Huzursuz Bacak Sendromu

Hani öyle fiziksel 1 rahatsızlık var: Bacak durup dururken tık/tık atıyor.</br>Oysa psikolojik (ruhsal?) 1 metafor olarak kullanacağız BU yazıda, bu rahatsızlığı.

Hani öyle fiziksel 1 rahatsızlık var: Bacak durup dururken tık/tık atıyor.
Oysa psikolojik (ruhsal?) 1 metafor olarak kullanacağız BU yazıda, bu rahatsızlığı. O nedenle: Sağlıklı Kaşam (Kaşarım'ın kısaltılmışı) benzeri bi yazı okuyacağını Zanneden Okur: Dikkat! Bu yazı tamamen bir meteor, pardon metafor'dur. (Teşbih, istiare, eğretileme.)
Hani geçenlerde Hakkı Devrim yazmıştı. (Gazetemizin tümmm yazarlarını okurum/bilirim. Pardon da, çok az köşeci yapıyor bunu. Yiğit Bulut'un 'ekonomi' yazıyor kisvesi altındaki tüm o faşizan ucubikliklerine tek başıma katlanıyorum, mesela. Yahu; o DP'den milletvekili hatta, Genel Başkan olmayacak mıydı?) Hasta Bina Sendromu diye 1 şey varmış.
Hakkı bey sormuş soruşturmuş/bulmuş buluşturmuş da, öyle (yazı) yazıvermiş yazısını.
11 sularında 1 uykusu geliyormuş Hakkı beyciğimin (eski İstanbullu ağızları) 2 uykusu, 3 uykusu. Hakkı bey Hürriyet binasında, bu arada. Meğer klimanın etkileri, içerdeki oksijen yoksunluğu; e, Ertuğrul Özkök'ün yazılarının nasıl ekolojik etkiler yaratabileceği DE malum. Yani binadakiler bu Hasta Bina Sendromu'ndan çek dur/çek dur/dur, dur!
Ben oysa bakıyorum evinden yazıp gönderen biri olarak (Radikal'de 1 taburem bile yok) canım ister uyurum, canım ister yine uyurum. O kadar çok uyuyorum ki, bi de bizim evin köpekleri bu kadar çok uyuyor. Bence İnsanlar+Hayvanlar Âlemi'nde normali bu yani. Uyuyan kazanır- diyorum kısacası.
Çok zorluyor, geriyor insanlar kendilerini. 'Az uyucaz/Çok yaşicaz' diye diye. Çok 'yaşicanız' da ne olacak kardeşim?
Sonunuz tango kursları!
Yeminle: Çağdaş İnsan'ın haddinden fazla az uyuduğu, bunun da sağlığını
sonnn derece menfi etkilediği kanaatini taşıyorum. (Taşı taşı, nereye kadar?)
Uyku Terapisi diye yeni 1 terapi lanse etmeme tırnak var. Uyku Çiftlikleri
kurucam bir de. Gelenlere hem uykunun faziletlerini anlatıp uzun uzun, uykularını getiricem; hem de uyku bağımlısı yapıcam onları. İnanın: huyların en güzeli.
Bi kere, uyurken hiç 1 hata yapamıyorsunuz bu biiiir. Cildiniz güzelleşiyor, göbeğiniz büyüyor. Say say bitmez uykunun faziletleri. Ki, saymaya da niyetim yok, sonra 'öğretimi' araklayıp köşeyi Secret'lıyor birileri.
Son sıralarda diyelim, 'Romanım bitti, yazarken çok üzülmüştüm' kisvesi altında hem sos yalleşmekten helak oldum ve hatta 'up side down' oldum, hem de eskisinden daha az uyur/ daha çok içer/daha çok güler: uyumadan geçen zamanlardaki nice fenalıklar işte. Evlerden uzak!
Kontrolsüz bir röportaj verme silsilesinin de ortasına düştüm ki, pazartesi vereceğim röportajla bu defteri harbiden bikaç yıllığına şakkk! diye kapatmak istiyorum.
Ekspose ve hatta 'over' ekspose olmuş bi kitabı çıkmış insan olarak, bundan sonraki durak Huzursuz Ruh (Bacağı) Sendromu mudur'a getiriyorum. (Düşenin dostu da, merdiveni de olmaz yani: Halk arasında.)
Bu keşfi de (benzetme mucidi) 1 arkadaşım yaptı Dünyanın En Huzursuz Kişisi diye (ferah fücur) niteleyebileceğim bir kişiyle yoğun (zoraki) görüşmelerimizin akabinde.
Bu Huzursuz'la alakalı ferah fücur yazıyorum; zira değil Radikal okumasının, gazete okumasının dahi imkân ve ihtimali yok.
O denli faal/çalışkan/azimli/işinde/gücünde/takıntılı takıntılı ki Bu Kişi, kuma tahta bi çubukla (diyelim Kanton'da chop stick'le) ismini yazsan okuyamaz. Konsantre olamaz. Hiçbir yazılı metne konsantre olmasının imkânı yok. Hoş, resmini bastırsam şu köşede (Bak arkadaş, senin rahatsızlığın budur/İç iç kudur- maksadı ile) onu dahi çakozlayamaz.
Resmi DAHİ algılayamaz! O kadar meşgul 'zannediyor' kendini. Ruhunu 1 huzursuz bacak haline getirmiş: Hop atıyor/hop atıyor.
Bir çocuk saplantılılığıyla işine takmış. Yalnız ve yalnızca işinden bahsederek 1 nevi sonsuz PR faaliyeti yürüttüğünü sanıyor. Vıdı. Vıdı.
O sırada diyelim dünyanın en deruni/uhrevi/şahane lafını ettiniz (o kadar boşşş konuşuyor ki, ettiğiniz en zırındirik lafın dahi onun lafları karşısında böyle bir ağırlığı/intibaı olabiliyor) DUYMUYOR ağbi. İşine gelmeyenleri (yani kendi PR işine) böyle 1 'black-out düğmesi' var, duymuyor! O esnada boş gözlerle karşı kapıya bakıyor, diyelim.
O kararma anları; yani duymaması sözünüzü, sizi, komik ayrıca. Zira duyacak da n'olacak Boşkafa? Ama bu duymama yetisi/becerisi; dangalak bi mevzua (kendi zırva 'işi') saplanmış kalmış, illa billa konuyu yine 1 manevra, 2 direksiyon, 3 vites geri getirmesi-
Sözümona Meşgul 1 Dimağ. Ve Ağır Huzursuz! Bacak gibi atıyor ruhu. Habire kendinden/işinden/minnak becerilerinden konuşuyor. Bu hastalık, cümlenizin de bildiği üzre PR'cılarda/reklamcılarda/tabelacılarda: ne kadar ipindirik iş varsa o kollarda görülüyor. Özellikle.
Yani kara deliklerin sırlarını çözmek üzere de bu Meşgul Dimağ ya da genetik mühendisliğinde bir yer yarmaca yapacak da, onun için hiçbi lafı adam gibi dinleyemiyor filan değil: Onun için tık tık atıyor durmaksızın.
Neymiş arkadaşlar? Lüzumsuz işlerle ziyadesiyle meşgul, Lüzumsuz Adam ve Kadınlar'a musallat olan çağımızın bir hastalığı imiş Lüzumsuz, pardon Huzursuz Bacak Sendromu.
Açıkladık mı? Çıkladık.
Hayırlı pazarlar mı? Hayır!lı pazarlar. Yani: Sosyalleşmeyin böyleleriyle. Yormayın kendinizi. Ne pazar, ne pazartesi. Şeride Nihal.