Hassasiyet derinliği

Hiçbir Avrupa ülkesinde hiçbir olayda, "Bunlar bunlar olursa Almanya'nın işgal günlerine ışınlanırız" korkusu var mıdır?

Köşecilerin asli görevi sabahları, öğlenleri -kaçta kalkıyorlarsa hayata- gazeteleri karides tarakları gibi taramak ya.
Ankaracılar ayrı bir kabile: Onların radarlarını açık, kulaklarını dik, burunlarını pek hassas tutmaları gerekiyor. Bozuluyorlardır da haklı olarak Ankaracılar: "Biz yakaladık, biz yolduk, biz pişirdik; masanın ortasına koyduk. Hani bize? Hani bize" oluyorlardır. Beziyorlardır yorumatörlerin onların getirdikleri avları yağmalamasından.
Ben Allah için en az gazete okuyan köşeci filan şeçilebilirim. Bu da iftiharla anılacak bir özellik değil. Şu prestijli işime saygım yok, saygım!
Ama öğlen öğlen işte, Milliyet'in baş sayfasının sol köşesinde altlara doğru, pek de büyük açılmamış bir dörtgen gördüm. HAYDAAA! oldum. HAYDAAA! HAYDAAAA!
Daha da haydalayıp huydalamadan, dikkatlerinize sunuyorum.
Karayalçın'a 'derin' uyarı:
HADEP'le seçim ittifakı arayan SHP lideri Karayalçın, 'derin' çevrelerde rahatsızlık yarattı. Devletin etkin kurumlarında, başbakan yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı yapmış bir kişinin 'bölücü' bir partiyle yakınlaşmasının hoş karşılanmayacağı konuşuluyor.
7 Eylül-Milliyet Serpil Çevikcan'ın haberi Türkiye abi, bu derinlik sarhoşluğundan kurtulamayacak mı; bu serin derinlerden
sivil sığlara, en nihayetinde, en sonunda aklın/ izanın/gerçek demokrasinin sığlarına ulaşamayacak mı-oluyorum. Burkuluyorum. Hakikaten.
Haberin 8.inci sayfadaki devamındaki katlamalar açıldıkça, daha da daralıyorum.
HADEP'le flört, devletin etkin iki kurumunda sıkıntı yarattı. Bu rahatsızlığın geçtiğimiz günlerde yapılan ve Karayalçın'ın yer almadığı bir görüşmede masaya yatırıldığı da kulislere yansıdı. MGK'da temsil edilen iki önemli kurumun üst düzey iki yetkilisinin yer aldığı bu görüşmede SHP-HADEP yakınlaşması eleştirildi.
Geçenlerde Ertuğrul Özkök'ün köşesi, kendisini telefonla arayan Sezen Aksu'yla görüşmesine vakfedilmişti. Özkök'ün bildirdiğine göre Aksu, konseriyle ilgili duyarlılığın Hurşit Paşa'ya mı, yoksa Genelkurmay'a mı ait olduğunu öğrenmek istiyordu. Bu duyarlılık bir adet mühim paşadan ziyade bütün askeriyemize ait bir duyarlılık ise, portakal/orda kal-dı: Yani Aksu, İstanbul'daki konserlerini yapmayacak, böylece Türkiye Cumhuriyeti bölünmeden kalacaktı.
Ben kendi laflarıma tercüme ederek aktarıyorum. Ama yazının özü, tamamen buydu.
Biliyorsunuz hassasiyet termometremiz olduğuna dair kanaatinden bir milim ödün vermek istemeyen askeriyemiz her ama her konuda bir paşası aracılığıyla hassasiyetlerini ortaya koyuyor. Sonra o paşanın söyledikleri, hayır, kınanmıyor. Böyle olması da doğal. Ama Genelkurmay'ın hassasiyetleri nereden nerelere uzanmaktadır; aşırı hassas paşaların hassasiyetleri kurumsal hassasiyet barometresinin daha uç basınçlarında mı seyretmektedir/nedir nedir nedir-bu hep bir muamma olarak, ama çok çok 'hassas' bir muamma, tepemizde asılı kalıyor. Öyle pek bi kalkıp hareket edemiyoruz.
Ben bir konser dizisinin 30 Ağustos'a DA denk gelen, muhtelif Türk halklarının muhtelif şarkı ve türkülerinin seslendirildiği BU konsere karşı takınılabilen bu hassas tavrı öylesine anlamadım, öylesine anlamadım ki, bu kadar olur. Hele bazı kıyılarda/ köşelerde beliren "Biz 30 Ağustos'u kazanmasaydık Sezen Aksu o konsere üvertür olarak bile çıkamazdı" yorumları ağzımın beş karış açık kalmasına neden oldu.
Biz 30 Ağustos'u kazanmışız. 1923'ten beri de -az buz süre mi bu ya- taş gibi bir cumhuriyetimiz var. Hiçbir Avrupa ülkesinde hiçbir olayda "Bunlar bunlar yapılır ise Almanya'nın işgal günlerine ışınlanırız" tarzı bir paranoya acaba hüküm sürüyor mudur?
Mümkün mü bu?
Neden attığımız her basit adımda böyle bir "dört tarafı düşmanla çevrili / yetmiyormuş gibi içi düşman kaynayan bahtsız ülkenin en özel ve hassas ayarları" diye vecizlenebilecek, her şeyi felç etmeye yönelik devasa bir paranoya?
Bu tarz söylemler/gözlemler öylesine afallatıyor ki beni -öylesine akıl/izan dışı geliyor ki, herhalde diyorum ajendalarını göz önüne almıyorum. Zira ciddi bir güç oyunu söz konusu- akıl ve mantık ötesi/berisi olunmasından ziyade.
MHP'nin borazanları elbette çıkıp tüm o bilindik demagojilerini öttürecektir. Böyle bir dilendirmeye kaçsa oy oranları, ihtiyacı olan o kadarlık kitleleri var tabii ki.
Ama Türk halkının geride kalan büyük çoğunluğunun hiçbir şekilde böyle aşırı hassasiyetleri söz konusu değil. 'Hassasiyet aşınması' diye de bir şey var ayrıca. Yani artık yetmedi mi?
Asıl mesele şu ki, Türkiye'ye yüzde yüz demokrasiyi öldür Allah yakıştırmayan derin unsurlar var. Ve onların derdi, hakiki bir demokraside kendi güçlerinden ne kadarının gideceği. Evet, bu konudaki aşırı hassasiyetlerin mantığı, direkt bu. Savunma refleksi, pardon hassasiyeti.