Esrarengiz Samandağ hakikatleri

Size bu mısraları RüzgârAltı 1 Yer'den, Tuhaf 1 Otel'den yazıyorum.</br>Nişanyanlar'ın 'Küçük Oteller Kitabı'na nazire bi 'Tuhaf Oteller Kitabı' istemiyor değilim.

Size bu mısraları RüzgârAltı 1 Yer'den, Tuhaf 1 Otel'den yazıyorum.
Nişanyanlar'ın 'Küçük Oteller Kitabı'na nazire bi 'Tuhaf Oteller Kitabı' istemiyor değilim. Ama tuhaf otelleri bulabilmeniz için, tuhaf gezilere çıkmanız gerekiyor. (Kesip atıcam ama şimdi bu 'tuhaf' kelimesinin kulaklarını!)
Laleciğim, ben ve Sayım (Çınar) yurt sathındayız: Hatay, Samandağ'dayız. Festivallerinde.
Lale'yle (Müldür) en son 1 on sene önce Cambridge gezimiz oldu, Türkiye'yi temsilen.
Sonra da Samandağ'a birlikte gidelim oldum ben.
Alis'in Tavşanı'nı da alıp TamÜçlü olacaktık. Tavşan meşgulmüş kuyuda Alis'i daraltmakla. "Hadi çabuk! Hadi saat geç oldu. Geç kaldım. Geç kalktım" yapmakla.
Biz de Sayım'ı aldık yanımıza. Cambridge-Samandağ Ekseni'ni Kuala Lumpur Gezisi'yle de tamamlayabiliriz. Sonra.
Ama şimdi burdayız: Samandağ'da.
Burası hakikaten çok çok güzel.
Çok rüzgârlı. Dev dalgalar yapan bir denizi var.
Açık Deniz. Açık Deniz, hakikaten, kapalı denizlere benzemiyor. Sonsuz 1 Deniz İmkânı.
Gün filan, çok kırmızı ve çekincesiz batıyor.
Bu açıdan Hindistan'ı hatırlatıyor bana.
Dünyann ikinci uzun kumsalıymış. Ve fakat çöp dolu. (Bu açıdan da Hindistan'ı hatırlatıyor.)
Ne kadar toplasalar, çöp basıyormuş sahili.
'Açk denizin cilvesi' gibiymiş. Suriye'nin çöpleri açık denizi kat edip kaygısızca (ve alabildiğine saygısızca) buraya varıyor.
Herhalde Suriye'yle konuşmak gerek.
Lale ve Sayım gidip Suriye'yle konuşsunlar bu meseleyi.
Lale, Beyin Kanaması'ndan sonra minimalizme vurdurttu sohbet işini.
3 cümle kuruyor/kullanıyor: "Evet, canım", "Peki, canım", "Olur, canım."
Bu 3 cümleyi çevire çevire kullanıyor Lale. Bu 3 cümlenin mavrasını yaptığında da, gülüyor.
Lale: böyle.
Ama ne kadar Diplomasi Cengâverleri de olsalar Sayım'la Lale, yani masaya ne kadar mahir otursalar, ne kadar sıkı 1 pazarlık yürütseler Suriye ile "Kardeşim, bu çöp işini denizlerimize saldığın ya çözeceksin, ya çözeceksin," diye-
Yine de Türkiye Cumhuriyeti'nin tercihen devasız bıraktığı 1 toprak burası: Güzeller güzeli Samandağı.
E, düşünün: her sene kıllık olsun diye (yarım oy dahi almayacaklarını bile bile: Cüce Oyu) 'teşkilat' açmaya kalkıyor MHP. Gençler açtırmıyorlar aynen. Ne 1 büro, ne bir şey.
Meydanda 'Vurulduk ey halkım' yazılı bir heykel dikili. ÖZGÜR BASIN ŞEHİTLERİ ANISINA yazıyor yan tarafında.
Bu heykeli az geçince Hızır Alehüsselam'ın Musa'yla buluştuğu çok uğurlu kaya var. (Saint George'dan galiba, apartmışlar.)
Arabaya binip gidiyorsun; Hazreti Musa'nın Musa Dağı'na çıkmadan su kenarında unuttuğu sopası, muhteşem bir ağaç olmuş. İçine dileklerini bağlamış insanlar. Beyaz beyaz.
Yaşayabilen Son Ermeni Köyü'nü görüyoruz: Vakıflı. Biz ne gönlübol, cömert insanlarız ki, bu topraklardaki yüzlerce Ermeni Köyü'nden yalnızca BİR TANE bırakmışız. Onlar da gemilerle Lübnan'a kaçıp sonra dönmüşler. 150 kişilik bi yaşlılar köyü. Ama çok çok güzel.
Dor Mabedi'ni görüyoruz. Ömrümde gördüğüm en güzel yerlerden biri olan Titus Tüneli'ni. Beşikli Mezarlar'ı: Romalılar çalışmışlar işte.
Bir de şahane insanları var Samandağ'ın. Siyaseten doğrucu mu doğrucular!
E, Türkiye Cumhuriyeti de taş taş üstüne koymeyiversin buralarda. Fazla gölge etmesinler- o bile yeter.
Bizi, çok güzel ağırlayan Maria, "Babam ağlamış Ermeniler gemilere doğru yürürken" diyor. "Köpekleri de yanlarında, onlarla gidiyormuş. Çok dokunmuş babama."
Buranın insanı böyle: Birilerinin itilip kakılması çok dokunuyor onlara. Binlerce yıldır birlikte yaşıyorlar, yaşayabiliyorlar zira.