İtirafçıların boşalma zamanları

Yeni Şehirli Türklerin hissiyat varoşlarını, bir 'neo-itirafçılık' ekolü bastı.</br>Herkes herkeslere, her 'şey'lerini anlatmak, İTİRAF etmek; mümkünse böğüre böğüre dökülmek istiyor.</br>Evet, temel duygu bu: Dökülüp saçılmak.

Yeni Şehirli Türklerin hissiyat varoşlarını, bir 'neo-itirafçılık' ekolü bastı.
Herkes herkeslere, her 'şey'lerini anlatmak, İTİRAF etmek; mümkünse böğüre böğüre dökülmek istiyor.
Evet, temel duygu bu: Dökülüp saçılmak.
Bir arkadaşım geçen gün herkesin Prenses Diana'nın biyograficisine dönüştüğünü söylüyordu. Herkes, herkesin gayriresmi biyografi yazarı. Dahası, herkes kendi kendinin özyaşamöykücüsü. Mümkünse
-evet! bu mümkün!- hemen, derhal, her bir şeyleriyle ilgili dökülüp saçılmak istiyorlar. Amaçsızca.
Yaptıkları 'sanat' filan değil yani. Ama 'sanart' olabilir.
Yalnızca bir delikten müteşekkil süzgeçler gibiler. Yani süzgeçten ziyade bir boru gibi, dökülüp saçılmaktalar. Döküp saçmaktalar.
Bu postmodern itirafçılık falloşluğu, öyle bir hal aldı ki, artık kimsenin yaşadığı hiçbir şeyin öneminin kalmadığını düşünmeye başladım.
Hiçbir şey önemli, değerli, kutsal, mahrem değil.
Ve galiba tüm 'yaşananlar' hakiki değil. Zira yaşananlar, yaşanmıyorlar.
Mühim olan yaşanılır gibi yapılanların dökülüp saçılma anları. Yani 'itirafçılık'/'teşhircilik'/'sergileme' hayatın kendisinden çok çok daha mühim. Çok çok daha önde.
Gerçek ruhi orgazmlar, dökülüp saçılma anlarında yaşanıyorlar. Toplum içinde. Topluluk önünde.
Geçenlerde Derya Baykal, bir moda programında, son sıralarda 'aldatılmak' mevzuu çok moda ya; taze taze 'mesajlajma' yöntemiyle aldatıldığını, sırıtarak filan açıklamış.
Daha önceleri 'bir gecelik' yatmalarla da aldatılmış gerçi.
"Ne lan bu?" demiş Ferhan Şensoy'a. İşin 'esprisindelermiş.' Çocuklar çok gülmüş filan.
Tiyatrolarındaki bir oyunu bırakmış galiba. Oynamayacakmış. Ama şeyi bırakamazmış: Evini.
"Bu yaştan sonra ayrılıp da gitmem" diyor.
Emeklilik programında bu evlilik var anlaşılan. Pek çok tahammül maratoncusu çekirdek evlilik şahsiyetinde olduğu gibi.
Evli olmak, birlikte olmak çok çok önemli. En mühim hadise bu.
Yalnız 'kalmak', 'loser' olmak demek bir kere. Kolunda biri yoksa, ağzınla kuş tutsan boş. Losersın. Losersın. Losersın.
Böyle bir kaybedenler kontenjanında yer almamak için, her şeyi sineye çekeceksin bu biiiir.
Ben bunu anlamıyorum.
Anlamıyorum da, son zamanlarda herkesin dökülüp saçılması -Çilingirle, polisle ev basan eşlerin gazetelere demeçlerini, böyle 40 yıllık beraberliklerin neferlerinin dökülmesini filan.
Yaşadıkları rezaletleri bir de mutlaka bizlerle paylaşma arzusu. Acı ve sıkıntıları 'azalır', 'bölünür' diye mi düşünüyorlar - bilemiyorum.
Yeni Şehirli Türkler hayatlarını, Biri Bizi Gözetlesin'e çevirdiler.
Muhakkak ki, hem başkalarının itiraflarından doyumsuz zevkler alıyorlar; hem de kendi dökülüp ortalığa saçılmış hallerinin gazete sayfaları ve televizyon ekranlarındaki suretlerinden.
'Artık kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı' rahatlamasının peşinde midirler?
Hani ne varsa heybemizde, hörgücümüzde, gırtlağımızda filan döküp saçalım; uçan balonlar gibi olalım. Bir ağaca filan da takılmadan uçup gidelim öyle.
Bu mudur?
Yoooo. Hiç değil.
Çok çok bağlılar bir kere topraklarına. Evliliklerine. İşlerine. Mevkilerine.
En mühimi bu: Mevkilerine çok çok çok bağlılar. Bağımlılar.
Ve hayatta en önemli mevkileri, evlilikleri. Tırnaklarını geçirmiş, her ne pahasına olursa olsun bekçilik yaparken yuvalarına; kafayı sıyırtıyorlar galiba.
Toplu bir histeri haline esir düştü dünya. Herkes iştahlı bir itirafçı.
Herkes, 'nerde bir itiraf programı yakalasam da, dökülüp saçılsam'ın peşinde.
Acayip bir boşalma hali.
Şarul şurul hepimizin önünde kaplarından boşalıyorlar.
Her nevi sıvıyı çıkararak.
Ama asıl hazin olan sanırım şu: Dolduklarını görmedik ki. Dolu hallerine şahit olmadık ki tam olarak. Ne zaman neyle doluydular ki, şimdi boşalıyorlar?
Galiba onlar da sinsice bunu biliyorlar.
Bu boşalma anları 'sanki', 'bir zamanlar' 'geçmişte' DOLU olduklarına dair bir ilüzyonu onlara yaşatmak için tasarlanılıp bunca heyecan ve arzuyla uygulanıyor.
Doluymuşlar bir zamanlar.
Hisleri varmış. Aşkları varmış.
Evlilikleri. Kendilerine saygıları.
Varmış. Gibi yapıyorlar.
Yitirirken bunları MIŞ GİBİ'yi tadıyorlar. Bir zamanlar. MIŞ GİBİ.