Hiç 1 şey beceremedim

Günlerdir evde kapalı oturuyordum: Grip, soğukalgınlığı, nezle: O neyse 'geçsin' diye.

Günlerdir evde kapalı oturuyordum: Grip, soğukalgınlığı, nezle: O neyse 'geçsin' diye.
Normalde belirtileri sayıp döküp çok yakın arkadaşıma telefonda, söylediği ilacı almaya başlarım başlangıcından hastalığın bir-iki gün sonra. (Cümle de çınar ağaçları gibi devrildi gitti gözlerimizin önünde.)
Bu defa telefon DAHİ açmadan arka yoldan koşarak dolanıp Hastalığı 3 günde yerle bir etmez miyim- gibi bir fikre kapıldım.
Kapılmakla kalmadım Azitro+A-ferin'ledim kendimi ilk sabahtan başlayarak. Bol bol uyuyorum filan: Hızlandırılmış Soğukalgınlığı Kursu.
Üç gün bu süper uygulamalarımın neticesinde-
Ki, A-ferin Kafası diye bi şey var: Ve de perşembe günkü yazımda İsmet Berkan'ın yazısının da, Mehmet Ali Kışlalı'nın yazısının DA tarihi olarak 25 Eylül yazmışım.
Doğru Cevap: 26 Eylül olacak.
Bu hatamı fark eden AtikŞampiyonlarLigi bir-iki 'entry' yapmış olabilirler (already) Kötü Sözlük'e.
Her neyse 'Yaz demedim/Kış demedim/Nezle demedim/Mantokafa demedim' misali fedakârca yazımı (karışık da olsa) yazıp yolladım mı? Yolladım!
Ve fakat 3 günde, yeni nesil antibiotikler artı bu kişinin süper sıkıntılı azmiyle, hastalığı yenebildim mi?
Yenemedim! Ama Batı Tıbbı'na ne kadar güvenirsem güveneyim, Hastalığın geri kalan günlerini biotiksiz/antisiz filan, dededen kalma Aspirin'le atlatacağım. Yani atlatamayacağım.
Şerefsiz kendi çizelgesi dışında çizelge tanımıyor! Tamamlayacak döngüsünü!
Tamamla ulan! Senden şikâyetim mi var??
Yok da hakikaten, şikâyetim: dün bütün telefonlar kapalı Ayrıntı'nın yolladığı
XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti
Annemi, kız kardeşimi, erkek kardeşimi
katleden ben,
Pierre Rivière kitabını, ki Michel Foucault ve Beraberindekiler 'kolektif bir çalışmanın ürünü' olarak oluşturmuşlar kitabı; okudum, okudum. Okudum.
Ve fakat 'true-crime' (hakiki suç) okuma konusunda bir nevi tövbekâr olsam ve de Foucault'nun adına sığınarak BU sulara düşsem de-
Belki 'olay' bin sekiz yüzlerde geçtiği içindir Fransız Kırsalı'nda: ve fakat Fransızlar'ın zamanla bambaşka bir ilişkisi var.
Kitapta olsun, filmde olsun, yemekte olsun: ne halt yapılması icap ediliyorsa yani. Fransızlar İçin Zaman ve onun karşısında Amerikalılar İçin Zaman söz konusu ki; İngilizler için dahi bambaşka bir zaman kavramı söz konusu.
Yani Anglosaksondur deyip geçmeyin, soğuk sular içmeyin.
Amerikalılar tüm zımbırtılarıyla İşgaliye Kuvvetleri olarak o denli Amerikalılar İçin Zaman'ı oturtmuşlar ki, hayatımıza.
Diyelim ben, Bir Takımımız o denli Amerikalılar İçin Zaman'a esir düşmüşüz/terfi etmişiz/ne olmuşsa olmuş işte: yani Amerikalılar dışında yapılan/edilenler-
Bi yavaş, bi olmayacak, bi kağnı- öyle acayip geliyor/gelir oldu ki bana.
Bu sabah da tammm öyle bir Zaman Sorunsalı yaşayıp ufak/ceviz/cezve DHL ile UPS arasında 18 telefon görüşmesi yaparak 'Vay paketi önce kim alacak?' vuruşturması yap yap. (Paketi verip evden fırlayacağım başka işler için- hesapta.)
UPS kazansın.
Da: ne için? Sözünü tutmamak için!
Bu defa 7 görüşme daha: 'Vay hani 1 saat içinde alıyordunuz da; sözleriniz boş muydu da? boşunamıydı da-' Vırrr. Vırrrr. Vırrrr. Neye yarar bunca çene??
İkinci saati idrak etmekteyiz. Ufukta BİR SAAT İÇİNDE paketi almaya söz verdiği için DHL'in kara kaşına/gözüne yeğlediğim UPS'den eser yok!
Ama ben burada, masamın başındayım. Amerikan Standartlar Enstitüsü tarafından ayarları bağlanmış, yani hepten bozulmuş halde.
Zira Amerika'da dahi böyle 1 Zaman Anlayışı olmuyor/olamıyor/uymuyor- orda dahi ciddi sorunlar yaşıyorum diyelim telefonu bağlatırken/ederken.
Herhangi 1 mekanizmanın dişlilerinde.
Zamanla oynanması, zaman denilen o lastikli cenabet şeye esir düşmek esasında ve Amerikan (Kültür) Emperyalizmi'nin en büyük zararı da budur belki de.
Mübarek Ramazan'a bağlayıverdim.
Orucu bekleyemezdim diyelim ben Müslüman olsaydım.
Ya da 'Beklemek' üstüne iftar vaktini, o denli kafa yorup zikziklenirdim ki 'Al orucunu da!' derdi Yukardan 1 Ses. (Yukarda Ses varsa tabii ki.)
Belki de; Yukarda Ses Olduğuna İnananların Zamanı ve Diğerlerinin Zamanı diye (esas) 2 temel şey var: Her halukârda benim zamanımla onların sonsuz zamansızlığı uymuyor da uymuyor.
Yabancı Şirket, yok hâlâ bu arada Ortalıkta.
Kapı çalmıyor.