İntihar haberleri

Kurt Cobain'in intiharının ardından nasıl MTV'ye kilitlendiğim filan, geldi aklıma. Acayip beğendiğin, habire dinlediğin, takip ettiğin biri intihar ediyor: Nerdeyse gözlerinin önünde. Medyalamacılığın bu zamanında böyle.

Kurt Cobain'in intiharının ardından nasıl MTV'ye kilitlendiğim filan, geldi aklıma. Acayip beğendiğin, habire dinlediğin, takip ettiğin biri intihar ediyor: Nerdeyse gözlerinin önünde. Medyalamacılığın bu zamanında böyle.
Prenses Diana'nın ölümünü CNN'de günlerce izledik.
Ölümlerin, intiharların böyle büyüleyici bir etkisi var naçar ruhlar üzerinde. Araştırmalar da kanıtlamış ki, intihar haberleri intiharları tetiklemekte.
İşin bir de başka yanı var. Yanları var. Onlar takıldı sabah sabah aklıma, gazetelerde gördüğüm iki haberle, Courtney Love'la Nirvana'nın (geride kalan) üyelerinin arasındaki mahkemeleşme sona erdiği için, 'Best Of' albümü yakında piyasada olacakmış.
Bu iyi haber. Nirvana kasetlerim/CD'lerim ortadan yok olmuşlar mesela. Ara sıra Cobain'in o eşsiz benzersiz samimiyet buhranı şarkılarını acayip özlüyorum. Hemen alırım çıkacak olan CD'yi yani. Bir de: Bir de 'Cobain'in şöhret günlerinden intiharına dek uzanan zamanda 'tuttuğu günlüğü' yayımlanacakmış kasımda.
Peki Cobain ister miydi böyle bir 'şeyi' bakalım?
İntiharın bir insanın girişebileceği en şahsi, en mahrem eylem olduğunu düşünüyorum. Etrafındaki hayatın tümüne DUR! diyorsun. Tüm ilişkilere, yerlere, insanlara: "DUR! Artık sizi görmek istemiyorum. Artık sizi duymak istemiyorum. Sizlerle aynı mekânları; dahası sizlerle bu mevcut hayatı, bu dünyayı paylaşmak istemiyorum. Benden bu kadar."
Ben ancak mahremiyetine, özeline en düşkün insanların intihar edebileceğini; intiharın evet geride kalanlara verilebilecek en ağır ceza olmakla birlikte, yaralı ruhların yaptığı en ciddi kendini koruma, artık kendini yaşama teşhir etmeme, bu tavizi kabullenmeme hamlesi olduğunu düşünüyorum.
Ama intiharların geride kalan dünyalılar için öylesine iştah kabartıcı/merak uyandırıcı bir yanı var ki, sonsuza dek kendi özeline kapanabilmek için kendini iptal eden kişi, birdenbire inanılmaz bir ilgi ve merak metasına dönüşebiliyor/dönüştürülebiliyor.
Bunun kuşkusuz intihar edenler de farkında. Dırlar yani. Ama geldikleri noktada, o iştaha, o çirkin merak ve metalaştırma duygusu dahi onları durduramıyor. Zira artık hayatla defterlerini dürmüş vaziyetteler. Daha fazlasını ne pahasına olursa olsun kaldıramayacak, taşıyamayacak haldeler. Hayatın neresinden dönsen kârdır, yerindeler.
Şimdi, intihar kadar şahsi bir eylemi gerçekleştirmiş olan Cobain, günlükleri yayımlansın ister miydi peki? O günlükleri dayanamadığı/durunamadığı için mi tutmuştu; YOK OLUP gittiğinde
böyle bir devamlılık/süreklilik olsun, kalsınlar/okunsunlar habire diye mi?
Cobain'in, günlüklerinin ortalığa saçılmasını hiç mi hiç istemeyeceğine adeta eminim.
Bu satırları yazan kişi yıllarca, on yıllarca Plath'ın günlüklerini YOK ettiği için Ted Hughes'tan nefret etti! Plath edebiyata, dünyaya aitti. Hughes'un peki "Bunlar ailevi şeyler. Çocuklarımızın annelerine ait böyle şeyler okumasını ve incinmesini istemiyorum," diye hüküm vermeye hakkı var mıydı?
Şimdi hakkı olduğunu düşünüyorum. Hem Sylvia Plath o günlükleri intiharından sonra basılsınlar diye mi, yoksa içini biraz olsun pamuklamak için mi yazmıştı -bunu bilmiyoruz; hem de Plath, üstünde KAMU MALIDIR yazılı bir banktan ziyade, iki küçük çocuğun annesiydi.
Yani hem geride kalanların nasıllığı/niceliği önemli, hem de gidenin mahremiyeti.
Yine de Plath kadar mühim bir sanatçının günlükleri 50 yıl filan kasalanıp sonra yayımlanabilirlerdi, insanın içi işte sızlamıyor da değil. Zor bir konu. Zor!
Ben ama ilkokul sondan 35 yaşına kadar düzenli olarak intihar düşüncesine sığınmış, ince ince nice intiharlar planlamış biri olarak; kızımın ele avuca gelir hale gelmesiyle ciddi bir kayma yaşadım.
Artık her intihar edenle değil; geride kalanlarla, özellikle anne ve babayla özdeşleşerek kavrulmaya başladım.
Ahu Paşakay'ın bedenini bulan babası kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılmış. Orda yaşam savaşı veren bu babanın alnını filan okşayan bir melek olmak isterdim. İçindeki acıyı hafifletmek...
Anneleşmiş, artık intihar edenlerin geride bıraktıklarıyla özdeşleşen biri olmuş olarak, kendini öldürenlerin ve onların en yakınlarının mahremiyetine saygı gösterilmesini canhıraşça talep ediyorum.
Yok sevgilisi şu grubun şarkıcısıymış, yok şu bu şarkılar, yok hiç kimse (nedense) amcasının adını ve intiharını ve dedesinin önemini yazmamış. Bu bilgiler eksik kalmış!..
Eksik kalsın. Kendini öldürenlere, YOK edenlere ait bilgiler, şarkılar/günlükler; onların giderken içlerinde göktaşı kadar bir yara bıraktıkları yakınlarına ait havadisler. Bırakalım da eksik kalsın.
İntihar, eylemlerin en ağırı. En mahremiyetine, şahsiyetine, benliğine tuhaf bir şekilde, tam ters açıdan düşkün olanı.
Kendini YOK edenlerin ve onları sevenlerin yaralarına, akbabalar gibi saldırmayalım. İşte kendini iptal edecek kadar çekmiş, dayanamamış gitmiş. Bu ağır kararın ağırlığına, dahası geride kalanların acısına ve mahremiyetine saygı duyalım. Olmaz mı yani? Çok mu bir şey istiyorum onlar adına? Acıları adına?