Devletin sevgili çocukları...

En başından beri görüyoruz ki Bu Çocuklar (Ogün, Yasin, Erhan, Santoro Katili Ogün ve Diğerleri) Devletlerini seviyor.

En başından beri görüyoruz ki Bu Çocuklar (Yasin, Erhan, Ogün, Alparslan, Santoro Katili Ogün ve Diğerleri) Devletlerini seviyorlar, çılgınca seviyorlar ve bu sevginin kat'i surette karşılıksız olmadığını, Yüce Devletlerinin de onları sevdiğini/takdir ettiğini/koruyup kollayacağını düşünüyorlar. Dahası bir İkbal Kapısı olarak görüyorlar Devletlerini.
Yani Devletleri, Milletleri için (Yüce Türk Milleti) gidip çok şık bir hareket yapacaklar, Ermeni'yi: Hrant Dink'i öldürecekler mesela. Devletleri de onları güçlü, zengin, saygın, saygıdeğer vs. vs. yapacak. Alaattin Çakıcı yapacak, Abdullah Çatlı yapacak. Diyelim.
Kalkıp Yasin Hayal'in "SİTEMKÂRIM. Devlet bizi kullandı. Biz devlet için bu işi yaptık. Biz niye içerdeyiz?" diye mektup yazmasının, habire mektup yazmasının, diyelim 28 Ağustos'ta Terörle Mücadele'ye bir mektup daha yazmasının kökeninde hep bu devletinden sevgi/saygı/haklılık arayışı yatıyor.
Orhan Pamuk'la ilgili "Orhan Pamuk AKILLI OLSUN AKILLI" şeklinde mahkeme girişinde yamuk ağzını daha da yamultmaya muvaffak olarak haykırışının gerekçelerini 'açıklıyor' Hayal 28 Ağustos tarihli mektubunda. 'Arkadaşlarım' diye hitap ediyor polislere. Aşağıdaki alıntıda da anlayabileceğiniz üzre, Hayal'in kalbi Polis Aşkıyla çarpıyor. Adeta, Sevgili'ye hitap ediliyor.
"Değerli arkadaşlar, 2004 yılında 1 gün, 2007 yılında ise 4 günümü sizinle geçirdim. Bu 5 günün gerçekten hayatımda ayrı bir yeri var. Keşke beni yine sorgulama bahanesiyle çağırsanız da 1-2 gün daha sizinle geçirebilsem. 'Orhan Pamuk akıllı olsun akıllı' sözüm çok tartışıldı. Yasin Hayal neyi vurgulamak istedi. Evet bunu ilk sizinle paylaşmak istedim."
Kendinden 'Yasin Hayal' diye bahsetmek gibi Büyüklük Sabuklaması (delusion of grandeur) emarelerine de rastladığımız bu anlamkâr satırlar, Hayal'in polis 'arkadaşlarına' karşı duyduğu kontrolsüz aşkının/karşılık arayışının da dışa vurumu değil ise, nedir peki?
Bir ifadesinde Yasin Hayal: "Cezaevinden çıktım ve Trabzon Terörle Mücadele'ye NEZAKET ziyaretine gittim. İkinci gidişimde Terörle Mücadele Şube Müdürü 'Bu bayrak düştü. Ya Yasin kaldıracak, ya Erhan kaldıracak. Bu görev sizin' dedi," şeklinde konuşuyor.
Yasin Hayal'in babası da, aynı tarz lafların kendisine de söylendiğini (Terörle Mücadele Şube Müdürü tarafından) iddia ediyor. Hatta Müdür cep telefonundan Hayal'in babasına Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini gösteriyor! Dink Soruşturması boyunca karşımıza hemen her köşe başında Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları zaten çıkıyor.
Dink'in avukatı Fethiye Çetin'in sözleriyle: "Sanıklar ifadelerinde devleti işaret ediyorlar. Devlet adına hareket ettiklerini düşünüyorlar."
