Güven kazası

Çok acı bir uçak kazası yaşadık geçenlerde Isparta'da. Değerli insanlarımızı yitirdik, güzel insanlarımızı.

Çok acı bir uçak kazası yaşadık geçenlerde Isparta'da. Değerli insanlarımızı yitirdik, güzel insanlarımızı.
Şehnaz Yüzer; Bayraktar Hukuk Bürosu'ndan, ömrünü bizleri savunmak
için çalışıp didinmekle geçiren harikulade avukat Şehnaz hanım da, yeğenini kaybetmiş o kazada.
Evvelsi gün Nurcan hanımdan öğrendim. Ne diyeceğimi bilemedim.
Fotoğraflar arasında, dikkatimi de çekmişti Şehnaz hanımın yeğeni Özgen Berkol Doğan'ınki. Profesör Engin Arık'ın asistanıydı. Boğaziçi'ndendi.
Düşünün: Boğaziçi'nde, nükleer fizikte, Engin Arık'ın asistanı olabilecek kadar akıllı olacaksın, çalışkan olacaksın, başarılı, adanmış olacaksın; sonra da elim bir uçak kazasında hayatını, daha hayatının ilkbaharında yitireceksin!
'Kader' deyip geçemeyeceğimiz kadar vahim bir kaza. Kazanın örgüleri çözüldükçe işin 'Türkiyeli Olmanın Kaderi' dokusu giderek daha çok ortaya çıkıyor ayrıca.
Kara kutulardan birinde hiçbir kayıt bulunamıyor, diğerinde ise eksik kayıtlar. Dünya havacılık tarihine geçebiliriz 'Kara Kutusunu da Sakatlamayı Başaranlar' esrarengiz kategorisinde.
Hiç kondurmadık, açıklamaları bambaşka saçmalıklarda aradık: Ama pilotaj
hatası olduğu ortada işte.
Kaptan Pilot "Isparta kule, in-bound olduk" dedikten sonra gerçekleşiyor kaza.
Hani o Sevimli Türk Âdeti'yle nerdeyse pilotu alkışlama safhasına geçilmişken.
VERTİGO olabilirmiş: Kaptan Pilot'un durum bilincini yitirme hali, yani. Makinelerin uyarılarını, sayıları, ekranı iplememe ve insanoğlunun "Ben hallederim bu iniş işini, göz kararıyla" deme hali.
Pilotlar bu (insanoğluna has) hale karşı koyabilmek için, birlikte terapi seanslarına katılıyor ve ÖNCELİKLE makinelere güvenmeleri gerektiğine dair telkinde bulunuyorlarmış. Kendilerine.
Kolay değil tabii. Ama kolay olan NE, biliyor musunuz? Kazanın akabinde
işkembeyi kübralardan uzayın sonsuzluğuna savrulan komplo teorileri!
Dan Brown'un 'Melekler ve Şeytanlar' kitabına, Prof. Engin Arık'ın toryum çalışmalarına kadar uzandık da, 'Pilotaj hatası olmasın?' 'Isparta'ya havaalanı akıllıca mı' basit mi, ilk akla gelen sorularına uzanamadık.
Hep böyle uzak menzilli atışlar peşindeyiz zira. Popomuzun üstünde atıp tutmak, mesnetsiz iddialar, komplo teorileri imalatçılığı peşindeyiz.
Oysa Isparta Havaalanı: hem kuşların göç yolunun üstünde olduğu için, hem 'rantabl' olmaması nedeniyle, Antalya'ya yakınlığı nedeniyle vs. epeyce yapımı ve açık tutulması mantıki eleştirilere konu olmuş bir havaalanı.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve sorun: Isparta, Süleyman Demirel'in memleketi olmasaydı ve Demirel'i illa da (bir de) havaalanıyla onore etmek resmi yalakalığımızın pençelerine düşmeyecek tiynette bir millet olsaydık, o şehirde, o havaalanı inşa edilir miydi? Sonra da ısrar muhabbet açık tutulur muydu?
İkinci soru ise pilotlarımızın dünyanın ennnn iyi pilotları olduğuna dair mesnetsiz inancımız. Zira çoğunlukla Askeriye'den yetişiyor Türk pilotları.
Bizler nasıl Askeriyemiz'in ennnn güvenilir/ennnn başarılı/ennnn dört dörtlük/ennnn tapınılası kurumumuz olduğuna dair sonsuz bir beyin yıkamanın milyonlarca emir eriysek, pilotlarımızın fevkâlâdenin fevkinde profesyoneller olduklarına dair hiçbir kanaatimizi de sorgulayamayız.
Oysa eğitim uçuşları sırasında, ziyadesiyle zayiat vermiyor muyuz diyelim? Birkaç ayda bir mutlaka bir savaş uçağımızın düştüğüne, eğitimdeki ya da tatbikattaki pilotun şehit düştüğüne dair haber işitiyoruz bültenlerde.
Ben mesela bizim askerlerimizin (pilotuyla, piyadesiyle, denizcisiyle) kazaya uğrama oranlarının, bir Yunanistan, İspanya, İngiltere ya da Cezayir ile karşılaştırılmış tablosunu görmek isterdim. İsterim.
Aynen Askeriyemiz'e özellikle son 30 yılda bütçemizden ayrılan hatırı sayılır miktarların, dökümünü görmek istediğim gibi.
Ama buna HESAP VEREBİLİRLİK, DENETLENEBİLİRLİK deniliyor ve Askeriyemiz'in hiçbir makama hesap vermeye niyeti yok.
Ayrıca: Meclis'e mi? Güldürmeyin beni!
Büyükanıt daha taze taze, Meclisimizde terörizmin nasıl da legalleştiğini ilan etti!
Bizim işimiz bu nedenlerle de kaderle, kısmetle. Ve öyle kalmaya da devam edecek.
Bilinmeyen bir süre.