Ev taşıyorum!..

Sabahtan beri nasıl koşturdum, inanamazsınız.</br>Şimdi de oturmuş, yazımı çırpıştırıyorum.</br>Karşınızda 'normal' bir ev kadını yok.

Sabahtan beri nasıl koşturdum, inanamazsınız.
Şimdi de oturmuş, yazımı çırpıştırıyorum.
Karşınızda 'normal' bir ev kadını yok.
Karşınızda obsessif bir ev kadını var. Yani demem o ki, şöyle insanlar var -konuşuyorlar, duyuyorum: "Nakliyeciler geldiler. Her şeyi toparlayıp götürdüler. Ben de gittim, çay içtim", vs. vs.
Benim bu evden öbürüne taşınmam en az ÜÇ AYIMI alacaktır, bunu yazın bir yere.
Vır vır vır-zır zır zır: Artık her detayla uğraşırım da, uğraşırım.
'Bana ne lan senin ev taşımandan' diyen sosyalist iktidarcılara burdan haykırıyorum, çok önemli ev kadıncılığı/taşımacılık ve nevroz bilgileriyle donatılacaktır elbet bu köşe.
Köşeciliğimin ilk esnalarında mevcut evimde yaptırdığım tadilatın yankıları uzun olmuştu. Mesela o günlerde tinerciydim. Elimde tinere batırılmış bezler, kırt kırt kırt sil o prizin etrafındaki boya taşmalarını. Sil bu fayansın üstündeki boya taşmalarını.
O günlerdeki 'Tinere Övgü' serimi okuyup da sonra bana gelip: "Sağ olasın, var olasın senin sayende bizler de tinerci olduk" diyen nice
okurella tanıyorum.
Sonra yine o dönemlerde evrenin sonsuzluğuna saldığım şu nevrotik ev kadını tüyosunu da uygulayan nice nevrozz vakasıyla karşılaştım. Alıyorsun eline üç-dört adet pamuklu çubuğu. Onları sırasıyla kolonya şişesine daldırıp -tabii: Temizlik Amaçlı Mavi Kolonya Şişesi- fırının düğmelerinin etrafına sinsice gizlenen inatçı yağları def ediyorsun.
Ayrıca çıkarılıp takılıyor o düğmeler. Çıkarıp bir güzel kolonyaya banılmış pamuklu çubuklarla temizliyor, sonra düğmeleri yerine takıyorsun.
Ben ev kadınının özz ruh takıntılısını, fırınının düğmelerinin etrafındaki sayıların silinmişliğinden -kolonyalamanın kümülatif etkisi- tanırım.
Bu kolonyaya banılmış pamuklu çubuk hastalığımı da, epeyce naçar ruha sirayet ettirmiş olduğumu iftiharla ilan ederim!
Bu taşınmamda Allah'tan tiner olayını aşmış vaziyetteyim. Küçücük, çok zarif bir spatula ya da Scotch Brite'ın yeşil haşin yüzüyle duruma müdahale çok daha yerinde. Zira, tinerin götürdükleri getirdiklerinden daima daha fazla oluyor. Müptelalık yaratma -ruhen! ruhen!- hususiyeti de cabası.
Bu evreler yine yalnız başına atlatılacak evreler.
Sonra, koltuğunun altında tepsi kadar bir ekmekle -bereket olayı- Bay F sökün ya da akın etti. Tardu'nun yaptığı masa için görüş bildirmek üzere.
Tardu, çatlakları kalayla kapatıyor o dev tahta çalışmalarında.
Tamam, çok da güzel oluyor. Ama masanın orta yerinde böbrek şeklinde bir kalay deseni sinirlerimi tel tel etti. Bay F bir estet, bir görsellik bilirkişisi olarak, nihai kararı verecek! Ben de bu karara göre Tardu'nun başına ekşiceem ya da ekşimicem.
Bay F çok çok beğendi masayı. Ben de arayıp müjdeli haberi verdim Tardu'ya. Ancak: "Bu masanın on beş dakika önce tozunu almıştım. Yine tozlandı. Kendi kendine tozlanıyor olmasın?" diye sormadan edemedim. Hakikaten öyle bir özelliği olmasın sakın diye düşünerekten.
Anlayacağınız bu basith görünen nevroz vakasında dahi, frenlere basmak sorun oluyor.
Bay F telefonu kapıp hem Tardu'yu masanın güzelliği için kutladı, hem de burda "'Diary of a Mad Housewife' (Deli Bir Evkadınının Günlüğü)
olayı var. Boş ver sen" diyerek onu teselli etti, beni haşladı.
Sonra evdeki zevkli tercihler için kutlandım, bazıları için azarlandım. Genel olarak evi beğendi ve sehpa için küf yeşili (Bay F'nin favori rengi) pleksiglas bir sehpa almamı önerdi.
Bir zevk gurmesi!
Arada ışıklar takılıyor, boya-badana rötuşları yapılıyor ve ben 'Buderus arızalandı' diye tutturuyorum.
Sağ olsun yakınlardaymış, Atamer bey geldi.
O gitti. Mehmet geldi, alçılar daha kurumaz deyip gitti. Şahsanem bu arada evi parlatıyor.
Ben çıkan çöpleri sevgiyle mavi, jumbo, Koroplastlara doldurup karşı arsaya taşıyorum. Zira çöpler ordan alınıyor. Çöp yığınını özenle düzenliyorum filan. Çöp atmak kadar sevdiğim bir şey yok hayatta.
Bunun çözümlemesini de artık Kantonlu psikiyatrlara havale ediyorum. Çinli psikiyatristler ilgileniyor benimle. Açık Öğretim gibi Açık
Analiz: postayla yani. Şimdi bunu da ciddiye/middiye alan olur.
Şaka! Şaka! Şaka!