Gülü seven dikenine baklavalanır

Çok gönüllerde yer eden 1 Atatürkçülük Reklamı'yla, yangın yerine dönmüş laikçi ruhlarımıza bir avuç gülsuyu serpti ya Türkiye İş Bankası.

Çok gönüllerde yer eden 1 Atatürkçülük Reklamı'yla, yangın yerine dönmüş laikçi ruhlarımıza bir avuç gülsuyu serpti ya Türkiye İş Bankası.
O reklam daha çok tartışılır, çoook.
Hem 'ne eline batan diken' 'ne de söylenenler' akabinde olumsuzlama yaparak (umrunda olmayacak) yanlış Türkçe kullanımıyla- Atamız'ın Türkçesi kusursuzdu. 'Türkçe'yi dahi Arapça ve Farsça'nın işgalciliğinden kurtararak;
O kurmamış mıydı? Yani?
Hem de kâğıt mendil mi/peçete mi? Haluk Bilginer mi/Kevin Costner mı? Kız çocuk mu/oğlan çocuk mu? meseleleriyle o reklam daha çok (gül)su(yu) kaldırır.
Ve fakat özellikle yabana atılmamasını istediğim iki (s)açılım vardı. Biri, hakikaten Süper Parlak Fikirlerin Kelebek(teki) Yazarı Cengiz Semercioğlu'ndan geldi.
Atatürk'ün (orijinal bir fotoğrafına dayanarak) İş Bankası Reklamı'nda giydiği baklava desenli yeleği, şimdi, en muhtaç olduğumuz günlerde, üretecek babayiğit 1 Türk Tekstilcisi yok muydu? Peki?
Böyle bir yelek yapılsa yeniden, vitrinlerdeki yerini alsa; Sn. Semercioğlu'na kalır ise, satış rekorları kırardı.
Hakikaten yok mu yani: Trikotajın Kuvvayı Milliyecileri! Kazaklar! Hunlar! Yelekler!
Fikir annesi ben değilim; ama süper bir irdeleme. Yok mu bu baklava desenli yelekten öbek öbek üretip piyasaya verecek bir Atatürk Tekstilcisi? Triko Sanayimiz uyuyor mu?
İkinci mesele, benim de aklımı kurcalayan, Günaydın Rahşan Gülşan'ın 'NEDEN KIZ ÇOCUK DEĞİL?' çaresizliğiydi. Yine, reklamın ruhunun apartıldığı orijinal fotoğrafında Atamız, manevi kızı Ülkü ile konuşmaktadır. Öyleyse Çinlitatarı Türk Kızı Ülkü'nün yerine şimdi Ni-ÇİN 1 oğlan çocuk gül bahçesine yerleştirilmiştir?
Baklava desenli yeleklerin üretimine dair, maalesef 1 Tekstil İmparatoriçesi olmadığım için bir cevabım yok.
Ama Atatürk Psikiyatrisi'nin bir numaralı uzmanı Prof. Vamık Volkan'ı dahi kıskandıracak bir açılımla BU soruya bir cevabım var. (Bana da artık Bayan Yüzbaşı Volkan, dersiniz.)
Ülkü Adatepe, her ne kadar baştan ayağı payetlerle Türk bayrağı işlenmiş tuvaletler içinde Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar misali Türkiye Cumhuriyeti'ni ayakta tutan değerlere Cumhuriyetimiz Resepsiyonları düzenlese de-
Maalesef bir Nur Serter/Necla Arat değildir! 'Atatürk'ün Manevi Kızı' olarak sürdürdüğü hayatın nasıl da masraflı olduğunu anlatarak, Manevi Kız Maaşı'na zam filan istemiştir.
Dolayısıyla, Ülkü Adatepe'nin bir nevi Semra Özal'ın ikiz kardeşi0 olarak sürdürdüğü hayatı göz önüne alırsak, İş Bankası haklı olarak Küçük (Tatarçinlisi) Ülkü'yü hatırlatacak bir kast çalışmasına gitmemiştir.
