM'de hakiki sol muhalif bir ses lazım. Ben o sesle ne kast ettiğimi defalarca yazdım. Gerisi size kalmış.