Fazıl Say haksız mı?

Fazıl Say birkaç laf ediyor (maalesef 1 Alman gastesine) hop oturup hop kalkıyoruz. "Türkiye'yi TERK EDEBİLİRİM!" diyor.

Fazıl Say birkaç laf ediyor (maalesef 1 Alman gastesine) hop oturup hop kalkıyoruz. "Türkiye'yi TERK EDEBİLİRİM!" diyor. Ne hakla?
Faşizan 'Ya Sev Ya Defol!' mantığı epeyce kanalımızı tıkamış (düşünsel felç); Say'ın bu lafı üstüne fikir beyan edenlerin bir kısmı, epeyi ağır/saldırgan laflar ediyorlar. Maalesef aralarında Ara Güler de olmak üzere.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat ise hemen topa giriyor: "İstedikleri ülkede yaşayabilirler. Çok üzüntü yaşayacağımızı düşünmüyorum."
Evet, Say'ın gerekçeleri 'tuhaf' benim indimde. "Bakan eşleri türbanlı. İslamcılar güç kazandı. Çankaya Köşkü'ne çağrılmadım."
O bakanları bu ülkenin demokrasisi buldu, getirdi. Kemalist-Elitist İdeoloji'nin komaya girmesi gereken günler varmış. Gelmiş.
Olabilir yani.
Hiçbir bakan eşinin başının türbanlı olması beni rahatsız etmiyor. Başı türbanlı kadın bakanlarımız da olabilir ayrıca. Çok daha eşitlikçi olur. Sarıya boyalı saçlarıyla da bakan eşleri tedirgin edebilirler beni. Diyelim Cemil Çiçek'in karısının başı açık mı, bağlı mı bilmiyorum (bağlı, galiba); beni Çiçek'in bizatihi kendisi rahatsız ediyor. Derinlerden seslerle konuştuğu için, Adalet Bakanı iken 301'in kaldırılmasına/değiştirilmesine onca karşı durduğu için.
Benim Türban Fobim yok. Benim, Tekamül Etmemiş Demokrasi Fobim var diyelim. Pek çok kez de 'Sevmem de Terk Etmem de' başlığı altında toplanabilecek yazılar yazdım. Yani Fazıl Say'la nerdeyse iki polar uç oluşturuyoruz siyasi görüş açısından.
Ama ben de birkaç aydır ciddi ciddi, artık hoşlanmadığım/özlemediğim/yadırgadığım memleketimden ayrılmayı düşünüyorum. Ve Fazıl Say'ın nedenleri NE OLURSA OLSUN bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak bu lafları etmeye, yerden göğe kadar hakkı olduğunu düşünüyorum.
Şimdi kalkıp İktidar Partisi'nin genel başkan yardımcısının böylesine kaba ve agresif laflar edebilmesi, bir vatandaşımız hakkında- İşte tahammülfersa olan BU!
İşte çirkin olan, katlanılmaz olan, hiçbir şekilde demokrasinin özüyle bağdaşmayan BU LAFLAR, BU TUTUMLAR.
Bizler (diyelim Türban Fobisinden Ari Olanlar) onların hiçbir şeyini yadırgamayacağız. Yaşam biçimlerini, konuşma tarzlarını, hayat görüşlerini kabul edeceğiz, 'bireysel tercihler' kategorisinde değerlendireceğiz; ama onlar çıkıp Bir Birey'in, Bir Pianist'in memleketiyle ilgili duygularının dışavurumunu bu denli katlanılmaz bulacaklar. En kabadayı/maço/uygunsuz lafları 'yapıştırmakta' hiçbir beis duymayacaklar!
George W. Bush ikinci kez başkan seçildiğinde "Böylesi bir kuduz köpeğin yönettiği bir ülkede çocuklarımı yetiştiremem," denli ağır laflar etti Johnny Depp.
Ne kalkıp hiçbir Otorite, kendisine en kestirmeci/saldırganından laflar etti, ne de 'Amerikalılığa hakaret', 'Uluğ devlet görevlisine dil uzatma' türünden fantastik antidemokratik maddelerden hapis istemli davalar açıldı hakkında.
