En yenisinden serinlik

Pazartesi gecesi CNBC-e'de Haneke'nin kült olmaya aday 'Funny Games' (Tuhaf/Komik Oyunlar) filmi gösterildi.</br>Ben birkaç yıl önce izleyip filmi, son 10 yılda gördüğüm en iyi film ilan etmiştim halihazırda.

Pazartesi gecesi CNBC-e'de Haneke'nin kült olmaya aday 'Funny Games' (Tuhaf/Komik Oyunlar) filmi gösterildi.
Ben birkaç yıl önce izleyip filmi, son 10 yılda gördüğüm en iyi film ilan etmiştim halihazırda. Sonra da takıp Haneke'ye hemen tüm filmlerini izledim.
Giderek kıvamının 'bozulduğu', 'popülerleştikçe' o ağır sinemasının hafiflediği, yaptığı en kötü filmin de 'Pianist' olduğu kanaatindeyim, o ayrı.
Her neyse, yıllardır herkesin kafasının etini yedim 'Funny Games de, Funny Games' diye. Şahsi salonumun güvenli ortamında kanallar arasında gezinmekteyken şak diye karşıma çıkınca, neye uğradığımı şaşırdım.
Benim video oynatıcım, DVD zımbırtım filan yok. Televizyonda oynayan filmlerin en babasını bile izleyemiyorum.
Zira film SİNEMADA izlenir. Varsa öyle bir ekol, ordanım yani.
Hem bu evdeaslafilmizleyememeözrü nedeniyle kalakaldım, hem de bu film yenilir yutulur lokma değil. Akşam akşam küçük ve temiz dünyamızı karartmayalım.
Seyretmemezlik de edemiyorum, acayip sıkı bir film. Gide gele izledim bir nevi.
Ama mesele benim televizyonda filmlerle alakalı sergüzeştimden ziyade, ordaki iki çocuk.
Hani birbirlerini çoğunlukla Tom ve Jerry diye, ara ara Beavis ve Butthead
diye çağıran, tertemiz -saf ve masum- golf kıyafetleri içindeki o iki korkunç 'yaratık'.
Hele ince uzun olanı mütemadiyen -bazen de kameraya bakarak- konuşuyor, yaptığı HERRR ŞEY'in muhakkak upuzun (ve zırva mı zırva) bir açıklaması var, her şey çok sıradan MIŞ, normal MİŞ gibi yapıyor.
Ve de evlerine yumurta istemek için girdikleri (ne neden ama!) o harikulade varsıl, 'kaliteli', huzurlu çekirdek ailenin hayatını lime lime ediyorlar. Çekirdeklerden geriye hiçbir şey kalmayıncaya dek.
Hakiki bir: burjuvazinin ağzına edeyim, çekirdek aileye ölüm, mevcut toplumdan tiksiniyorum filmi. Ama hiç de bunları savunmadan. Hiçbir şeyi savlamadan. Savruk, amaçsız, dayanaksız bir kötülük. Tam da yaşadığımız zamanlara yaraşan. Ağır bir yabancılaşmanın acımasızlığı: En incitici yanı da bu. Öylesine kopartılmış bir acımasızlık ki, acımasızlığın vahametini dahi kavramanız epeyce zaman (ve can) alıyor.
Bu filmdeki iki 'tip', yeni nesil serinliğinin nasıl gaddarlık sınırlarını fazlasıyla ihlal eden bir soğukluğa varabileceğini yüzümüze gözümüze sokuyor.
Ve işte bu iki tipi düşünürken bugün, kendimi son zamanların flaş topluluğu 'Duman'ı da düşünürken buldum.
Ben evet içince filan mutlaka Türkçe pop DA çalsın isteyenlerdenim, ama bugüne değin kendime bir adet dahi Türkçe müzik almış değilim. Bir tek yıllar önce Ajda'nın 'Best Of'unu almıştım, arabada iyi gider diye. Yoksa hayatımın akışı içinde Türkçe müziğe tahammülüm yok. Yalnızca taksilerde mebzul miktarda dinliyorum.
Ama gittim işte, daha doğrusu Altan'laydım, ona bir adet DUMAN CD'si aldırdım. Birkaç hafta boyunca da mucizevi bir şekilde çaldım durdum.
Çocuğun -şarkıcılarının yani- at bir kaba Kurt Cobain'in sesini, üstüne Müslüm Gürses dök, karıştır karıştır: öyle arabesk/Seattle Sound bir sesi, söyleyiş tarzı var. Fazlasıyla hoş bence yani.
Ayrıca Sezen Aksu'nun 'Beni yak kendini yak'ını hakikaten şahane bir yerlere taşımışlar.
AMA -Ama işte. Böyle politikaya nasıl da bulaşmadıklarına dair, hani 'Ben ondan almiiim' tarzı, 'Ortada kuyu var yandan geç' tarzı, 'Bu yaşlı kuşaklar sıçıp batırmışlar, ateşte yemeğim var' tarzı bazı sözleri var ki-
Bunlar artık postpost Özal çocukları. Yani apolitik dahi değiller. Antipolitikler filan. Ne bileyim benim kokozluğumdandır muhtemelen, insanın kanına dokunuyor. Hani bu kadar da 'ben almiiim' cool'luğunda 'protest', protest de değil; hani, takatim yok, çok banalsiniz abi, bulaşmayalım birbirimize halleri-
Ağır bir yabancılaşma. Yani bunların serinliği nerde biter de soğukluğu -Alaska! Frigo!- nerde başlar, fazlasıyla müphem işte.
Bu da diyelim bana, iyi gelmiyor. 'Soğukluk' yaratıyor.
Sonra da Radikal Cumartesi'de çıkan röportajlarına tosladım. Mehmet Tez -bence, tabii ki- aman nasıl yüksek gerilim hatları gibi geriliyor bunların 'cool'luğundan. 'Sucuklu yumurtamızı yeriz/Teybe de söyleyeceğimiz yoktur da söylemeyiz' hadiseleri.
Okurken şahsen ben Mehmet Tez'le özdeş özdeş özdeşleşip, 'Büyük
Emrah'la söyleşilir, bunlarla buzzz' oldum. Ki Mehmet Tez böyle hissiyatlara katiyen kapılmamış olabilir, benim radarımda olay böyle cereyan etmiştir. Bunları da yazın yani.
Kuşkusuz zorrr bir zamanda genç vaziyetindeler. Ve zaten genç olmak nadan olmak, boktan olmak, eksi sekiz derece olmak falandır, filandır. Ama bu kadar her şeyden kopuk ve azade olmak.
Yani antiglobalist filan olsalar diyorum. Yoksa bir sürü tuhaf oyun.