Hrant Dink'i unutmak

Hrant Dink'i unutacak mıyız? Zaman acının ilacı tabii, ama bellek yitimi toplumuyuz biz...

Ne olacak şimdi, Hrant Dink'i unutacak mıyız? Zaman tabii ki acının en iyi ilacı. Ama ilaç ve ders ötesi bir toplumuz biz aynı zamanda. Bir Amnesia (bellek yitimi) Toplumu'yuz.
Bi nevi kendini koruma yöntemi.
Biz yola devam edelim. Yola devam edelim tabii de; bu denli unutmakla, belleğini düşürü düşürüvermekle yollarda, devam ettiğimiz yol malum.
Kendimi yokluyorum ikide birde: "Hrant Dink'i unuttun mu?" diyorum. Unutacak mısın onu? Hafızandan kayıp gitmesine izin verecek misin?
Yalnızca onun öldürüldüğünü duymamdan sonra üç gün üç gece ağlamamı değil. Ağzımın etrafının, ömrümde ilk kez, silme uçukla kaplanması değil. Hayır! böyle 'kişiselliklerin' dışında, çok mühim bir duyguyu; çocukluğumdan/gençliğimden beri ilk kez o şiddette yaşattı bana Dink'in ölümü.
O duygu: azınlık olduğum duygusu.
Hani haklarında ne diyeceğimi bilemeyeceğim dangalakların, 'Hepimiz Ermeniyiz' lafında anlayamadıkları O duygu:
Tehlikede olduğun duygusu! Yapayalnız olduğun duygusu.
Sana kast edenlerle kuşatılmış olduğun duygusu. Daha da kuşatılacağınız korkusu.
Benim de sık sık yaşadığım "Azınlığım. Ait değilim.
Ne kadar şık, şahane 1 hal bu!" kibri/korunması/tesellisi değil.
Can yakan bir 'azınlığım ve bana ne kasıtları var?' duygusu. Hani kendilerini 'selected few' (seçilmiş azınlık) olarak gören Yahudilerin, Nazi Almanyası'nda hissettikleri: Tam da, bu!
Hrant Dink'i unutmamalıyız! Hrant Dink'e kast ettirenleri: 301 avukatlarından, tatlısu milliyetçiliğini köpürterek işin nereye varacağını hesap etmeyenlere (ya da pek de iyi hesap edenlere), tüm o ırkçı/azınlık düşmanı/sözümona 'vatanperver' söylemleriyle iklimi belirleyen pespayelerden, Dink'in kurban verilmesinden sonra dahi, onu vuran çocuğa/çocukla fotoğraf çektiren (kötü kasıtlı oldukları ARTIK müfettiş raporlarınca kanıtlanmış) polise/jandarmaya 'empatiyle' (özdeşşleşme desek?) yaklaşanlara, suları halen de bulandırıp balık gibi sorumluluk ağlarından kaçmaya çalışanlara-
Tüm bu 'esas' sorumlulara karşı unutmamanın, hiçbir zaman unutmayacak ve affetmeyecek olmanın gücüyle karşı durmalıyız.
Evet, bugün her zamankinden daha vahim bir ihtiyaç içinde: KARŞI DURMALIYIZ. Hem unutmaya, hem de Dink'in ölümünden topyekûn sorumluların hiçbir bedel ödemeden/tereyağından kıl çeker gibi, akıllarınca kendilerini sınırsız sorumsuz ilan etmelerine, muhtelif 'Tavşan çıktı bakın şapkadan!' numaralarıyla gündemi (müptelası oldukları üzre) kaydırarak o cinayetin, DİNK'in KURBAN VERİLMESİNİN vahametini gözardı ettirmelerine karşı durmalıyız. Dink'i unutmamalı ve unutturmamalıyız, yoksa hakikaten bu dünyada yaşamış bir meleğin kanı yerde kalmış olacak. O caddeden her geçişimizde, o dükkânın önünde; cesedini görmeye devam edeceğiz. Oraya buraya yetişeceğim telaşesiyle sevgili rahat ayakkabılarını onartamamış bir meleğin, 1 ayakkabısının altı delik bir meleğin bedeni, hep orda yatacak. Biz yaşarken, o öldü- Biz lüfer yerken, o bir daha balığa çıkamıyor. Rakel Dink'e sarılıp 'sevgilim' diyemiyor. Torunlarını göremiyor. Sera'nın düğününde orda olmayacak. Gidip ırkçı Fransa'yı çıkardıkları yasa için protesto edemeyecek. "Atın beni hapse, o zaman!" diyemeyecek. Yaptıklarını yapmaya, üşenmeden/etmeden öyle bir başına korkusuzca, vicdanının sesini dinleyerek, başının dikine giderek, o güzel başının-
Hrant Dink öldü. Bizler yaşıyoruz.
