Egosantrik Türk Basıncılığı

Son birkaç yılda çığrından çıkmış 1 hal aldı Türk Basmacılığı'nın benmerkezcilik katsayısı.</br>Hani 'Âlemin derdi/Beni gerdi' diye vülger mi dülger bi lafımız...

Son birkaç yılda çığrından çıkmış 1 hal aldı Türk Basmacılığı'nın benmerkezcilik katsayısı.
Hani 'Âlemin derdi/Beni gerdi' diye vülger mi dülger bi lafımız var. Ve memleketimizde dert harbiden ve haddinden çok hani. İşte şimdi Yükselen Türk Irkçılığı ile baş etmek/edememek durumundayız. Geçenlerde İsmet Berkan; nasıl son 10 yılımız 12 Eylül'ün (Yüce) Eseri dincilikle baş etmekle heba olduysa, önümüzdeki on yılımızın da kimlerin/kimlerin eseri olduğunu TEŞHİS-LEMEMEK için elimizden geleni ardımıza koymadığımız ırkçılıkla (milliyetçilik' 'ulusalcılık'vari afili ve tartışmaya açık kelimelerin ihlal edildiği topraklardayız, bunun adı açık seçik: ırkçılık hanımlar beyler artık) baş etmek durumunda kalacağımızı 'baykuşluyordu.'
Baykuşluyordu hakikaten, öngörüsünün isabetlilik oranı karşısında içim korkuyla katıldı: Haklıydı!
Şimdi hal böyleyken/Telefunken! (Arada CemYılmazlaşmadan durunamıyorum. Beni af buyrun Cömert Gönüllü Okur!) Evet hal böylesine iç ve dış karartıcıyken, artık iş her nevi teorileme düzeyinden çıkmış, Hrant Dink işte böylesine 'kolay' (3 arkadaş Pelitli'de düşündüler; biri diğerinin cebine 250 liraya aldığı bir silah, bir liraya aldığı bir bayrak ve polisin eline geçirip geçirmediği hâlâ meçhul iki sim kartla, mevcudu bulunamayan bir cep telefonu koydu, otobüse atlayıp giden beyaz bereli, Ermeni'yi kapının önünde bekledi bekledi vurdu) bir cinayete kurban verilirken, 'yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır' havası üfür üfür üfürülürken, çevremdeki hemen herkes devlet korumalarıyla donatılmışken-
Durum bu kadar ACİLKEN- cümlemiz hayatlarımızın Acil Kapısı'nda dikilmiş, bekleşirken-
Türk Basmacılığı böyle çok vahim bir 'hava bize hoş ağbi' havalarında ve de manyakça bi içç çekişme! İç çekme değil de, iç çekişme hali. Kimin ayağı kiminkine uzanmış çelme takmak için belli değil.
Diyelim Büyyük Hürriyet'teyken Genel Yayın Yönetmeni'ne yalakalığın kitabını (broşürünü mü demeliyim?) her gün her gün yeniden yazmış
bulunan Serdar Turgut (kısaca: Surgut) hasbelkader Türk polisinin en fazla okuduğu gazetenin başına geçince, önce Modern Muhafazakâr Türk Milliyetçiliği miydi, neydi? Öyle bir safsata yaratıklandırmaya çalıştı, olmadı! 'E, size hayatta olunamayacağınız adamlara sataşma imkânı verelim.' (Böyle bi ses duydu herhalde Gaip'ten.)
Evvelsi gün/yıl Marduk gezegeni hakkında bilgi topaçlamaya doyamayan Bu Adam, Hrant Dink öldürülünce "Ama kardeşim bu memleket kahraman kaynar. Konuşmayı bilmezsen onlarla adam gibi, başına da bunlar gelir tabii ki" mealinden şeyler yazdı. Yazabildi!
