Hülya Avşar'ın bir marka olarak inadı

Seri ihanetçi Milli Eş Kaya Çilingiroğlu'nun son vukuatı, tam da Hülya Avşar'ın Hürriyet'te Ayşe Arman'a röportaj verdiği gün patladı.

Seri ihanetçi Milli Eş Kaya Çilingiroğlu'nun son vukuatı, tam da Hülya Avşar'ın Hürriyet'te Ayşe Arman'a röportaj verdiği gün patladı.
Oysa o cephede suların biraz durulduğunu düşünürdü insan. (Biz magazin asalakları yani.) Daha 15 gün önce ayrılığın eşiğinden, hem de ciddi olarak, mahkemeye müracaatlar filan, dönmemişler miydi?
Ama artık kronik bir magazin muhabbeti halini aldılar. Kaya Çilingiroğlu'nun yediği herzeler ne seviyelere düşerse düşsün, Hülya Avşar bir türlü evliliğine, beraberliğine kıymıyor, kıyamıyor.
Sanırım çok tuhaf bir kör noktada, hatırı sayılır bir kilitlenme söz konusu.
Ortaya dökülen her ihanetin ardından, ağır bir magazinel iştahla, çok ciddi bir baskı oluşuyor Avşar'ın üstünde: "Boşanacak mı, boşanmayacak mı? E, artık bunun üstüne de boşanmazsa...
İşte Türkiye'nin en güzel, en çok kazanan, en cerzebeli kadını. Kocası nerdeyse gözünün içine baka baka boynuzluyor. Bunu da yerse,
bunu da içine sindirirse..."
Bu, nerdeyse milletçe oynadığımız bir müşterek bahis halini aldı.
Birinci grupta PES YANİ'ciler var. Onlar biraz da eski gururdu/onurdu ekolünden sayılabilirler. Böylesine göz göre göre ayaklar altına alınmış bir evlilik 'kurumunun', bırakın artık aşkı tutkuyu, hiç kimseye bu denli saygısız bir beraberliğin hiçbir hayrının dokunmayacağını düşünen eski modacılar.
İkinci grupta HELAL OLSUN AMA'cılar var. Onlar Hülya Avşar'ın tüm bu provokasyonlara, vur/öldür/boşa nidalarına aldırmayıp evliliğini
hâlâ ve her nasılsa sürdürebiliyor olmasını büyük bir başarı telakki edenler.
Bir kere aynen Avşar gibi biliyorlar ki, bu bir şirket: Evlilik şirketi. Eğer Avşar bu kadar prim yapıp bu denli iyi kazanabiliyorsa, yani şirketinin hisseleri her seansı böyle tavan yaparak kapatabiliyorsa, bunda Prof. Çocuğu Çilingiroğlu'yla her türlü musibete rağmen evliliğini sürdürebiliyor olmasının büyük payı var.
Tüm o Hillside'larda/Millside'larda çekilen sportif karıkoca ve yanlarında boncuk gözlü kızları görüntüleri.
Tenis oynayan/su kayağı yapan/Caroline Koç'lu doğum günü partilerine giden sınıf atlamış Hülya Avşar, kendini iş yaptığı piyasanın tüm o lumpen kalabalıklarına karşı ne biçim üstün hissediyor.
Ayrıca bırakın bu çıkarcı hissiyatları, gerçek bir işlevci olan Avşar'ın evli olması, evli bulunması, akşamları iş çıkışı koşa koşa gideceği bir kızının, eve belli bir nizam içinde devam eden bir kocasının bulunması, muhakkak ki hoşuna gidiyor, içine/sinirlerine iyi geliyor.
Evet sık sık yol kazalarına uğruyor olabilirler. Ama uğradıkları her 'yol kazasında' Hülya Avşar müthiş bir savunma mekanizmasını devreye sokuyor. 'Bir kere onlar seks. Aşk değil. Bu evliliği ancak birimizin başka birine âşık olması bitirir' tarzı laflarla günü, anı, bir türlü vazgeçemediği evliliğini kurtarmış oluyor.
Her penaltı kurtarışından sonra, eşi benzeri az bulunur özgüveniyle, çılgınca da kutluyor olsa gerek kendini. Bir kere tüm o provokasyonlara, histerik dolduruşlara gelmeyip sinirlerinin nasıl paslanmaz çelikten yapıldığını ele güne kanıtladığı için. Sonra da, 'netice itibarıyla önemsiz' bu yatıp kalkmalar nedeniyle evlilik şirketinin iflasını istemeyip de, işlerinin tıkır tıkır yürümesine hiçbir şekilde engel teşkil etmediği/ettirmediği için.
Belki artık bunca yılın emeği, gayreti, planı programı, alın teriyle oluşturduğu Hülya Avşar MARKASI onu hayatta her şeyden: aşktan, sevgiden, gururdan, onurdan, kocasından daha çok alakadar ediyor.
Markası, yalnızca kızından mühim olmayabilir hayatında. Ama böylesine her türlü tazyike dayanıklı bir marka yaratabildiği için ve bu marka sayesinde edindikleri de, son kertede kızı için olduğundan, markanın sürekliliği onun gözünde anneliği açısından da mühim.
Bir anne olarak her şeyi, ama her şeyi sineye çekmesinin zevkini de tadıyor olabilir her Allah'ın günü.
Bir ciddi neden de, artık 35'ini aşmış bulunan, karakter özellikleri iyice kemikleşmiş ve tüm varlığını özenle büyüttüğü egosunun üstüne inşa etmiş bulunan Avşar'ın, yalnız kalma korkusu olabilir doğrusu.
Ya yalnız kalırsa? Ya tamamen eşsiz, kocasız kalır da bunun burukluğunu içinde duyarsa? Bu nedenle kendini diyelim yeni bir aşk, yeni bir
sevgi aramaya muhtaç hissederse. Kaya Çilingiroğlu'yla yaşadıklarından sonra yeni bir aşka 'düşmek', yepyeni bir adamın bilinmedik eziyetlerine maruz kalma ihtimali...
Bunca 'egemen' olduğu topraklarda, küçük sinekli çorbasını her gün tevekkülle içmeyi tercih ediyor olabilir Avşar Kızı. Ne acı!