Cumhuriyetimizin inşaının esasına dair, o hepimizi mendil-peçete ağlatan mesajı, Atamız'ın ağzından bir oğlan çocuğuna emanet ettirmişlerdir.
Bunun ancak benim (Bayan Yüzbaşı Volkan) ve 'Ölümsüz Atatürk' menkıbesinin yazarı Prof. Volkan'ın çözebileceği psikodinamiklerine iner isek-
MAVİ GÖZLER! Evet; cevap tam da budur! Zira Atamız'ı canlandırma görevini hakikaten ne biçim icra eden, acayip iyi aktör Haluk Bilginer'in gözleri, maalesef ama maalesef KAHVE RENGİDİR!
Bu büyük açık kapatılmak için, Bilginer'in gözleri sürekli bizlerden ve yani kameralardan kaçırtılmış, kaşlarıyla, baklava desenli yeleğiyle, burun makyajıyla bir benzerlik harikulade başarıyla yaratılmıştır.
Ve fakat milletçe ve şiddetle hissedeceğimiz (ama Freud Öncesi'nde yaşadığımız için adını koyamayacağımız) MAVİ GÖZ EKSİKLİĞİ, boncuk boncuk gözlerini Atamız'a dikerek bu açığımızı ziyadesiyle kapatacak olan oğlan çocuğunun gözlerinin özenle seçilmesiyle, giderilme yoluna gidilmiştir.
Böylece 'Allahım', pardon "Atam! Bir eksik var, ama neydi, neydi, neydi, NE?" diyeceğimiz o psikolojik/psikiyatrik eksiklik Atamız'ın büyük bir ders verdiği oğlan çocuğunun gözleriyle giderilmiş, ruh sağlığımız bir kez daha, cevval mi derin Türk Reklamcıları'nın özeni/düşünceliliği sayesinde, onarılmıştır. Kurtarılmıştır.
Bu pazar günkü 'Facebook Atatürkçülüğü' isimli yazısına "Lenin, Hitler, Mao, Roosevelt, Churchill, Nasır, Nkrumah... 20. yüzyıla damgasını vuran tarihsel kişilerden çoğu geride kaldı. Bir dönem çok parlak yanan ışıkları yanmıyor. Onlara, artık CEREYAN VERİLMEYEN AMPULLER GÖZÜYLE BAKABİLİRİZ," cümlesiyle başlayan Haluk Şahin'in (en az bu reklam kadar içime gül suyu serpen) yazısıyla devam etmeme izin veriniz.
"Buna karşılık, dün 69. ölüm yıldönümü dolayısıyla andığımız Atatürk'ün AMPULÜ HÂLÂ YANIYOR VE BU YÜZYILIN SONUNA KADAR DA YANACAĞA BENZİYOR. Bu sonuca şuradan varıyorum: Son zamanlarda bir çılgınlık haline dönüşen Facebook sayfalarında on binlerce genç arasında müthiş bir Atatürk mesajı trafiği yaşanıyormuş. Atatürk köşeleri, Atatürk özdeyişleri, Atatürk fotoğrafları... Facebook kullananların ortalama yaşının 18 olduğunu varsayacak olursak, Atatürk'ün adının yeni yükselen kuşakla bu yüzyılın sonuna kadar canlı kalacağını söyleyebiliriz."
'Sol' 'entelektüel' bir gazetede Haluk Şahin vari yazarlarla birlikte yazıyor olmanın kıvancı 4 yana, 2007 yılında olduğumuza göre bir 93 yıl daha Facebook Atkatürkçülüğüyle yaşayacak olmamız vizyonerliğinin, beni nasıl (ennn az İş Bankası Reklamı kadar) duygulandırdığını, tahayyül edebilirsiniz.
Ey ampul sevdalısı Kemalist!
Ve de korkularına ket vuramayan duygudaşım okur! Hazır ol!