Depresyondan da üstün

Benim bir ilkokul çocuğu gibi, günde 10 ila 12 saat uyumam gerekiyor.</br>Yoksa uzaylanmış bir kafayla günü kat ediyorum.

Benim bir ilkokul çocuğu gibi, günde 10 ila 12 saat uyumam gerekiyor.
Yoksa uzaylanmış bir kafayla günü kat ediyorum.
Bu hassas ve kocaman uyku ihtiyacı yüzünden, hafta içinde çoğunlukla kızımla nerdeyse aynı saatte uyuyorum. Üstelik onu okula yolladıktan sonra, bir-iki saat daha uyuyorum. Rezalet yani: bir ilkokul çocuğundan daha fazla uyuduğum söylenebilir.
Ama bu sabah 10.00'da Bakırköy 2. Ağır Ceza'da bulunmam gerekiyor.
Sabahki o fazla uykuyu koparamayacağım yani salıdan. Sallanır zaten.
Böyle birtakım gazetecilerin, birtakım siyasetçilerin birtakım politikalarına 'kışşş' dedikleri için, habire o duruşma senin/bu duruşma benim dolaşmaları gerekiyor. Ne hazin değil mi?
Uyku uyku diye tutturdum; zira çok uykusuzum.
Kafamı elime dayamış, bu tuhaf yağmurların gününde yazıyorum.
Bütün yazı daimi bir Yağmur Tehdidi altında geçirdik. Şimdi de güzel bir sonbahar yaşatmamaya yeminli bir hava. İnsan 'Ben Endonezya'da mıyım? Burası tropik bir iklim kuşağında bir ada mıdır? Bu bitmek bilmez yağmurlar, önce onların sıkıntısı, sonra basıncı, yapış yapış bu hava nedir-nedendir?' oluyor.
Hava koşulları hepten aleyhimize yani.
Bir yıldır filan, kışın o çok şiddetli yağmurları ve sonra haddinden fazla karlarından beri VIDI VIDI VIDI havadan şikâyet ediyorum.
Sevgili bir arkadaşım var, her şeyi, herkesin Amerikancılığına bağlıyor; bunu da ona bağlayabilir.
'Amerikancısın, havacısın, sucusun,' diyebilir. Ama bu yerlici arkadaşım yağmurlar yüzünden evinin çatısını kapatamıyor-N'aber yani?
Bu sinsi havalar hepimizin canına okuyor.
Leyla Navaro, 'Depresyonunuzun keyfini çıkarın' demiş Milliyet'te.
İnsan canı ağlamak istiyorsa salya sümük ağlayabilmeli; uyumak istiyorsa doya doya -suçluluk hisleriyle kendini ittirip kaktırmadan- uyuyabilmeliymiş.
Ben ama o denli çok depresyon izni verdim ki kendime son zamanlarda, artık suçluluk sınırlarımı aşmış vaziyetteyim. Suçluyum: Uykum var. Verimsizim: Rezaletim. Diyebilirim yani. Uzaklaştırma.
Bu konuda Hakan Kırkoğlu'na bakmakta yarar var. Milliyet'in pazar ilavesindeki yorumlarıyla, tam bir hafta idare edebiliyorum.
Bir paragraf yazıyor. Her burç için bir paragrafçık. Ama o paragrafta işte öyle bir cümle/tavsiye/tasvir vs. bulunuyor ki-Tüm haftanı üstüne inşa edebilirsin yani. (Yığabilirsin: durumumda.) O da zaten son haftalarda HİÇBİR ŞEY yapmamayı öneriyor. İçim de öyle. İçim de HİÇBİR ŞEY'den yana.
Ama haftanın, ayın, yılın yazısı bu pazar Radikal İki'de çıkan Laleciğimin yazısıydı.
İsmi 'Depresyon Efendisi'ydi yazının ve dilerim dilerim okumuşsunuzdur.
Sonu öylesine güzelll bitiyordu ki alıntılamadan yapamayacağım:
"Merhaba Depresyon Efendi,
Kestane pişirmeyecek misin?
Benim en kıskanç sevgilim sensin!"
Gel de bunu yazan arkadaşınla if if iftihar etme.
Laleciğim inci tanesi gibi yazılarını, Radikal İki'nin sayfalarının arasına bırakıveriyor. Oysa ne çok, ne çok, ne kötü yazı var. Hep birileri olmaya çalışan yazılar. Sahibi olmayan, dolayısıyla da sahipsiz kalacak yazılar. Sonra işte karşına böyle bir yazı çıkınca, iyi oluyorsun. Birileri böylesine güzel yazılar yazabiliyor hâlâ oluyorsun.
Hani o kız (Göksel'di sanırım adı -telefon ettim, Elçin açmadı. Çay içmeye indi herhalde) bayağı hoş bir şarkı yapmıştı.
"Depresyondayım
Unutuldum-aldatıldım"
diye. Klibi de güzeldi. Ben tipini de beğeniyorum. Öyle dağınık bi Türkan Şoray'lık bulaşmış bir yerlerine.
Çok da tutundu şarkı. Depresyon zamanlarındayız, herkes antidepresanlarla ayakta duruyor ya. Cuk oturdu.
A! baktık sonra iki ay, üç ay için dahi
veremedi şarkısını bizlere. Bir şampuan reklamı için satıvermiş.
Şampuan reklamındaki kız saçları cansız
ve kansız olduğu için depresyondaymış.
Bu kadar basit!
Doğru şampuana geçtiği anda halloluyor her şey. Sokaklarda koşmaya ve coşmaya başlıyor.
İnsan şarkısını bu kadar kolay kaptırır mı yani? Altmışların, yetmişlerin tüm o nadan, deli, huysuz şarkıcılarını ve onların şarkılarına olan sadakatlerini düşünün bir.
Sadakat, Yukarı Tacikistan'da bir kasaba adıymış. (Taktım ben de bu espriye.)
Depresyonda BİLE değilim. Benim hazin gerçeğim de bu. Ama uykusuz kalınca içine salındığım sersemlik, ortaya bu yazıyı ittiriverdi.