Gerzek Yalancı(lık)lar, Ateistler, Ayı Katilleri ve Kaydedenler

Tanrı varsa zira, kim öldürüyor bu çocukları? Yavru ayıların öldürülmesine kim izin veriyor?

Bu sıcaklara daha fazla dayanamayacağım.
Başbakan acaba beni Sibirya'ya sürdürtür mü? 1 şövalyelik gösterip?
Geçenlerde birine iftiharla "Gürcü asıllı olanlara Gürcistan pasaport veriyormuş" dedim.
O da "İyi, çok lazımdı" filan dedi. Böyle: Şakayla karışık/Sadri Alışık! Geri bırakılmış ülke ya Gürcistan. Beğenmiyor bize verilebilecek pasaportun rengini.
Ulan Fransız pasaportu alsak ne yazar? (Burdaki 'ulan' 1 küfür değil, 'oğlan' yerinedir.) Sarkozy'den nefreth ediyorum. Karısından da. O bön gözleri ikisinin de. Karısının cam/bön gözleri hain hain bakıyor. Ayrıca çok artist 1 kadın. Libya'daki Bulgar/Filistinli hemşireleri/doktorları kurtarma ayağı filan. Sarayda 'boş boş' oturamazmış! Hayatı icraatlerden, geçilmiyor.
Prada giydiğinde de nefreth ediyorum Cecilia'dan. Giymediğinde de. Benimki Marka Tanımaz Bi Nefreth yani. (Esasında markacılardan tiksiniyorum.)
Hoş Fransız Kibri'ne de kılım. Balzac'tan beri bi halt çıkaramamış bir milletten söz ediyoruz. Burada. Tecavüzcülere Viagra dayayan 1 illetten.
Yalancıların, Gerzek Modelinden de- Hoş, herkes 1 Ted Bundy olamaz.
Ted Bundy: Gelmiş Geçmiş Seri (şekilde cinayet işleyen) Katillerin En Mühimi. (Parantezi sizin için attım Hakkı bey. Zira Gülseren hanımı çok seviyorum.)
Bu Ted Bundy hiç mi hiç mi hiç itiraf etmiyor cinayetlerini. Hakiki sosyopatlar öyle olurlar nitekim: hiç mi hiç mi hiç, itiraf etmezler.
Bi kere, ama bi kere, Satürn Çıkmazı'na mı denk geliyor, ne oluyorsa oluyor Bundy'nin, Polis İstasyonu'nda (Halk Arasında: Karakol) 2 polis buna, "Bize söyle, 48 kadın öldürdün değil mi?" diye soruyorlar.
Bundy de "Add one digit more" tarihi cevabını veriyor. Yaaa: ADD ONE DİGİT MORE.
148 olabilir, 348 olabilir, 488 dahi olabilir. Ve ne oluyor biliyor musunuz Sn. Seri Katil Hastaları?
Bu bantın kayıtları esrarengiz bi şekilde siliniyor. Bundy'nin YEGÂNE itirafı, hiç bilinmedik modellerde kendi kendini imha ediyor.
Öylesine Şeytanın Dölü 1 herif bu Bundy. Hukuk mukuk okuyor, Cumhuriyetçi. Parti çalışmaları var.
Ölüm hücresinden kaçmışlığı, Ölüm Sırası'nı beklerken bir kadından yine açıklama ötesi/berisi şekillerde çocuk yapmışlığı var.
Tamam Bizim Sosyopatlar'dan bi Bundy, Sarkozy kalitesini beklememiz nafiledir.
Ama bize düşenler de 1 Sağtürk, 1 Kutoğlu, 1 Salkım, 1 Faltaylı mı olmalı yani?..
Aaa, meğer Chow Chow Kont'un ölümünden mesul tuttuğumuz Balenin Yağlı Soluğu Sağtürk, Amerika'da Can Pazarı'nda değil miymiş?
Yazıklar olsun bize!.. Baletcaaaz orda canının derdindeyken, bizler (bendeniz) onu Kont'u öldürmekle filan- Perişan olmuş bu 'iftiralar'dan. Dan.
