Facebook Çılgınligi

Geçenlerde baktım 1 mail gelmiş bana: Hiç tanımadığım/ etmediğim bir bağyandan.

Geçenlerde baktım 1 mail gelmiş bana: Hiç tanımadığım/etmediğim bir bağyandan.
Ben onu tanımıyorumdur diyelim; ama o beni tanıyordur/ediyordur. Hep var
böyle bir ihtimal. Hep oldu.
"Sizi Facebook'taki listeme friend'lemek istiyorum," yazıyor. "Ama bunu yapabilmem için-" İşte terminolojiyi bilmiyorum, anında da sildim bu cömert teklif'i. Yani ben de katılabilirmişim Facebook'a. Davetiye yolluyor. Onun da arkadaşı olucam. Başkalarının da. Onlar da benim arkadaşım olacaklar. Büyüyen halka.
Bu abukluğu Ayça'ya anlattım.
"Ama sizin Facebook'ta var yeriniz," dedi. Hatta sırf 'friends'lerim(!) girebiliyormuş. İnandırıcıymış yani. O bile, benim 'hesabım' zannetmiş.
Ben und Facebook!
Bu sabah da tesadüfen Sevgili Bir Arkadaşım: "Millet bi mutlu, bi mutlu Facebook yüzünden," dedi. "İlkokul arkadaşlarını filan buluyorlarmış:
Ne halt edeceklerse!"
794 bine ulaşmış Facebook kullanıcıları Türkiye'de. İnanılmaz bir sayı! Gözlerime inanamadım. Düşünsenize (sayıldığı an için: şimdiye dek artmıştır) YEDİ YÜZ DOKSAN DÖRT BİN KAYIP RUH, arkadaşlarını arıyor! Herkes birbirine kavuşuyor, kaynaşıyor, birbirlerine bira filan gönderebiliyorlarmış. Sanal. Kurabiye. Dondurma. Kahkaha.
Cumartesi günü de Hürriyet Ekler'de müzik yazıları yazan bir beyefendinin, tefrikalayacağı 'Üstün Facebook Özellilikleri'nin ilk kısmını okudum. Çok övüyor: bir kere herkes ismiyle cismiyle/hakiki kimliğiyle varmış. Taciz yokmuş. Vurkaç yokmuş.
Onun yazısını okuyunca, son derece mantıklı geliyor: Temiz Bir Ortam. Üstelik de arkadaşlık/kardeşlik/dostluk/kavuşma esasına dayalı.
Neden olmasın; hakikaten?
Harvard'da okuyan 1 Zenginaile Çocuğu 'bulmuş' Facebook'u. Önce Harvardlılar tanışsın/kaynaşsın diye başlamış. Şimdi işte bu aklıevvel vizyonerin 15 milyar dolar değerinde şirketi (Facebook) olmuş.
Ben tabii "Ulan insan Harvardlılarda biraz akıl olur sanıyor," olmadım değil.
Hadi şöyle söyleyeyim: Bu çocuk bana gelseydi (gelmezdi ya Böyle 1 Çocuk bana) "Ben şöyle bi albümdenkavuşanlar sitesi yapıcam/edicem," deseydi. Ben de "Get lan, kim ister HAYATTA böyle bir kaynaşmayı/karşılaşmayı??" derdim.
Oysa Columbia'da doktorasını yapan bir arkadaşımın harikulade bir tezi vardı: "Bir eşeği bağlasan Columbia'ya," derdi. "Dört yıl boyunca gelse/gitse, gelse/gitse- ona da sonunda diplomasını verirler."
Mesela bakıyoruz 17-18 yaşlarında sekreter/stajyer/stoper filan olarak gastelere girenlere. On yedi istikrarlı/uyumlu/anlaşmacı yılın sonunda, hatta sekizinci yıllarında filan yazıişleri müdürü felan oluyorlar.
Yani bu Postmortem Zamanlar'da istikrarlı+azimli ve güler yüzlü olabilen bir kişinin başaramayacağı HİÇBİR ŞEY yok! Çok güzel zamanlar bu zamanlar.
Ama ben nasıl Facebook 'kullanıcılarını' anlamak için ruhen ters takla
atıyorsam, onların da bizler gibi kavuşmak/görüşmek/kaynaşmak ve hatta tanışmak istemeyen Münzeviler'i anlamaları gerekiyor.
Onlardan bunu rica ediyorum.
Benim öyle bir şeye 'dahil' olmamın imkânsızlığının ennn baştan 'given'
sayılmasını yani.
Nasıl hakkımda bullshit'lenen zırvalamaları madde.madde.madde çürüterek ömrümü ve köşemi tüketmem imkân dahilinde değil ise-
Aile ya da Şahsi albümümle Hayatımda Olmayanlar (ve Olmayacak Olanlar'a) kavuşma ihtimalim aynen öyle.
Ama benim gibi CANLI HAYATTA (dahi) okul arkadaşlarına 'kavuşmak' korkusuyla yaşayanlara dair ta 94 yılında çıkmış 'Refakatçi' adlı romanımdan, aşağıdaki alıntıyla sonlandırmama izin verin-izzz
çok rica ederim.
"Şehirde bu tarz alışverişler için mevcut dükkânların yoğunlaştığı semtler, benim nerdeyse adımımı atmadığım yerler. Oraları benim için çekilmez kılan sayısız özelliğin arasında hele bir tanesi, tüylerimi her daim diken diken eder:
Epey zamandır yüzlerini görmediğiniz, görmek de istemeyeceğiniz bir sürü tanış (diyelim okul arkadaşları) o civarlarda sonbaharda bereketli bir ormanda dört taraftan fışkıran mantarlar gibi, karşınıza çıkıverirler.
Atik ve dikkatlidirler. Onları fark ettiğinizde yapacağınız manevralar ne denli keskin olursa olsun, sizi kolunuzdan yakaladıkları gibi, son derece canlı ve bunaltıcı bir sohbete balıklama dalıverirler. Bir kere çok şaşırmış, çok sevinmişlerdir.
Bir ya da iki çocukları olmuş, bir ya da iki evlilik geçirmiş, işlerinde hızla yükselmişlerdir. Çok mutlu, çok başarılıdırlar. Bazı ufak tefek şikâyetlerini sıralamayı boyunlarının borcu bilseler de, lafı size
getirir, sizinle ilgili haberleri aldıklarını neşeyle çıtlatıverirler.
Bu haberler sizi, şehrin sokaklarında nadir rastlanan pembe-mor çizgili bir zebra konumuna getiren haberlerdir. Yalnız yaşıyor olmanız, bir türlü evlenip barklanmamanız, işsiz güçsüz olmanız, habire uzun yolculuklara çıkmanız!
Alışveriş faslının ikinci günü korktuğum başıma geliyor. (Her korktuğum başıma geldiği için artmıyor mu korkularım?)" s: 26-27.