Devlet Malı Denizzz

'Kızıl Ejder' filmindeki hakiki 'Sir' Anthony Hopkins'le ilgili satırlarım vardı ya dünkü yazımda; şimdi yabancılar üstüne yazmanın şöyle bir güzelliği var:

'Kızıl Ejder' filmindeki hakiki 'Sir' Anthony Hopkins'le ilgili satırlarım vardı ya dünkü yazımda; şimdi yabancılar üstüne yazmanın şöyle bir güzelliği var: Hooop seninle ilgili 'O kadını şöyle pataklarım./Böyle döverim/o kadın/o kadın' sayıklamalarıyla bezenmiş bir mülakatla filan karşına dikilmiyorlar.
Kuşkusuz iyi oyunculuğa giden yollar 'cannibalism'den (yamyamlık) geçiyor. Bu insanlar, öncelikle kendilerini lime lime ederek yalayıp yuttukları için, yani ruhlarının her köşesine hâkim oldukları için, onlarla ilgili eleştirilerinizi de, olgunluk ve anlayışla karşılayabiliyor, hatta söylediklerinizden nasiplenebiliyorlar. Ama maço feveranlarıyla Sn. 4. Ünal, beni 'tiyatroculuk', özellikle de tek örneği herhalde yurdumuzda bulunan 'devlet tiyatroculuğu' üstüne düşüncelere gark etmiş bulunuyor.
Memlekette bir de galiba iyi kötü bir 'tiyatro' tartışması başlattım ki, tiyatrocularımızdan gelecek olan glayörleri ve tebrikleri, daha sonra kabul edeceğim.
Şimdi yerimi bir okurumdan gelen mektuba bırakıyorum. Bilahare devam edeceğiz.
"Bugün devlet tiyatroları modern tiyatronun gelişimine ayak uyduramamıştır. Perdecisinden, baş rejisörüne kadar devletten maaş ve ödenek alarak geçinenlerden oluşan bir dev kadrodur. Ülkeye katkıları gereksiz ve hiç mertebesindedir. Oysa aldıkları ücretler memurların kat kat üstünde, iyi paralardır.
Devlet tiyatrolarında çalışanlar özel işler yaparlar. Televizyon dizilerinde, sinemada, reklamlarda da paralar kazanırlar. Hatta oralarda meşhur olurlar.
B. Brecht'i yorumlayan Yücel Erten'i emekli edip uzaklaştırırlar. 'Daha iyi şeyler yapmalı' diye Can Gürzap'a yıllarca yan bakarlar vs.
Opera işi de, farklı değil. Opera kral saraylarının ilginç bir eğlencesi olarak Batı'dan alındı. Dünyanın en pahalı işi. Devletin tek bir opera ile yetinmesi gerekirken pek lazımmış gibi İstanbul, Antalya, Mersin vs. operaları yığınla adama maaş vermeyi gerektirmekte. Örneğin, senede yalnızca üç kez koroda iki satır şarkı okuyan bir sanatçı, devlete 20 milyara mal olmaktadır.
Bale işi, operaya benzeyen bir yönetim anlayışıyla daha da anlaşılmaz bir konu!
Tüm bu sanat etkinlikleri, yerel yönetimlere devredilmeli. Güzel işler yapanlara, projelerine göre mali yardım yapılmalı. Opera hariç hiçbiri devlet görevlisi olmamalı.
Ama maalesef devlet bir çiftlik, yiyenler bari minnet borcu ödeseler. Ne gezer!"
Okurumun satırları aynen böyle.
Türkiye son yıllarda acımasız bir özelleştirme politikasının içinde. Ancak ilginçtir demir-çelikte çalışan işçiler, cam işçileri, madenciler, orman işçileri tüm bu özelleştirme harekâtının sonucunda kapının önüne konulurken, işsiz bırakılırken, hiç kimselerin aklına 'devlet' tiyatrosu, 'devlet' opera ve balesi gibi garabetleri sorgulamak gelmiyor. Benim anladığım kadarıyla Türkiye'de ciddi bir (sözümona) 'kültür' ve (sözümona) 'sanat' mafyası var.
Devletin ödenekli tiyatroları, operaları, baleleri bize onca insanın aldığı onca parayı hak edecek ne sunuyorlar alla'sen? Özel tiyatroların sahneleyemediği avantgarde'lıkta oyunlarla kültürel ufkumuzu mu genişletmekteler? Yoksa 'Hayrullah Bey ve Şürekâsı' tarzı miyadını doldurmuş tiyatrolamalarla günlerini mi geçirmekteler?
Diyelim üç yıldır sahnelerimizi şereflendirmemiş bulunan 4. Sir Ünal, Sivas'ta, Diyarbakır'da, Trabzon'da bir kez olsun tiyatroculuğunu konuşturup Anadolu halklarına üstün oyunculuğundan zevk alma hakkını tattırmış mıdır? Erken dönem Cumhuriyet'in Batılılaşma projesinin doğal bir uzantısı olan devletin sanat kurumları iki binli yılların Türkiyesi'nde çoktan miyadını doldurmuş değil midir?
Tam 7 bin kişiye (dile kolay: yedi bin kişi!) yılda 18 kez bir buçuk milyar lira tarzı, müflis Türkiye'nin naçar ekonomisiyle alabildiğine çelişen maaşlar ödenmesi, hangi akıl ve izan ölçüleri içinde açıklanabilir?
Kıt kanaat oyunculuklarını televizyonlarda ve sinemada sergileyen tüm o fil kadınlar, yıllarca 'balerin' kadrosundan maaşlarını tıkır tıkır alırken; tenezzül edip hiçbir oyunu şenlendirmeyen o asil beyler yeşil pasaporttan sağlık güvencesine tüm devlet malı deniz imkanlardan nemalanırken, acaba hiç mi hicap duymamaktadırlar?
Evet devletin sanatçı kadrosu, diyelim en yetenekli, en yenilikçi, en çalışkanlardan oluşan 700 kişiye indirilebilir ve ödenekli olmanın verdiği avantajla bize adam gibi oyunlar, baleler, operalar sergileyebilirler. Şu anki durumda bu şişmiş kadronun şişkin egoları, insana ancak 'Sonsuza Dek Yiyen Domuz' vari olumsuz benzetmeleri çağrıştırıyorlar.