Dink hadisesinde birinci mühim Kemalist sembol

Hrant Dink Cinayeti'nde; aylardır planlanan göz göre göre gelen,</br>'Geliyorum! öldüreceğim!' diye bağıran bir 'yapılanmanın' engellenmemesinde, buna izin verilmesinde...

Hrant Dink Cinayeti'nde; aylardır planlanan göz göre göre gelen,
'Geliyorum! öldüreceğim!' diye bağıran bir 'yapılanmanın' engellenmemesinde, buna izin verilmesinde, Devletimiz'in bütün güvenlik birimleri arasında sağlanmış bir konsensüs olduğu açıktır.
Buna ister 'İhmalkârlık İşbirliği' adını verelim, ister başka bir isim bulalım. Türkiye gibi her kurumun iç rekabetten/dış rekabetten yıkıldığı; polisin kendi içindeki kanatların birbiriyle vuruştuğu, polisle, diyelim jandarma istihbaratın, MİT'le emniyetin çelişebildiği/çekişebildiği bir 'ortamda' bu Derin Uzlaşma'nın (Ermeni'yi 'temizletmek' hususunda) Bol Katmanlı Fikir Birliği'nin sağlanmış/sağlanabilmiş/nasıl sağlanmış olduğu, en basit tanımıyla 'ilginçtir'.
Her cinayet gibi bunun da nedenlerine, daha doğrusu bu Bir Mesaj Cinayeti olduğuna/öyle olması arzu edildiğine göre; bunun GEREKÇELENDİRMELERİNE bakılması icap etmektedir.
Doğruya doğru: Ermeni Azınlığımız'a hiç yakışmayacak kadar vokal bir adamdı Hrant Dink.
Çok dışavurumcuydu! Çok konuşuyor, çok yazıyordu. Yüksek sesliydi: alt yazılı değil! Stereo'ydu; çok duyuluyordu- bangır bangır!
Şurda bir avuç Ermeni Azınlığımız kalmış, onlar da sessiz sedasız/mazbut mazlum/efendi hoşnut otursunlar oturdukları yerde. Bizi Patrik gibi 'temsil etsinler' (müsamere tadında) gerekirse yurtdışında- öyle değil mi ama? Öylesine Türkiye Cumhuriyeti İdeolojisi'yle 'bütünleşsinler ki', konuşma yapmalarına dahi izin vermesin Diaspora Ermenileri yurtdışında.
Büyük bir gönlübollukla (binlerce yıldır AİT oldukları BU topraklarda) hâlâ oturmalarına (sessiz sedasız olurlarsa) izin verdiğimiz Ermeni Azınlığımız Profili'ne hiç mi hiç uymuyordu Dink. Çıkıntının tekiydi.
Amma velâkin: 2 Mühim Sembol'e Sataşarak/2 Kemalist Tabu'nun Sınırlarını İhlal Ederek çizmeyi tamamen aşmıştı. Derin Kemalist İdeoloji'nin çizmesi! Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında en aşılmaması, tek aşılmaması gereken çizme! Çizmeler Çizmesi.
Birinci sembol: Hrant Dink'in yargılanmasına, mahkemesini
bizzat Veli Küçük'ün şereflendirmesine, en çirkininden mahkeme baskınlarına, daha sonra da 301'den mahkumiyetine ve mahkumiyetin Yargıtay tarafından onaylanmasına neden olan yazı dizisiydi.
Hayır! burası bir vicdan, izan, hukuk ve adalet devleti olsaydı bunu söyleyebilirdik: YAZI DİZİSİ diyebilirdik. Zira Dink'in, Derin Tugaylar'ın (Kemalist İdeoloji'nin ennn derin koruyucuları -zira kendilerini öyle telakki ediyorlar- kast ediliyor) öfkesini bu denli üstüne çekmesine neden olduğunu tahmin ettiğimiz 2 Sembol Sataşması'ndan biri, yalnızca bir cümleye indirgenmiştir.
Oysa SEKİZ YAZILIK bir serinin yalnızca bir cümlesidir Dink'in Hedef Tahtası/Anadolulu Gençlerin Nefret Objesi haline (sözümona) getirilmesine neden olan O cümle. Yani Dink sekiz yazı boyunca çalışıp çabalayıp meramını anlatmaya gayret etmiştir. (Dili de kırçıllıdır, kılçıklıdır, mağaralıdır: Zordur Dink'in dili.)
Tüm bu yazı dizisinden, özellikle bir cümlenin cımbızlanmış olmasındaki neden ise MEVCUTTUR kelimesi; daha doğrusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çok tanınan/sevilen/beğenilen bir cümlesinin bir KALIP, bir TABU olarak tutulma arzusudur. Benim naçizane kafa yürütmelerime göre.
Atatürk'ün 'Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda MEVCUTTUR' kutsal cümlesine de gönderme yaparak Dink, ölümünü hazırlayan lafında KAN metaforunu kullanmasaydı ve MEVCUTTUR yerine başka bir kelime kullansaydı, bugün belki de yaşıyor olacaktı.