Bunu unutmayalım.
Kim öldürttü peki Dink'i? O oğlan çocuğunun tek başına o işi kotarmış olduğuna (cinayet 'sahnesinde' de) en başından beri hiç mi hiç ihtimal vermiyorum.
Erhan 'ağbi'de nasıl da tıkandı olay.
Erhan ağbi, köstebek ağbi, çift taraflı, yüz taraflı ağbi konuşmama hakkını kullanıyor. Rahip Santoro'yu öldüren Çocuk Ogün de susma hakkını 'başarıyla' kullanmıştı. Türkiye'de susma hakkını kullanabilmek polise, büyük 1 başarıdır. Takdirlerinize bırakıyorum.
Korkunç Valimiz Güler'in yardımcısından, hani Dink'i çağırttırıp 2 MİT'çinin gözdağı vermesine yer ve mekân temin etmiş bulunan 'yardımcı', Ogün Samast'ın otobüs yolculuğu boyunca mütemadiyen konuştuğu cep telefonunun izinin sürülememesine, McDonald's bombalaması sonrasında nerdeyse derin bir çete tarafından korunup/kollanıp/salıverilmesi temin ettirilmiş bulunan Yasin Hayal'in bağlantılarından, Samast'ın İstanbul'daki birkaç günlük bekleme süresinde nerelerde ne yaptığının ısrarla belirlenememesine, daha önceki 'turistik' 'uçaklı/muçaklı' yolculuklarının esvabı mucibesinden-
Tüm o Trabzon'dan gelen ihbarları vakti zamanında ısrarla 'değerlendirmemiş' bulunan İstanbul polisinin, şimdi neden cinayet günü Samast'ın saatlerce oyalandığı
'Kritik' (inanın adı bu, kafenin) İnternet Kafe'de iz sürmediğine-
Dink'in katillerine ulaşılmak istenmediğine dair, 'gerçek' katillerine: gerçek katilleri 'semirten' bu iklimi yaratıklandıranlar DA dahil-
Böyle bir kanaat edinmememiz için Pinokyo'nun Eşekler Adası'ndan olmamız lazım. (Ve halen de mutlu mesut orda bulunmamız.)
'Bilgi Kirliliği' diye dev bir balon uçurdular, binip de uzaklaşalım olay mahalinden diye. Tüm o hatıra fotoğraflarını çektirenler 'kahramancık' Samast'la polisin kahve ocağında (hani Avcıyla Avının Grup Portresi) işte onlar 'kirliliğin' müsebbibleri. Birinci kaseti bir gruba servis edenler. Aradan bir zaman geçmesini bekleyip ikinci gruba ikinci kaseti servis edenler.
Bu Bilgi Kirletenler ve her şeyi, her şeyimizi sistematik olarak kirletenler, sonra da 'Bilgi Kirliliği!' çığlığını basıp Dink cinayetinin üstüne kapakladılar illüzyonist tabutlarını.
Görmememiz için. Görmeyelim de unutalım diye.
Piaget'nin saptadığı gibi üç yaş öncesi çocuklara benzemeyelim; çok rica ederim. Ceset tabutlandı diye YOK OLMADI. Ceset orada. Onların illüzyonist tabutlarının içinde duruyor ceset.
Çıkarttıkları kuşlar, tavşanlar ve kırmızı toplar bize Hrant Dink'in, o kanlı canlı hayat dolu adamın bir cesede dönüştürüldüğünü unutturmamalı.
Bizler yaşarken. Ve onlar.
Dink'i öldürtenler yaşarken ferah fücur- Sahne tabutlarını gösterdiler diye, kurban verdirttikleri o şahane insan unutulmamalı.