Döndüm bak geldim şimdi

Günlerden çarşamba, saat 11.25 itibarıyla kalemi (Pilot Hi-Tecpoint V5 Extra Fine) elime almış bulunuyorum.

Günlerden çarşamba, saat 11.25 itibarıyla kalemi (Pilot Hi-Tecpoint V5 Extra Fine) elime almış bulunuyorum.
Müjde ey okur! Bu da mı olacaktı? Bu köşeci de mi yerine dönecekti? Olmaz olmaz deme, olmaz OLMAZ. (Daha ilk andan başlayalım banalliklere; sonradan şaşkınlık mevzuu olmayalım.)
Daha geç oturur yazardım sanıyordum. Hani
o, 15.30'a kadar sallarım/bizde stokçuluk yok/dalından koparılmış ham bir erik gibi numaraları. İçimiz içimize bu kadar sığabilmiş demek ki. Bir yerde hasret mi kalmışız?
Köşecilik bir karakter deformasyonu aslında. Yani 'yaratıyor' diyemeyeceğim. Karakter deformasyonu bulunanlar bu çeşit; köşeci oluyorlar, köşeci kalıyorlar.
Romana başlama dönemlerimde, yokuş aşağı yürürken daha 2-3 köşeleme attıran köşecibaşını içimden atabilmek için, kaç 'exorcist' (şeytankovucu) dolaştım, ne dualar ettim, kaç düzine MUMMM - ey okur! Sonunda içimdeki o müflis köşeci köşesine sindi, ben romanıma koyuldum. Roman bittiğinde tövbeler ettim kalemi elime almaya, başımı yosunlu taşlara vurdum. Ama Tarkan'ın pek güzel ifade ettiği gibi: "Yalnız taştan duvar olmaz bunu yaz bir yere."
Sizlerin de 1 Tarkan şarkısıyla haykırdığınızı duyar gibiyim: "Vereceksen akıl verme, huzur ver" -(Budur günümüz konjonktüründe artık beklenen.)
HUZUR?
Olur tabii. Bende mebzul miktarda var. Artanlardan size yelek, eldiven, atkı, başınıza çorap -Allah ne verdiyse; öreriz, artık. Şimdi bu dağınık girişle beni yargılamayınız çok rica ederim. (Titreyen bir ses ile.)
TC için yine KRİTİK bir gün. Belki de yani bu harikulade siyasi kalabalık, bizi AB'ye sokuverip de gidiverirmiş giderayak. Umutkâr kalemşorların temennileri ve nasihatları Ankara'daki Taştan Adamlar'a bu yönde.
Ben ise böyle mevzularda Yavuzatti Donatella'ya (pardon Milliyet yazarı Donatella Piatti'yle karıştırdım), Yavuzella Donazetti'ye, pardon pardon Yavuz Donat'a başvururum. Ankara'daki mangal çıkar/mercimek vicdan polyester takım elbiseli safsata ağalarının iç dünyalarında kopan fırtanaları müşahede edebilmek için.
Duayen Ankaracı açık seçik söylüyor: "Havada bulut, Avrupa yasalarını unut." (31 Temmuz, Sabah) Hatta 2. DYP'li Hasan Ekinci mesela, bu konudaki kanaatlerini bildirdiklerken, Sn. Donat'a; gülgülgül yerlere filan yapışıyor. 'Siyaset şu anda karpuz gibi', tarzı Çin ata sözü kıvamında laflar yaptırıyor. Ortaya. Yavuz beye yani.
Biz işte Ankara'nın özünü Yavuz Donat'tan, Türk tipi rasyonalitenin sesini Oktay Ekşi'den, hilkat hakikâtlerini Ege Cansen'den, arka odalarda kotarılan/kotarılamayanları Erdal Sağlam'dan, acı peçetelerimizi Osman Ulagay'dan, yere basma durumlarını Güngör Uras'tan, yarınlar güzel olsun yoksa size lanetler dolsun mısralarını Güngör Mengi'den, uzaylılar gelip bizi kurtaracak/bu arada enselere Sun Block 138 pışpışlamalarını Çetin Altan'dan -Okuyoruz yani aylardır köşe yazarlamalarını. Doluyor içimiz (LPG tesisleri gibi -esprisini yapmayacağım. Artık frene basalım.)
Yalnız Güneri Cıvaoğlu'ndan kendisinin nasıl arada mana sancılı iki-üç dize de alıntılamaya muktedir bir KLAS RADYO olduğu mesajını alıyoruz ki, bu da pozitiftir. Bu köşede açılışı; tamamen memleket değerleriyle uyum içinde, güzellikler, tatlılıklar içinde yapıyoruz ve sloganımızı ortada dağınık bırakılmış bürümcük örtünün üstüne yerleştiriyoruz:
TATLI YİYELİM TATLI KONUŞALIM hadisesi. (Elm Sokağı'ndan).
Negatif bağımlıları! Şeytana tapanlar!
Kötülük çiçekçileri! İtlaf manyakları! Emekli yarbaylar! İmla kılavuzları! Haykıracak nefesi kalmayanlar! Apartman yöneticileri! Bijüteri sahipleri! Ve daha adını sayamadığımız nice itilmiş/kakılmış/früstre ruh!
İlkokul müsamerelerinde size verilmeyen başrollerin intikamını benden alamazsınız.
Yazıyı nereye bağlayacaktım? Neydi?
Dilerim bu köşecilik bisiklet kullanmaya benzer.
On ayda unutmuyorsundur. Kullanmayı yani.
Başlık da Ajda'dan tabii. Bütün toplama kitaplarımızın başlığının, onun şarkılarından taşınma olduğu gibi.
Ama olumlu değil bu girişin gelişmesi: "Seni yalvarırken görmek/Seni ağlatabilmek" filan diye girişiyor eski sevgiliye. Ayıptır! Günahtır!
Biz yine efendice kapatalım diyoruz. Esen kalın numaraları. Cumartesi, pazar, salı, çarşamba günleri biz yine buradayız efeeeeendim.
Siz peki? Siz nerelerdesiniz?
(Cevaplansın diye değil. Öyle spiritüel yankılanmaları için, edildi.)
Yoksa, yok bu köşecinizin
e-postaydı/fakstı/iletişimleşelim/yerleşelim durumları, bilirsiniz. Bilirdiniz. Bilirrr.