Feci şahsi yazı

Kızımla St. Petersburg'dan döndük ki, Medya Dedikodulama Sitelerinin </br>En Mühimi'nde benle alakalı manşetten 1 haber!!</br>'Dedikodu' kelimesinin sınırları dışında:

Kızımla St. Petersburg'dan döndük ki, Medya Dedikodulama Sitelerinin
En Mühimi'nde benle alakalı manşetten 1 haber!!
'Dedikodu' kelimesinin sınırları dışında: Zira dedikoduda bi gerçeklik payı, tamam abartılmış/esnetilmiş/çarpıtılmış ama işte bi hakikat nüvesi filan bulunur. Bunda yok.
'Külliyen yalan' ya da 'komplo teorisi' diyebiliriz. 2 pazar önceki yazıma dayanarak komplolanmış (olsa gerek); İmalatçısı'nın kafasından geçenleri tam olarak kestiremeyiz pek tabii ki.
Ve fakat 2 önceki pazar yazımda Sn. Berkan'la Sn. Özkök'ün 'seviyeli' düşüncelemelerini sarakaya almanın yanı sıra, 'tabloid' boyutlarına geçiyor olmamızın bende yarattığı kaygıları ('sardı korkular') dillendirdim mi? Kalemlendirdim.
Eskiden 'obsesif kompulsif' nitelemesini kullanırdım kendim için, şimdilerde 'otistik'i yeğliyorum: Yani çevremdeki en ufak bir değişiklik, bir ilave, bir eksilme, yeni bir eşya, yeni bir insan, alışık olmadığım bir biçim/biçem/mekân mahvedebiliyor beni.
Radikal'in boyutlarının değişiyor olmasını şöyle izah edebilirim: Bir gün eve gelmişim, bir de bakmışım bizim evin salonu artık dikdörtgen değil de, kare! İşte otistik çocuğun kâbusu!
Ve fakat 'aidiyet hissi' otistiklerde ziyadesiyle önemlidir. Ben de bu gazeteye aitim. Belki, bugüne değin itiraf edebildiğimden bile daha çok.
Bir Canlandırma Hadisesi'ne girdim bu tetiklenmeyle. BU gazetede, BU gazetede hatırşinas okur BİR KEZ DAHİ bu yazar sansürlenmedi. Bir sürü konuşmada sorulmuştur. Ben de açık yüreklilikle söylemişimdir. Hayretengizdir, ama öyledir.
Bir ara baz istasyonlarına taktım. Çağırıp da beni (ya da telefonlayıp) "Hatlarıyla, aletleriyle bunlar en büyük reklam pastalarından biridir," demediler Allah için.
Gökkafes'e sardımdım. "Mustafa Süzer, Aydın beyin tavla arkadaşı. Yazma artık bunları" vs. diyelim- yapmadılar.
Ben Gökkafes'le yatıp lanetler okuyarak kalkarken, rahmetli Gülçinciğim (Telci) Hürriyet'teki yerinde birkaç paragraf yazdı konu üstüne diye, sansürü yemişti mesela. Ve nasıl üzülmüştü! Hiç unutamadım.
Sonra ölüm oruçları ve F tiplerini yazdım da yazdım. Bizzat dönemin Adalet Bakanı, Radikal'in resmi ilanlarını kestirtti. Beni Ağır Ceza'da 6-7, DGM'de 1 adet mahkemeletmesinin yanı sıra. 'Teröristlere hedef
etmişim' kendisini. (Şimdi Faşist Ozan Arif açtı aynı gerekçeyle mahkemeyi.)
Yine BU gazete 'Kes ulan!' filan demedi bana. Hiçbir şey demedi. Hiçbir zaman.
Amiral Gemisinin Kaptanı'nı dilime dolamaktan, kendi Genel Yayın Yönetmenlerime çakmaya muhtelif faaliyetlerim olmuştur ve kuşkusuz olacaktır. (Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır- hadisesi.)
22 ay mı ne ayrı kaldığımda Radikal'den, eski genel yayın yönetmenime ve BAŞKALARINA çaktığım yazım BANA HABER VERİLMEDEN konulmadı diye istifa ettim. Haber verilmeden konulmayan yazı bir çeşit sansürdür benim indimde.
Haber Vermekle Mükellefler'e de çaktığım için söz konusu yazıda, inme inmişti/arayamamışlardı anladığım. (İsmet, iş gezisindeydi. Habersizdi.) Ha, bir de beni arayanlara 'saydırıyormuşum' gibi tuhaf bir rivayet duydum. Ama çektim gittim. Köşecilikten de feci sıkılmıştım, o ayrı.
Ama 1 müddet yazdığım 'dergide' 1 adet Reha Muhtar Yazısında 23 (yirmi üç) kadar kelimenin değiştirilmesini istedi Genel Ağbi- tahayyül edin! Reha Muhtar'ın şerrinden korkuyordu! (Bu arada Reha Muhtar herrr şey olabilir. Hakkında en fena lafları da yazdım zaten. Ve fakat hakiki
bir centilmendir. Bunu da kayıt düşeyim. Kat'i surette Mahalle Kadını ya da Adamı değildir!)
Vicdani Red yazım 'patladığında' aynı Genel Ağbi (Tavşan Kardeş mi- daha uygun?) arkamda duramayacaklarını bildirdi. TCK 288 yüzünden başları belaya girermiş!
Bu esnada İsmet, köşesinde yazımı aynen yayımladı 2 gün boyunca: "Buyrun, beni de mahkemeleyin!" yazdı. Bunlar mühim şeyler.
Üç yıl boyunca gece gündüz kızıma bakmaktan kafayı çizmiş bir kıvamda evimde oturmaktayken Mehmet Y. Yılmaz, İletişim'i arayıp çağırttı beni.
Ayşe Düzkan sayesinde Pazartesi dergisine yazıyordum. Yazılar kitap olmuştu. Reha Mağden kitabı ona vermiş, o da uçakta okumuştu.
Ağustos muydu, neydi. Penye bir siyah etek ve siyah bir tişörtle işşş görüşmesine gittim. Hiç unutmuyorum, dizimde de (kızımla baş etmeye çabalarken yara almış olsam gerek) bir yara bandı vardı.
Normal bir kadın köşeci kıyafetinde değildim; tedarikli değildim. Zira hiçbir zaman 'öyle' kıyafetlerim olmadı.
Nasıl konuşup ettiğim de Allah'a emanet. Demem o ki; kısa bir görüşmeydi. Ve fakat her zaman söylemişimdir: Bu 'piyasada' beni Mehmet Y. Yılmaz dışında HİÇ KİMSE köşe sahibi yapmazdı. Yapmadı.
Başıma gelenlerin ve geleceklerin müsebbibi odur! Bir kere de "Gözünün üstünde kaşın var," demedi. Ben de koyverdim gitti!
Radikal, pek tabii ki Doğan Grubu'nun arka, küçük, kuytu bahçesidir. Yani burda bana tanınan kayıtsız şartsız özgürlüğün pek çok nedeni olabilir/bulunabilir.
Ama ben bu sansürsüzlükten faydalandım mı kardeşim? Faydalandım.
Bu gazeteye, hakikaten, olmak istediğimden de çok, bu yüzden de bağlıyım.
Harbiden, feci şahsi oldu. Ama dayanamadım.