Coşkulu karşılama

İstanbul'da İsmail Cem'i binlerce işi karşılamış. </br>'4 Kasım'ın Başbakanı' sloganlarıyla.

İstanbul'da İsmail Cem'i binlerce işi karşılamış.
'4 Kasım'ın Başbakanı' sloganlarıyla.
Öylesine çok araç gelmiş ki havaalanına, o yöre trafiğine inme inmiş.
Onun şerefine açılan pankartlardan en albeni/bırakonulu olanı ise Yeni Türkiye Pendik İlçe Gençlik Komisyonu'nunkiymiş:
THE LORD OF POLİTİCS
Cem de çok etkilenmiş ki bu cerzebeli pankarttan:
Politikanın lordu.
İşsizlerin kurduyum, pardon lideriyim demiş. Pendikli gençler niye böyle bir pankart açma ihtiyacını hissederler, Cem niye bundan etkilenir, havaalanına koşturan bu insanlar kimlerdir, ne istemektedirler
-doğrusu beni aşan dalgalar bunlar.
Yalnızca bu İngilizce pankartı açan çocukların LORD of the RİNGS isminden etkilendiğini tahmin etmekteyim.
Ve ufacık bir düzeltme yapma imkânım var ise LORD of the POLİTİCS'in daha doğru bir İngilizce olduğunu ifade etmek isterim. Ama niye İngilizce? Daha mı kaliteli duruyor. Türk politikasında pankart İngilizce yazılınca?
Yoksa İsmail Cem binlerce yıldır 'kaliteli', 'genç', 'yakışıklı', 'seçkin' politikacı telakki ediliyor ya; onun devamı herhalde bu İngilizce pankart. Natürel olarak. Kemal Derviş olmadan ben YTP'nin muradını anlayabilmiş değilim. Ama Türk 'the' politikasının havasından mıdır, suyundan mıdır lider olduğun anda, nereye olursan ol, hangi koşullarla olursan ol, gerçeklikle tendon bağların kopuyor. Kaslarınla kemiklerinin bağlantısı hepten kesilmiş gibi. Tamamen bir tek şey düşünüyorsun. Nerdeyse istençdışı hareketlerde bulunuyorsun. Mantıksız, izansız hareketlerde: Aman liderliğim gitmesin. Aman liderliğim gitmesin. Gitmesin liderliğim. Gitmesin.
Kemal Derviş'in liderliğe sıvanmayıp 'Ekonomiye bakayım yeter' iddiası bile, Türkiye politikasında bir yeniliktir. Hasretini çektiğimiz bir değişim rüzgârıdır. Taze bir işini bilme yalnızca ona bakmadır. Bülent Ecevit işte dirildi -ki sağlığına duacıyız- ve rivayetlere göre birkaç öldürücü vuruş darbesiyle tüm dengeleri alt üst edip hakiki bir ustanın nasıl da çekilmez olduğunu kanıtlamak arzusunda.
Türkiye'de kimse çekilmiyor, kimse gitmiyor. Kimse 'pozisyonundan' vazgeçmeyi göze almıyor.
Buna bir mevzudan guguklu saat gibi yakınan köşe yazarları da dahil. Adamlar 30 yıldır, 35-40 yıldır, en tazesi 20-25 yıldır köşe yazarlığı yapıyor. Düşünebiliyor musunuz?
Güce bu denli bağımlı insanlar güç bulunur dünya yüzünde. Gücün kırıntısına dahi, tırnaklarını geçirip bekliyorlar: Belki günün birinde sıra bize gelir bizim olur sıra, yanlardan bir yerlerden başımızı sokarız önce, sonra başrolü kapıveririz diye diye.
Bu arada yakın ve açık tehlike AKP'den daha güçlü kuvvetli bir yakın ve açık tehlike olduğu için olsa gerek, sık sık söz edilse de; HADEP adında bir parti yokMUŞ gibi davranılıyor. HADEP hepten görmezden geliniyor farkında mısınız Türk medyalamacılığında?
Oysa HADEP'in Güneydoğu'da oyları silip süpüreceği biliniyor. Ben belediye başkanları HADEP'li iki şehrimizdeki farkı gördüm. İşte ilk kez kendilerinden biri, belediye başkanları.
Kemal Derviş'in ekonomideki yeriyle ilgili 'müstemleke valisi' tasvirlerini, başka alanlara da uyarlamalarını istesek sivri kalemlerimizden.
Herkesin müstemleke valisi kendine zira. Demem o ki: HADEP büyük şehirlerimizde de büyük bir patlama yapabilir.
HADEP'e oy vermeniz için Kürt olmanız şart değil ki. Tüm muhalif, samimi muhalif oyların gidebileceği bir adres olarak tarif edilebilir HADEP.
Bir de tabii gerçekçi olmanız lazım. Bu memlekette bunca canımıza, yılımıza, huzurumuza mal olan bir iç savaş yaşandığını; bu savaşın geride kaldığını, o savaşın nedenleri olduğunu varsaymamız lazım.
Savaş istemediğimizi, barıştan, demokrasiden, hakiki bir temsil ve katılımdan yana olduğumuzu göstermemiz lazım.
Benim için HADEP'e oy vermek bütün bunlar demek. Bu memlekette Kürtler de yaşıyor, hep birlikte adam gibi yaşamamamız için hiçbir neden yok, Kürt kimliğinin demokrasimiz içindeki temsilinin başımın üstünde yeri var, ben Türküm, büyük şehirliyim, ama her şeyin demokrasi içinde çözülmesi gerektiğine inanıyorum, muhalifim ve HADEP'in görmezden gelinmeye çalışılmasını kabul etmiyorum.
BENİM OYUM HADEP'E demek.