Demirkazık hadisesi

Medyacılığı-mız, minnacık minniminnacık Frankenstein'larından birini daha yaratıklandırıp biliyorsunuz, üstümüze saldı.

Medyacılığımız, minnacık minniminnacık Frankenstein'larından birini daha yaratıklandırıp biliyorsunuz, üstümüze saldı.
Böyle yaratıklandırınca birini, muhakkak bir kod adıyla salarlar evrenimize her daim. Bu hanıma: 'Sosyetik Antikacı', hatta tam
açılımıyla 'Ankaralı Sosyetik Antikacı' kodunu uygun gördüler ilk başta.
Mehmet Ali Erbil'in 'olay kayınvalidesiyle' ilgili ifşaatlarda bulunmak üzere, kukla tiyatromuzda beliriverdi. Yok İffet hanım kızı için şu kadar para istemiş, yok geçimini nerden temin etmekteymiş, yok ağzını bir açarsa
rezil-ü rüsvay edermiş (bu arada ağzını kapadığı bir an dahi yok) şuymuş buymuş.
Ben olsam kendisine 'İspiyonella' adını uygun görürdüm.
Merbil'in kaynanası bunun yanında Queen Elizabeth kalır, netice itibarıyla en yakın arkadaşını tefrikalar halinde satıyor, neden hep ortalıkta, neden konuşuyor/konuşturuluyor: Yine magazin medyacılığımız tarafından başımıza musallat edilmiş esracengiz bir oyun.
En son: bir konuşursam (konuşmamıştı sanki) Türkiye'de yaşayamaz, en bir her şeyi Bodrum'da faş edeceğim tribiyle Ulusal Magazinel Kayınvalide dosyasını kapattı.
Meğer korktuğumuz başımıza gelmiş. O mevzu bir trampolinmiş. Demirkazık baktık ki, hooop, Türk siyasetine 'sıçradı.'
Karşımıza bu kez, AKP'nin belalısı olarak çıktı.
Aday aday adayı olarak muhtelif 'havuz kıyafetleriyle' (kendisi bu tasviri kullanıyor: ben daha ağır bir tanımlama yapardım) partinin genel merkezinin muhteşem postmodern kapısında poz poz pozlar veriyor.
Mini etekli, en mini etekli, ennnn göğüs 'dekolteli'. Evrakını unutuyor, hiçbir şeyi tamamlayamıyor, bir zırvalıktır gidiyor. Kendini layık gördüğü bir mevki de var: Kültür Bakanlığı.
Bir kere çok kültürlüymüş. Dört üniversite bitirmişmiş.
Sonra o dört üniversitenin neler olduğu anlaşıldı. Türkiye'de böyle yaygın bir ruh rahatsızı tipi var.
Bir dönem İtalyanca kursuna gitse, kendini İtalyan dili ve edebiyatından doktoralı tarzında teşhir eder.
Bu hanım da oraya buraya üniversiteleme hayatında girmiş çıkmış, dokunmuş sürtünmüş; en nihayetinde Ankara'daki naçar bir üniversitemizden bir diplomacık koparmış. Ama prezantasyon müthiş! İsviçre Alpleri'nde mi, fiyortlarda mı ne; bir tıp 'okumuşluğu' dahi var.
Bu arada derin bir tespit: Tüm bu tarz ruh rahatsızlarının hayatlarında bir dönem mutlaka ya hukuk/ya tıp 'okumuşlukları' vardır. Bu okullara sürtünmeden edemezler.
Onun AKP'nin genel merkezinin kapısında çektirdiği Müracaat Serisi'nin Venedik Bienali/Sao Paulo Bienali ayarı bir kavramsal sanat çalışması olduğu iddiasında bulundum ki ben; burada açık seçik ifade edeyim, Türkiyeli küratörler hakkımı yiyorlar. Benim bir kavramsal artist olarak o bienal senin bu dokumenta benim dolaştırılmıyor olmam
-tamamen kıskançlıktır, gammazlıktır, körlüktür, vurdumduymazlıktır.
Tamamen kişisel bu 'Bir Kavramsal Sanatçının Hakkı Yenilmiş Olarak Portresi' patlamasından sonra, Türk toplumunda mevkiin yeri ve önemine sirayet edersek-
Adam mesela girer bakkala: "Oğlum ben mimar Nejdet; ver ordan bir
Marlboro Lights."
Ya da kadın çilingir/polis ve medya tugaylarıyla kocasını basmaya gider, "Ben esasında psikoloji mezunu TSE belgeli bir kadınım. Herrr şeyi yapsın; ama beni 'kalitesiz' kadınlarla aldatmasın."
Onun için Türkiye'de üniversitelerde ne, nasıl, ne zamanlarda okutulmaktadır -derin kuşkularımız mevcuttur.
AKP ve Türkiye siyaseti belalısı Nil hanım, hop bir Urfa kadınlar toplantısında tombul dekolteleriyle çıktı karşımıza; küt Yüce Meclisimiz'in 1 Ekim resepsiyonunda.
Buraya nasıl sızdığı hakiki bir muamma olup yüz yıllardır Türk halkını sinir etmekle iştigal eden Kamer Genç'i sinir etmeye dahi ('Benim de çiçeklerim var. Sulasanıza' tarzı harikulade banal laflarla) muvaffak oldu kendileri.
Yani, bizlere, anlaşılan o ki; yakın bir medya geleceğinde Nil hanımdan kurtuluş yok.
Ahmet Altan'dan da öyle.
Medyacılığımızdaki müthiş komplo örgüsünü ortaya çıkaran bu büyük edebiyatçımız, bir kadın olarak Nil hanımın röntgenini çekebilir mi rica etsek acaba?
Onun anlattığı kadın ve hayali küçük erkek tipleri Nil hanım olmasalar da, o civarda bir gezegendendirler belki. Belki bize ışık tutar. Billboard'larındaki devvvv kafasının altında (The Intelect Adam) yatan kadının tamamı, bir Ahmet Altan'ın burnu etmiyor zira.
Gulliver Kadınlar Diyarında, bize mesela bu kadınlama olayını da saçıklayıverir belki.
Bizler de hem donanmış, hem nirvanalanmış oluruz. Kadın hissiyatı mevzuu, hiç bu kadar pazar malı olmamıştı zira.