Evde oturamamak

Perşembe gecenin ana haber bültenine, gaipten Maip -pardon- Mail Büyükerman düştü.

Perşembe gecenin ana haber bültenine, gaipten Maip -pardon- Mail Büyükerman düştü.
Eskişehir ilimizin ve adı halen de DSP olarak bilinen partimizin, Büyük Millet Meclisimize en oyuncaklı armağanıydı, anımsarsınız, Mail Büyükerman. Girdi, çıktı; taklitler yaptı, demeçler patlattı, mankenlere, Tarkan'a sataşacak kadar şirazesinden çıktı. Zaten şirazesinde değildi. Şirazesizdi. Serseri kurşunlar gibi orda burda patlıyordu.
O kadar çok patladı ve öylesine kurusıkıydı ki, Mail Büyükerman'ın başına gelebileceklerin en acıklısı geldi: Artık görmezden geliniyordu. O denli enflasyonunu yaratmıştı ki, şaklabanlıkları istenmiyordu, ters takla atsa nafileydi, tedavülden kalkmıştı. Bitmişti. Allahım! bir dikkat çekme bağımlısı için bu ne hazin bir durum, çeyrek köfte ekmek arasından bir dramdı!
Böyle insanlar var, öldür Allah hayatımıza giriyorlar, müthiş bir bağımlılık içindeler. Başarılı olanları bağımlılık da yaratıyorlar. Onlardan haber almadan günümüz geçmiyor. Onlardan haber almadan günümüz geçsin istemiyoruz. Onlardan haber almadan günümüz geçsin istesek de, onlar buna izin vermiyorlar. İbrahim Tatlıses böyle. Mehmet Ali Erbil, Sakıp Sabancı, Reha Muhtar, Kadir İnanır -böyle. Müthiş bir kadro. Hepsi kendi kendinin karikatürü aslında.
Ezberlenmiş mevzuları var. O konularda karşılıklı bir konsensüs var: Onlar hep bilindik laflarıyla konuşuyor, halklar da dinliyormuş gibi yapıp kafa buluyor. Onlar kafa oluyor, halklar kafa buluyor -ama şu var ki, acayip para da kazanıyorlar. Böylece 'saygın' ve 'başarılı' da varsayıyorlar kendilerini; öyle de varsayılabiliyorlar kafa bulma anlarının dışında. Paranın iktidarı netice itibarıyla.
Politikamızda mesela Kamer Genç olayı var.
Sonra hani habire o partiden bu partiye savrulan -yine bir DSP armağanı- kırmızı saçlı bir Kubi vardı. Neyse, silindi gitti.
Mail Büyükerman daha üst bir kadrodan. Yani şaklabanlıktan bir gömlek daha. Meczup kadrosundan. Ve gidişi çok hazin olacağa benziyor. Çooook.
Hani tüm sol partileri kucağına oturtmak üzere Hacıbektaş Şenlikleri'ne davet etmişti Deniz Baykal. Otobüse kimse tenezzül etmemişti: Bir tek Mail Büyükerman.
Seçim telaşesi ortalığı kaplayınca, DYP ve ANAP'a da musallat olmuş; maalesef teveccüh etmemişler. O da kendinden, medya gücünden, tüm gerçeklikle tendon bağları kopmuş zırvalıklarının yer işgaliyesinden emin, gitmiş CHP'den adaylık başvurusunu yapmış.
REDDEDİLMİŞ!
Böyle bir maskaralığı hiçbir partinin kaldırmaya niyeti yok anlaşılan.
Ama öylesine bozum olmuş ki Büyükerman, öylesine inanamamış, hem nasıl olur, Eskişehirli büyük işşş adamı, tanınmış politikacı, her yerde tanınıyor, sayılıyor, seviliyor, evet muhakkak kendini bu minval üstünde algılıyor. Ağlamaklı bir sesle kameralardan artık çekim yapmamalarını istiyordu. "Hep çekim, hep çekim. Çekmeniz şart mı!" diye tersleniyordu.
Oysa bağımlı olan oydu. Kuğulu Park'ta tütüler içinde Kuğu Gölü'nden bir sahne canlandırmaya bile razı edilebilirdi. Yeter ki kameralar onu izlesindi. İşte şimdi canı sıkkın. CHP onu reddetti. Diğerleri de istemiyor. Bu aşamada Mail Büyükerman en can alıcı lafını söyledi: "Evde mi oturayım yani? Ben evde oturacak durumda mıyım?"
Değil hakikaten. Bir hastanenin avlusunda bankta oturacak durumda bir sürü şahsiyet; devlet dairelerinde, parlamentoda, Bakanlar Kurulu'nda, ana haber bültenlerinde, gazete köşelerinde, üniversite koridorlarında karşımıza çıkıyor.
Bu memlekette istifa diye bir müessese (istifa, Tacikistan'da bir kasabanın adı mıdır?) olmadığı gibi, emeklilik diye bir müessese de yok. Malulen emeklilik diye de. Kimse emekliliğe 'ayrılmak' istemiyor.
Hakikat şu ki, çok acı, çok bayat, çok matrak hakikat şu ki: Türkler EVDE OTURAMIYORLAR. Evlerinde asla oturamayan insanların ülkesi burası. Mutlaka kahvede pişpirik oynamaları, kapı önünde çekirdek çitletmeleri, o kokteyl senin bu kokteyl Sabancı'nın koşuşturmaları, pek önemli olduklarını sandıkları toplantılar arasında soluk soluğa, illa da havanda su dövmeleri icap ediyor.
Mutlaka meşgul olmalılar. Meşgul edilmeliler. Meşgul etmeliler.
Belki de varoluşsal krizlere düşmemelerinin sırrı burda yatmaktadır. Başını kaşıyacak vakti olmayan adamın hayatla dertlenecek vakti olur mu? Hayat üstüne düşünecek? Hayatın anlamı üstüne? Yaşamın hakikatsizliği? Vs. vs. vs.
Bu topraklardan bırakın felsefe çıkmasını/filozof çıkmasını, hayata dair kapı önlerinde çitletilen lafazanlıklar dışında, düşünce dahi çıkmamasını, işte bu evde oturamama iptilası, garantiliyor.
Birbirinin yamacında, birbirine sürtüne sürtüne, acı/tatlı ama son kertede mutlaka ortalama zamanlarını, habire bir arada, birlikte daima, sürdüren bir sürü toplumu.
Mail Büyükerman nasıl otursun ki evinde? Kimsenin evinde oturamadığı bu ülkede, içi içine sığmayan bu geçkince vatan evladına nasıl kıydınız ki? Ne güzel eğleniyordu vur patlasın çal oynasın milletimizin meclisinde.