Evlerden uzak! Çokçokçok gizli sağlık sorunlarıyla boğuşmaktaymış Sağtürk. Kont ölmeseydi hangi vesileyle önce Bergüzar Korel, sonra da Sağtürk saçılıp ortalığa, bu süper gizli sağlık sorunlarını bizlerle paylaşacaklardı, merak ediyorum.
'Keyif tatili' ya da 'balayında' değil; Ohio'da mı nerede (Kalp) Ritmi Bozuklukları Tedavisi'ndeymiş Sağtürk. Türk Doktorları da yapabilirmiş ameliyatı. "AMA burada olsaydı DUYULURDU," diyor Gülşen Yüksel'e (Vatan) Sağtürk. Her şeyini ağır gizli gerçekleştirir ya, habire.
Neyse, Allahtan bu çok mühim ameliyatı; (ameliyat geçirdiğini de maalesef AĞZINDAN KAÇIRIYOR) Kontçuğun ölümü vesilesiyle öğrenmiş olduk.
Zekâ Engellilere Acıma Hissi de 1 yere kadar! Meşk tatili, balayı, şudur budur: Gerekçe ne olursa olsun, ev köpeği sokağa salınmaz değil mi 'komşulara emanet ederek'? Ayrıca mamasını da bırakmışlar komşulara. Cömertçe. Çok düşünceliler. Çoook.
Günlüğü 5 dolara mı, 10 dolara mı köpeklerin bırakıldığı doğru dürüst yerler var, bakılsınlar siz 'gittiğinizde' (nereye olursa olsun) diye.
Yalnızca SON 1 AY zarfında değil, Kont'u aldığı andan itibaren, per-ü perişan sokaklara salmış bulunan, bu yüzden de komşularının artık dayanamayıp gazetecileri aramasına neden olmuş bulunan Büyük
Türk Baleti, böyle bir sağlık fışfışlamasıyla 'alkol ve sigara kullanmadığı için çabucak iyileşen kişi' olarak dönmedi mi, semalarımıza? Yani.
Bu memlekette herkes sınırsız sorumsuz.
Evet 1 Özkök, 1 Sarkozy kolaylığınla yetişmiyor. Ama gözlerimizin içine baka baka baka en tutarsız, en dıngıl, en sefil palavralarla ruh ekranlarımızı HABİRE KİRLETMELERİNE DE 1 DUR DEMELİYİZ.
2 Dur. 3 Dur. Eme. Dur.
Bingöl'de göle sığınan bir yavru ayıyı taş ve sopalarla döve döve öldürdü 4 orman işçisi. Önce sazlıkların altına sığınıyor yavru ayı. Gölde.
Sonra da bir taşa sarılma anı var.
Öldürülmeden önce.
Son bir nefes almaya çalışıyor. Ölmeden önce.
Taşa sarılıp. Gölde. Küçücük bir ayı.
Birisi de cebine filan kaydediyor.
Hem taşlarla sopalarla öldürüyorlar, içlerinden biri de ayının öldürülme anlarını ölümsüzleştiriyor.
Ayı yaşamıyor artık. Öldürülme anlarını sonsuza dek seyredebiliriz.
Çok fena, çok gaddar bir dünya burası.
Pek tabii ki ateistti Rahibe Teresa.
Tanrının olmadığını bile bile adamıştı kendini yoksullara, yoksunlara. Asıl ve ancak böylesi mümkün.
Tanrı varsa zira, kim öldürüyor bu çocukları?
Yavru ayıların serinlemek için sığındıkları bir gölde taşlanarak ve sopalanarak öldürülmesine kim izin veriyor? Göz yumuyor?
Tanrıya acımamız için bu kadar çok işi var diye;
Tanrı mı yoksa?
Ya da "Tanrınız sizi terk etti, kameralarınızla sefaletinizi kaydedin habire" mi diyor Tanrı?
Son sözleri BU mu olacaktı?