Öylesine ciddi bir TABU 'yaratma' söz konusu olabiliyor bu topraklarda!
Atam'a Dokunma! hastalığı. İyi de Mustafa Kemal niye senin? Niye yalnızca senin? Senin Atan da benim Atam değil mi? Senin yaptığın 'okumaları' ben yapmıyorsam/yapamıyorsam Atatürk'ten, ben bambaşka şeyler anlıyorsam, anlayabiliyorsam, senin TEKELCİ ATATÜRKÇÜLÜĞÜNDEN sıkılmışsam,
bunalmışsam- ne olacak şimdi?
Ben Hrant Dink'in yaşadığı bir Türkiye'nin Atatürk'ün muhayyilesindeki Türkiye'ye kat be kat daha uygun olduğunu, yakışır olduğunu, yaraşır olduğunu düşünüyorsam-
Sen ve Senin Gibilerin; siz Derin Tugayların (Kemalizm'in derin koruyucusu olduğunu zannedenlerin) Derin Mimarların (Kemalizm'in tabularının/yasaklarının/kırmızı sınırlarının derin inşaatçısı olduğunu varsayanların) ÇIKAR ATATÜRKÇÜSÜ olduğunu düşünüyorsam; ne yapacağız peki?
ÇIKAR ATATÜRKÇÜLÜĞÜ; zira bu inşaat çalışmaları/ bu baş kalfa pozları/bu bekçi edaları sizlerin 'pozisyonunun' birer parçası. Bunlardan vazgeçildiği anda ve hatta her vazgeçme anında sizler pozisyonunda birer eksilme olacak: GÜÇ ÇEKİLMESİ.
Oysa benim mesafeli ve hatta kinayeli sevgim Atatürk'e, çok daha 'has' bir sevgi telakki edilebilir. Zira işin içinde çıkar yok, güç simsarlığı yok, Kemalizm tabu inşaatını başkalarının üstünde/hayatında tahakküm aracı ve hatta tankı haline getirme ihtimali yok.
Hrant Dink için de öyle. Onun Atatürk'e 'has' duygularını milyon kere yeğlerim (her ne idiler ise) sizin ÇIKAR ATATÜRKÇÜLÜĞÜNÜZ. Fanatik dininize. Atatürk 'dinine' körü körüne bağlısınız:
zira hem işinize geliyor, hem de 'körsünüz' ve körlüğünüzden alabildiğine memnun/kıvançlı/kazançlı. En mühimi bu: kazançlı!
Hrant Dink bu birinci sembol/tabu ve İKİNCİ mühim tabuyu çiğnememiş, yani Derin Tugayların Çıkarçılığının Güç Yumurtlayan Tavuğu'na 'kışt' dememiş olsaydı, bugün yaşıyor olacaktı.
Oysa okuması yazması olanların açıkça anlayabileceği üzre, o 'meşhuuur' cümlesinde kast ettiği tam da neydi- biliyor musunuz?
Konu üstüne yabancılara verdiği bir röportajdan (İngilizceden çevirerek) alıntılıyorum: "'Türk' 'Ermeni kanını zehirleyen' bir acı kaynağı haline gelmiştir. Ermeni Dünyası'na şöyle sesleniyordum:
Bu zehirden kurtulmanın iki yolu var. Bir, Türklerin size empati duymaları ve o travmayı azaltmak için harekete geçmeleri. Bu yakın zamanda olacak gibi durmuyor.
İkinci yol kendi kendinize kanınızdaki zehirden kurtulmanız.
Alakanızı Ermenistan'a çevirin ve Türk'le bağlantıladığınız zehirli
kanı, Ermenistan'la bağlantılı temiz kanla DEĞİŞTİRİN."
1/2/2007 tarihli NOKTA dergisinde Necmiye Alpay'ın 'Zor Yazı'sında da belirttiği üzre, bir EĞRETİLEME olarak kullanıyor "Ermeni'nin Türk'ü" lafını Dink.
Yani: "Oğlum; Türklere takıksınız, bu kin ve intikam duyguları kanınızı zehirliyor, sizi boşu boşuna mahvediyor. Enerjinizi, alakanızı yepyeni ve ne biçim yoksul/yoksun Ermenistan'a çevirin de bi güzellik/temizlik vasıl olsun içinizde," diyor Ermeniler'e Dink. İnanılmaz barışçı bir ikame tasarısı/önerisinde bulunuyor.
Ama ille de okuması yazması 'olmayan', anlayışı tercihen kıt olan, EĞRETİLEME nedir bilmeyen, daha doğrusu İŞİNE GELMEYEN; bu lafları "Vay sen benim Kemalist Tabu'ma dil mi uzatırsın ulan Ermeni?" diye okuyor. Okutuyor. En mühimi: OKUTUYOR. DAYATIYOR.
Ki; Dink'in İdam Konsensüs'ü sağlanabilsin.
Tabii: İKİNCİ SEMBOL de önemli. Hatta, bana kalırsa, o en önemli. Üstüne niye yazılıp çizilmedi bilemiyorum. Bi sonraki yazı mevzumuz O ama. Sonrası da Bayram zaten.