Yine Fethiye Çetin'in Neşe Düzel'e verdiği röportajdan (Radikal-1 Ekim) Erhan Tuncel'in cinayetin akabinde Terörle Mücadele'de ON DÖRT SAAT sorgulandığını öğreniyoruz. Ancak hiçbir kayıt YOK.
AYNEN Erhan Tuncel'in İstihbarat'taki dosyasının YOK EDİLMESİ gibi. Polisimiz delilleri saklıyor, karartıyor, yok ediyorlar.
Bu çocukların pençelerinde kıvrandıkları yoğun Polis Aşkının çok da mesnetsiz olduğunu iddia edemeyiz yani.
Yine onları mahkemeye getiren aracın arkasında 'Ya Sev Ya Terk Et' yazısının bulunması, 'çocuklar' götürülürken jandarma erinin 'çektiği' el hareketi, mahkeme salonundaki kendilerinden alabildiğine emin/bakımlı/neşeli/küstah halleri!
Bu çocuklar Çayocağı Hatıra Poster Çalışmaları esnasında da gördüğümüz gibi, yalnızca Türüt ve benzerleri tarafından değil, jandarmamız/polisimiz/istihbaratımız tarafından da anlaşılan; seviliyorlar, sayılıyorlar, beğeniliyorlar.
Aynen kendilerine rol model yapmaları hiç de mantıksız sayılmayacak Alaattin Çakıcı-Abdullah Çatlı ağbileri/büyükleri/efendileri gibi.
NTV'de 'Can Dündar Soruyor'a çıkan Eski MİT'çi Nuri Gündeş'in Asala'ya karşı operasyon düzenlediklerini açıklamasının akabinde, "Ekibim, devletin ulaşamadığı yerlerde savaş verdi. Bunu derin devlet olarak izah etmem mümkün", laflarını anımsayalım hele bir.
Daha sonra Alaattin Çakıcı'ya derinnn bir muhabbetle "Şimdi beni dinliyorsa yanaklarından öpüyorum" diye öpücüklerini iletmesini ekranlardan.
Alaattin Çakıcı'nın Can Dündar'a hapishaneden mektup ulaştırarak, "AKILLI olmanızı sizden rica ediyorum, beyefendilik bende kalsın. Sen Jean mısın Can mısın?" şeklinde cümleler ihtiva eden 'kibar' tehditlerini hatırlayalım bir de.
Buradaki çok mühim AKILLI kelimesini, pek tabii ki Çakıcı'nın haz'a 'beyefendi' ve üstelik belagat sanatına hâkim çizgisine yanaşamayacak Yasin Hayal'in Orhan Pamuk'a saydırırken, kimden ödünç aldığı apaçık ortada değil mi?
E pasaportunu MİT'ten aldığını ve MİT'le bir sürü yakın alakasını bildiğimiz bir Çakıcı'nın, bir Çatlı'nın yerine oynamaya çalışan Bir Grup Trabzonlu Hain, Cahil, Oportünist ve Kafasıkarışık Çocuğun devletlerinin, devletlerinin istihbaratının, polisinin, jandarmasının bu üstün 'hizmetleri' karşılığında onlara sevgi, şefkat, ilgi, alaka ve koruma göstermesini bekliyor olmaları çok mu yani? Densizlik mi?
'19. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti' (Ayrıntı) kitabından "Annemi, kızkardeşimi, erkek kardeşimi katleden ben, Pierre Rivière"den bir alıntıyla bitiriyorum.
Uygun düştüğü için.
"Rivière'in şan ve şerefe ulaşmak için ölçüsüz bir özlemle yanıp tutuştuğu ve tarihten alıntı örneklerle desteklenen yanlış yürütülmüş bir düşünce zincirinin onu büyük bir iş becereceğini ve kendi hayatını BABASININ mutluluğu için feda ederek kendini ölümsüzleştireceğini zannetmeye götürdüğü görülebiliyor." (S: 164)
Büyük harfle yazdığım BABASININ kelimesini, siz Devletin Sevdiği Çocuklarımız için DEVLET BABASININ olarak okuyun.
Çok anlamlı ve açıklayıcı oluyor 'Devlet' ilave edilince.