Ferah kahvaltı

Bu sabah, idam cezasını kaldırmış bir Türkiye'ye uyandık.</br>

Bu sabah, idam cezasını kaldırmış bir Türkiye'ye uyandık.
Bu sabah, anadilinde radyo ve televizyon dinlemenin, okumanın ve yazmanın SUÇ sayılmayacağı bir Türkiye'ye uyandık. Arabanla memleketinin yollarında giderken anadilinde bir şarkıyı dinlediğin için, polisin/jandarmanın seni durdurup itip kakamayacağı, yepyeni, gıcır gıcır, sil baştan bir Türkiye'ye. Uyandık.
İnanamıyorum. Biraz da nemli gözlerim.
Hiç umudum yoktu. Hakikaten.
MHP ruhunun herkesi esir aldığını, kendi
içinde tutarlı o tavizsiz inadın, o acımasız körlüğün, Ankara'nın bütün Polyester Takım Elbiseli oy kalantorlarını, felç ettiğini, edeceğini düşünmekteydim.
Ben artık, yarınlarımızdan umudumu kesmiştim.
Ben artık, postpostmodern bir askeri darbe, incecik ayarlı yeni bir müdahale, seçilmemiş, (ne olursa olsun MHP bu memleket insanları oylarının yansımasıdır -unutmayalım) atanmış; steril ve robotumsu bir teknokratlar hükümeti -yani midemize yeni bir yumruk, kafamıza son ve bir daha kendimizi yerimizden kaldırmamıza imkân vermeyecek NİHAİ BİR TEKME beklemekteydim.
Demokratikleşme paketimiz, takır takır, seçilmiş Meclis'imizden çıktı işte. Eh, elleriniz dert görmesin -ne diyebilirim? Özellikle bu konudaki ANAP direncini takdire şayan buluyorum. (Maalesef, ANAP'ı takdire şayan bulamasam da.) Helal olsun!
Romanla cebelleşirken, haberleri seyretmeyi ve gazeteleri takip etmeyi kesmiştim. O dur durak bilmez köşeci zırt pırt köşe yazısı döktürmekten zihnimde, istifa etsin artık diye.
Sonra Mayıs 10'unda tam, yayınevine teslim ettim. Ve nasıl atladım gazetelerin üstüne. Ana haber bültenlerine. Yan haber bültenlerine. Tali haber bültenlerine.
Bu arada bünye, zayıf düşmüş: 'Roman'tik olmuş.
Haberler de nasıl kötü, nasıl iç karartıcı.
Ecevitler itilip kakıldıkça, ben de itilip kakılıyorum salonumuzda. Rahşan Ecevit
için kullanıma sokulan ağır kadın düşmanı söylemle, ordan oraya savruluyorum. 2 yıl önce, 3 yıl önce onları istifaya davet etmeyenler; PARTİ İÇİ DEMOKRASİ'yi talep etmeyi akıl edemeyenler, itaat bağımlıları birden en azı dişlerini gösteri gösteriveriyorlar. (9'ları bu arada tenzih ederim.)
Bünye siyasetten temizlendi ya bir dönem; bağışıklık sistemi zayıflamış işte. Ordan oraya savruluyoruz. 'Türkiye'nin Bitmiş Geleceği'nden öylesine bir depresyona girdim ki o dönem. Tabii işin içinde roman doğumu sonrası post-natal depresyon da var ziyadesiyle; şudur budur.
Yegâne Nazan bir telefon görüşmemizde, sesimin parça parçalığına bakıp: "Haberleri izlesene, bana iyi geliyor," demez mi?
Ben patladım tabii: "Beni haberler perişan ediyor NAZAN!" diye.
Şimdi peki bu demokratikleşme paketi tam bir demokratikleşme paketi midir?
DGM'lerin olduğu, F tipi cezaevlerinin olduğu, bazı kanunların, bazı maddelerin, bazı KHK'ların olduğu bu Türkiye OLMUŞ MUDUR? Demokrasiye doymuş mudur?
Pek tabii ki hayır. Ben bu paketin nice zamandır hak ettiğimiz, hukuk ettiğimiz, beklediğimiz -ama nasıl!- paketlerin ilki, yalnızca birincisi olduğunu düşünüyorum.
Zira ben DGM'lerin olmadığı bir Türkiye'de yaşamak istiyorum. 'Adalet' Bakanı'nın Hikmet Sami Türk (bıyıklı ya da bıyıksız) olmadığı bir Türkiye'de yaşamak istiyorum. Bize artık kocamaaaan bir Türkiye lazım.
Topraklarımız kadar geniş ve ferah yasalar, bir uçtan öbür uca uzanan bir hukuk anlayışı; taksimetreyi müebbetten açmayı marifet saymayan savcılar, hukukun özüne hürmet etmeyi sicilinden ve amirlerinin emirlerinden üstün gören fikri hür, vicdanı hür hâkimler, çok çok sıkı bir HUKUK REFORMU lazım.
Ay bize neler, neler, neler lazım daha. Ama olur hepsi de. Bana bir umuttur şırınga etti işte bu paketçiğin geçmesi.
Sabah çayımı yaptım. İnsanın kendi yaptığı çay gibisi yok. Cemal Süreya'nın dediği gibi, sabah kahvaltısının mutlulukla bir alakası olmalı. Kendime ve kızıma sahanda sucuklu yumurta pişirdim. Gerçi geçen hafta Bay F.'nin ziyareti şerefine de yapmıştım; ama ayda yılda bir kez yapılan bir şey bizim evde.
Kızım yumurtasını yerken rüyasını anlatmaya başladı. En az 15-20 dakika sürüyor rüya anlatmaları. Rüyayı dinlerken, bir yandan "Peki ama yumurtan soğuyor" demeli miyim/dememeli miyim'i düşündüm.
Sevinçliyim iki yandan: Mutlu yani bu kahvaltı annesi, daha ferah bir Türkiye'ye uyandığı için. Çayın ve sucuklu yumurtanın yanında, birazcık demokrasi için.