Yetmedi: Alaattin Çakıcı'ya Can Dündar'ı ispiyonlayıp 'Şuna bi çaksana ağbim'e lafı getirebildi! TAM DA O GÜN Çakıcı'nın tehdit mektubunu fakslatmasının akabinde, Dündar'ın evine DE bıraktırması filan bi tesadüf olamaz herhalde! Yani Küçük Ajan Provokatör (bi iç çamaşırı markası) başarıyla 'görevini' (ne halt ise artık) ifa etmekte.
Orhan Pamuk için okul bahçesindeki bi şişman, şaşı, gözlüklü, sevimsiz oğlanın her nevi kompleksiyle 'Korkak! Korkak!' diye bağırabildi. Bu arada yazılarından Surgut'un korkaklık seviyesini müşahede etmiş biri olarak, kendisine Çakıcı'dan bir uyarı/tehdit mektubu gelse kimyasının nasıl bi
daha kat'a yerine oturamayacak denli altüst olup/mahkeme girişinde Surgut'a saydırttırılsa nasıl üç buçuk atarak soluğu Maçin'de filan
alabileceğini ebediyen, rica ederim hatırlatıyorum.
Bırakın meslekdaş dayanışmasını, köşeciğinde/yönetmenliğinde varolabilmek için (bulabildiğim en iyi gerekçe bu olabilecek) bel altından çalışmalar bunlar! Ayıptır. Ve de günahtır.
'Günahtır' deyince: Hiç bi analize girmeden/giremeden en uzunu beş satırlık attırmalarla 'Ağbi yaa, Can'a da geçiriiim', 'Hülya Avşar'a da sokuşturiiim'. Yeter ki onun ilavelemesiyle, bunun uçan kuşunda Yerleşik
1 Magazin Figürü'ne dönüştürerek kendini, yılların açlığını, yoksunluğunu nereye saldıracağını bilemeden doyurmaya çalış! Genel Büyyük Ağbi'nin son Frankenstein'ı olaraktan.
Düzey, bu düzey!
Sonra da 'Medyalama Paparazzisi' diye (anca) niteleyebileceğim baskınyayın internet siteleri 'Flaş! Flaş! O ona öyle sokuşturdu. Bu onu salon salomanje'de böyle pataklayamadı'larla boğsunlar ortalığı. 'Özgür' internet ortamı! Sansürsüz.
Diyelim: Prime-time'da yayımlanan bi Buzda Banalite programında kendini ekspoze, hatta 'over' ekspoze eden ('overdose' gibi Hakkı bey) Genel Köşe Kadını üstüne yazdığımız (programa dair) yorumlar ve onun, o 'güzel' ağzını açıp gözünü yumması hali (niye artık beni yeterince iltifatlamıyor Erk Sahipleri tripleri) köpürtül-sün de köpürtülsün 'O ona geçirdi. Bu buna sivriledi' diye, coşkuyla. Kapışsalar da, eğlensek kafasıyla.
E madem bu denli 'Medyada Neler Oluyor'a meraklısınız, meraklardasınız sürekli, 'İklimler+İklimatör Genel Ağbiler' yazımızı basın sıkıyosa. Ya da Alper Görmüş, Kürşat Bumin medyalamamıza en şahane eleştirileri kalemliyorlar.
O yazıları bayraklandırın- diiii mi ama?..
Yok ağbi. Her şey 'dedi' 'kodu' düzeyinde kalacak. Öyle ele alınacak. Yoksa Genel Ağbiler'le araları bozulur, birilerinin tavuğuna 'kışşşt' demiş filan olurlar maazallah.
Bu gidişatı da 'egosantriklik' zart zurt diye nitelemek; 'lüks' ve ziyadesiyle 'iyi niyetli' ayrıca.
Bi 'antre' kabul edin: Ordövr Telaşesi.
Pazar günkü yazımda PİNAS'ı PİDASlamışım. Filmin adı: 'Vefasız'. Başrolünde Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan var. PİNAS'ın açılımı da: 'Para İçin Namusunu Arkadaşını Satanlar' imiş. 'Para' kelimesi yerine 'Köşe'yi koyun yani. Bulursanız, okuyun.