Bir memleketin bireylerinin en tabii hakkıdır: ülkelerinde yaşamayı ARTIK istemek ya da istememek. Üniversite mezunu gençler arasında yapılan anketler yüzde yetmişlere varan oranlarda umutsuz çocuğumuzun (fırsatını bulurlarsa) kapağı yurtdışına atmak istediğini gösteriyor mesele!
Fazıl Say dünyaca ünlü bir sanatçımız. 'Elini Sallasa Ellisi' konumu, ARTIK bu ülkede yaşayıp yaşamamak istediği beyanının 'uygunsuz' bulunmasını haklı çıkarmaz. Bu atmosferi açıklayamaz. Hiçbir şey, bir bireyin, bir vatandaşın ifade özgürlüğünden/terk etme/eleştirme özgürlüğünden daha mühim değildir. Olamaz.
Çankaya'dan "Davetiyeyi yolladık" diyorlar. 'Fazıl Say-ANKARA' adresine yollanmış nitekim bir davetiye.
Fazıl Say'ın Teşvikiye'de oturduğu, evinde habire konser verecek kadar evinin kapılarını açmış biri olduğu bunca bilinen bir hakikatken-
Amatörlük, diyelim. Aldırışsızlık, lakaytlık, tembellik diyelim. Ne dersek diyelim. 'Yanlış Adres' hususunda.
"Çankaya'ya çağrılmak NEDEN bu denli mühim?" de diyebiliriz tabii. Yani Say'ın Türkiye'yi terk etme isteğinin nedenlerini beğeniriz ya da beğenmeyiz.
Ama böyle bir istek duydu ise, dünyaca ünlü yegâne pianistimiz, hem saygı duymalıyız, hem de suçluluk, pişmanlık, az biraz mahçubiyet. Özzzz Eleştiri.
'Baskın basanındır' tarzıyla cevabı yapıştırmak! 'Altta kalanın canı çıksın' ruhuyla!
Ben diyelim: 'gak' dediğim için 'hakaret', 'guk' dediğim için 'yargıyı etkilemeye teşebbüs', 'hop' dediğim için 'aleni hakaret'ten yargılanmaktan, habire mahkemelenmekten bezdiğim/bezdirildiğim/işimi yapamaz hale getirilmek istendiğim için ciddi ciddi ayrılmayı düşünüyorum Türkiye'den.
Dünyanın HİÇBİR AMA HİÇBİR ülkesinde 'Devlet Memuruna Hakaret' kutsal maddesini bu denli nalıncı keseri gibi, hassas devlet memurlarımızın lehine, yazanın/düşünenin aleyhine yorumlama hakkını kendinde gören 'adalet' adamları/kadınları olmadığına da, eminim.
Bir fikir beyanının 'yorum' sınırlarını aşıp, 'eleştiri' sınırlarını aşıp, 'ağır eleştiri' sınırlarını aşıp HAKARET SINIRLARINI ihlal etmesi için, her şeyden önce ŞAHSİ OLMASI gerekir.
Oysa doktor nasıl ilaç yazarsa, eczacı nasıl ilaç verirse, mimar nasıl proje çizerse, baraj mühendisi nasıl baraj inşa ederse; köşe yazarının işi de memleketinde gözlediği abuklukları nakletmek, yorumlamak, dahası eleştirmektir.
Tanımadığın/etmediğin, dolayısıyla hiçbir ŞAHSİ TEMASIN OLMAYACAK ve OLMAMIŞ insanlara dair, kamuoyunu ilgilendiren davranış ve tutumları nedeniyle yazdıkların nasıl yargılanmana 'vesile' olabilirler, dahası nasıl ifadelendirdiğin düşüncelerin nedeniyle mahkûmiyet alırsın, anlayabilmiş değilim.
Savcıların direktoman TAKİPSİZLİK KARARI vermesi gerektiğine inandığım, işimin gereği olarak kaleme aldığım makalelerim yüzünden bunca köşeye sıkıştırıldığım BUGÜNLERDE ben de ciddi ciddi ARTIK yurtdışında yaşamayı düşünüyorum.
Say'a hak vermem bir yana; derhal kendi haklarımın/ifade etme/yazma özgürlüğümün peşine düştüm. Bugünlerde feci doldum. Doluyum. Maalesef. Zira.