İDDİANAME

Vedat Aydın: 5 Temmuz 1991'e evinden polis tarafından gözaltına alınan Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın cesedi, beş gün sonra Ergani-Maden yolu üzerinde bulundu.

Vedat Aydın: 5 Temmuz 1991'e evinden polis tarafından gözaltına alınan Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın cesedi, beş gün sonra Ergani-Maden yolu üzerinde bulundu. Kürt siyasetçi aydının öldürülmesi, bölgede 'kirli ve kuralsız' savaş sürecinin ilk halkası oldu, onu çok sayıda 'faili meçhul' cinayet ve gözaltında kayıp izledi. Aydın'ın cenazesine katılan yüz binlerce insanın üzerine de kurşun yağdırıldı, üç kişi de burada öldürüldü. O dönemde Diyarbakır'da bulunan ve Susurluk'ta ölen polis şefi Hüseyin Kocadağ, ifadesini değiştirmesi için Vedat Aydın'ın eşi Şükran Aydın'ı sürekli ölümle tehdit etti. Aydın'ın katilleri hakkında hiçbir zaman ciddi bir soruşturma yürütülmedi, olay karanlıkta bırakıldı.
Musa Anter: Kürt halkının Ape'si Musa Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da katledildi. Birlikte kaçırıldığı akrabası Orhan Miroğlu, yaralı kurtuldu. Verdiği ifadeler 'işe' yaramadı. Yıllar sonra JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan, cinayeti işleyen ekibi isim isim açıkladı.
Bu itiraflar sayesinde 5 Nisan 2007'de Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, cinayeti gerçekleştirdiği gerekçesiyle JİTEM elebaşısı 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım, PKK itirafçıları Abdülkadir Aygan, Ali Ozansoy, Cemil Işık, Şırnaklı Hamit ve JİTEM kurucusu, daha sonra öldürülen binbaşı Ahmet Cem Ersever hakkında soruşturma başlattı. Ersever dışındakiler
için gıyabi tutuklama çıkarıldı.
Uğur Mumcu: Araştırmacı gazeteci, yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlamasıyla öldürüldü. Kemalist kimliğiyle de bilinen Mumcu'nun öldürülmesinde, şimdi olduğu gibi, İslami örgütlerden PKK'ya varana kadar çok değişik senaryolar öne sürüldü. Ancak, dönemin Emniyet Genel Müdürü ve 1000 operasyonun başı Mehmet Ağar'ın yaptığı açıklamalar, Mumcu cinayetinin arkasındaki devleti açıkça tarif etmektedir. Ağar, Mumcu cinayeti soruşturmasının önüne dikilen 'duvara' ilişkin olarak, "Bir tuğla çekersek o duvar yıkılır" diyor, ama "O duvar çökerse hepimiz altında kalırız" diye de ekliyordu.
Metin Göktepe: Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996'da haber izlemek için gittiği İstanbul Alibeyköy'de, polis tarafından gözaltına alındı. Götürüldüğü Eyüp'teki spor salonunda öldürüldü. Polis,
ölüm nedenini, 'düşerek başını çarpması' olarak açıkladı. Daha sonra işkenceyle katledildiği ortaya çıtı. Katil polisler hakkında açılan davalar yıllar sürdü.
Ancak, verilen cezalar, katil polisler için ödül niteliğindeydi.
Ahmet Taner Kışlalı: Kemalist kimliği ve orduya yakınlığıyla tanınan Kışlalı, Ankara'da 21 Ekim 1999 tarihinde arabasına konan bombayla öldürüldü. Cinayetten sonra generallerin çağrısıyla laik kesim sokaklara döküldü. Ancak, Kışlalı'nın kardeşi Mehmet Ali Kışlalı, cinayetten sonra gazetesindeki köşesinde, cinayetin askerler tarafından tertiplenmiş olma ihtimalini ima ederek hayal kırıklığını yazıya dökmüştü. Katilleri hâlâ yakalanmadı, cinayetin laik-İslamcı gerilimini tetiklemek isteyen güçlerce işlenmiş olabileceği şüpheleri de dağılmadı.
Hrant Dink: Aydın cinayetlerinin son kurbanı oldu. Genel Yayın Yönetmeni olduğu Agos gazetesinin önünde, sırtından kurşunlanarak katledildi. Adeta tüm Emniyet teşkilatının ve Jandarma'nın sayısız ihbar ve bilgilendirme yoluyla haberdar olduğu bu cinayetin 'birkaç milliyetçi gencin işi'
olduğuna inanmamız isteniyor.
Cinayetin azmettiricisi ve planlayıcısı olduğu açığa çıkan şahsın,
polis istihbarat elemanı olmasını sorgulamamamız bekleniyor.
Sabahattin Ali'yi öldüren Ali Ertegin'in 'Milli hislerle yaptım' açıklamasını andırırcasına, Hrant Dink'in katilleri için de İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın, 'Milli duygularla yaptılar'
açıklamasını bir tesadüf olarak görüp geçmemiz arzu ediliyor. Ama, 60 yıldır aynı argümanlarla aydın cinayetlerinin işlendiği gerçeğini, hiçbir şey karartamıyor.
'Gereken neyse yapılacaktır' söylemleriyle başlatılan soruşturmalar, her seferinde bir 'duvara' çarpıp tıkanıyor. Cinayet tetikçilerinin bile birçok olayda bulunmamış oluşu bir yana, soruşturmaların vardığı
en ileri nokta, tetiği çekenin yakalanmasından ibaret kalıyor.
Hemen tüm siyasi görüşlerden aydınları, siyasi suikastlere
kurban verdik. Tüm bu cinayetlerin ardından sayısız senaryolar
yazıldı. 'Kurşun Türkiye'ye sıkılmıştır' hamasi nutukları atıldı, ancak oklar nihayetinde döndü dolaştı, aynı adresi gösterdi.
Aydın cinayetlerinin ortak bir özelliği, bugüne kadar hiçbirinin aydınlatılmamış olmasıdır. Hepsinde örgütsel bağlar açığa çıkmasına ve bu bağlar devlet katlarına doğru tırmanmasına rağmen, bir veya birkaç kendini bilmez, meczup, 'milliyetçi hassas' tetikçi bulunup, suçlar üzerine yıkıldı. Cinayet tertipleyicileri gizlendi, korundu.
Adalet talebinin yerini bulması, Türkiye koşullarında ancak toplumsal muhalefetin iradesini ortaya koymasıyla mümkün gözüküyor. İhtiyaç, Mehmet Ağar'ın 'üstümüze yıkılır' dediği duvardan o tuğlayı çekecek iradenin ortaya çıkarılmasıdır.
(2 gündür köşemi ayırdığım metin, 12 Nisan'da Bostancı'dan kalkan Adalet Gemisi'nin Aydın Cinayetleri İddianame'sidir.)