Hiç bitmeyen türban türbülansı

Türban tartışmaları-nın en canlı (28 Şubat dökülmemiş) günlerinde, Kanal 7'de türbanı savunan görüşlerimi dile getirmemin akabinde, anacığımın beni asansörün kapısında bir karşılayış sahnesi vardı.

Türban tartışmalarının en canlı (28 Şubat dökülmemiş) günlerinde, Kanal 7'de türbanı savunan görüşlerimi dile getirmemin akabinde, anacığımın beni asansörün kapısında bir karşılayış sahnesi vardı.
Olayı, yaşadığım zamanlarda yazmıştım.
O zaman da komiktir; şimdi de annemin yazıp oynadığı matrak bir tiyatro olarak hatırlıyorum.
Annem tüm zamanlama hesaplarını yapmış: Şak diye asansörün kapısını açtı. 'Teessüf ederim' tarzı bir laf etti. Ben, biricik yavrusu yani, dincilerin kanalında bu müthiş Cumhuriyet Kızı'nın cumhuriyet ülkülerini satmaya yeltenmiş, eve dönüyordum. Teatral bir kırgınlık içindeydi. Çabucak sergileyip, atladı asansöre; olay mahallini terk etti.
Beni kirli emellerimle apartman boşluğunda baş başa bırakarak! Cumhuriyet Kızı, yılmazdı. Ağzımın payını verdiği gibi, atına, pardon asansörüne atlamış, beni dramatik yalnızlığımla baş başa bırakmıştı.
Türbanı -bir hak olarak- savunduğum günlerde, ateşli fakslar ve telefonların ardı arkası kesilmezdi. Allahım bu ne mümbit, ne denli benim kafamın basmadığı bir tartışmaydı!
Diyelim Tanrı'ya inanıp hiçbir dine inanmayan BEN, bir çeşit Müslüman olan annemle böylesine ters düşebiliyorduk. İşin tuhafı tüm devasa reaksiyonlar bana inanılmaz, dahası komik geliyordu.
Merve Kavakçı'ya yapılanların, evet doğrusu, komik bir yanı yoktu. Kürt milletvekillerinin seçilerek girdikleri Meclis'in kapısından derdest edilerek götürülmeleri kadar (halen de 'içerdeler') olmasa da
UTANÇ vericiydi. Yemin töreni esnasında sahnelenen Şahinlerin Ulumaları adlı temsili, alı al, moru izlemiş; koltuğumda yerlerin dibine geçmiştim.
Bu nazik konuyu o zamanlarda kafam basmamıştı; maalesef şimdi de basmıyor. Rüştünü ispatlayan her Müslüman kadın dilerse başını örtebilir. Başı örtülü olarak üniversiteye devam edebilir; doktorluk, avukatlık, obua sanatçılığı yapabilir; seçilebiliyorsa, milletvekili de seçilip başı örtülü kadınları ya da dilediğini temsil edebilir.
Türbanla ilgili türbanın aslında dinin bir gereğinden ziyade, bir 'sembol' olduğuna dair son derece esrarengiz bir tartışma var ki, yemin ederim dünden bugüne bu 'sembolle' neyin sembollendiğini esasında, en aslında, en dip dibinde anlayabilmiş, bu şahane tartışlamanın ne anlama geldiğini çözebilmiş değilim.
'Semcolcüler' şimdi Meclis'te, mutlak çoğunluğun başı örtülü hanımların beylerinde olduğunun herhalde bilincindedirler. Ve bu 'sembol' parti, bakın göreceksiniz biz başı bağsızların hayat tarzına filan kastetmiyor.
Bu seçimler bu 'takiye' ve 'sembol' ve 'irtica' avcılarını doyurmaya yarayacaksa -ki yarayacak- sırf bu nedenle bile, seçim sonuçlarını 'harikulade' diye yorumlayabiliriz.
AKP'nin 363 milletvekilinin 330'unun eşi başörtülüymüş. (15 Kasım Meral Tamer'in köşesinden). Şimdi senin demokrasin içinde senin milletin böylesine ciddi bir çoğunlukla, tüm şahin ve şahine paranoyalarına katılmadığını, başörtüsünü tasvip ettiğini kendi özgür iradesiyle göstermiş bulunuyor.
Durum böylesine sarihken, Recep Tayyip Erdoğan'ın İtalya'ya eşi Emine Erdoğan'la gidememesi, Emine hanımın Avrupa ve dünya kamuoyundan ancak TC'nin dayatmaya muktedir olabileceği ağır bir ikiyüzlülük politikasıyla gizlenmesi; hakikaten kanıma dokunuyor.
İşte milletin bu adamları seçmiş getirmiş. İşte bu adamların eşlerinin başı bağlı. Bu bir sır değil, sır olması hiçbir şekilde gerekli değil. Türk ve dünya basınında başı örtülü Emine Erdoğan'ın eşinin yanı başında bulunduğu binlerce resim basılabilir.
Böyleyken, bu denli baskıcı bir talepkârlıkla (arsızlık demiyorum) "Aman Avrupa görmesin! Aman dünya görmesin! Geldi bu adamlar başımıza bi kere. Pek zararlıya da benzemiyorlar. Ama eşlerini ülkemizde
-dehlizlerimiz!- sakım sakım saklayalım. Dünyaya, hele hele Avrupa'ya
çaktırmayalım" krizi.
Ayıptır. Utanç vericidir. Hicap vericidir.
Dünya yüzünde iç ve dış siyasetini bu denli samimiyetsizlik, yalan dolan, sahtecilik, adam kandırmaca üstüne inşa eden hiçbir toplum ciddiye alınamaz. Alınmamalıdır.
Emine hanım AKP Başkanı'nın eşi olarak, diğer eşlerle aynı haklara sahiptir. Samimiyet yoksunluğu adlı kronik hastalığımızdan artık, artık kurtulalım. Emine hanım başörtüsüyle dış gezilere! Güzel yüzünün Avrupa'da hayranlık uyandıracağına bir nebze dahi kuşkum yok benim.