Kadın işbirlikçiler işşş başında

Bir arkadaşımız bir gün Avcı Bir Adam'la çıkmaya başladı diye, avlanmaya başladı.</br>Resmen.

Bir arkadaşımız bir gün Avcı Bir Adam'la çıkmaya başladı diye, avlanmaya başladı.
Resmen.
Adamla ava çıkıyor; sülün, tavşan, geyik- ne avlıyorsa artık avcılar, o da avlıyor, ya da avlar gibi yapıyor. Tam teçhizat.
Sonra dönüyorlar 'avdan'. Maksat, sevgiliyi bu muhteşem hobisinde yalnız bırakmamak.
Kadınlarda bu his çok güçlü: Avcıyla avcı, Fenerbahçeliyle Fenerbahçeli oluyorlar.
Adamın diyelim 'avcı' olmasına neden olan bir öyküsü var. Küçükken dayısıyla avlanırmış. Dayısını çok severmiş. Kan kokusuna alışmış küçükken. Bağımlı olmuş. Ölü hayvanların kafalarını duvarlarına asıyormuş, postlarını (derilerini yani) ayağının altına seriyormuş. 'İyi' hissediyormuş kendini ölü hayvanların arasında.
Peki, kadının öyküsü ne?
Ki, çocukken başına bir şey geldi de öldürmeye alıştı diye adamı mazur göremem, bağışlayamam, hoşgörülü psikolog gözleriyle izleyemem. Ama öyküsü olan adam.
Kadının nesi var?
Kadın otuzunda, belki otuz beşinde adamla karşılaşıyor. Formatif yıllarında değil yani. Formatif yıllarında ama kendi babasıyla karşılaşmış. Annesi üstünden, ya da tek kız çocuğu başına, ne pahasına olursa olsun erkeği hoş tutmayı öğrenmiş.
Adam hasta Fenerbahçeliyse hasta Fenerbahçeli gibi hop oturup hop kalkarak maç izlemeyi, adam avcıysa gidip doğal ortamlarında yaşayan hayvanları 'temizlemeyi', adam sapık katil ise ona yardımcı olmayı öğrenmiş.
Önemli olan adamla birlikte olmak. Bu esnada da gaz gibi, adamı da bir şişe olarak düşünün, o şişenin şeklini almak. Kadın, gaz gibi olmalı yani: Erkeğinin şeklini almalı. İşbirlikçi olmalı. Adamın en yakın işbirlikçisi olmalı.
İngiltere'de Fred ve Rosemary West çiftinde bunu en dehşet verici ucunda görmüşüzdür. Rosemary West, küçük yaşta karşısına çıkan ve bu Gaz Kadını istediği gibi şekillendiren kocası uğruna, sonsuz bir refakat şehvetiyle yani, hem evlerine sığınan nice kız ve oğlan çocuğu öldürür, öldürtür; hem de hayatlarının mide bulandırıcı bir cinsel orji şeklinde cereyan etmesini temin eder.
Fred West sakattır, sakatlanmıştır; kendi çocukları dahil, eline (evine) geçirdiği çocukları aylarca/yıllarca taciz eder, işkence eder, canı isteyince de öldürür.
Öyküsünü Fred West'in yaşam öyküsüne bitiştirmiş olan Rosemary West, kocası ne isterse yapar, kendi çocuklarının işkence görmesine/öldürülmesine göz yummak/yardımcı olmak/nerdeyse zevklenmek dahil.
Moor Cinayetlerindeki Myra Hindley de öyle: sevdiği adam için sapık bir katile dönüşür. Onunla birlikte 'avlanır'. Oğlan çocuklarını arabalarına alır, akıl almaz işkencelerden sonra birlikte öldürürler. Ya da sevgilisi öldürür, Myra izler.
Zaten bu adamların onları izleyen bir çift göze de fena halde ihtiyaçları vardır. İzleyen ve takdir eden. Tasdik eden. Takdis eden. Ne güzel!
Yakalandıktan sonra Fred West hapishanede intihar eder. Daha önce de söylediğim gibi, öyküsü olan sapık katil adamdır.
Adam öyküsünün sonuna dayanamaz, nihayetlendirir.
Rosemary West, aynen Myra Hindley gibi hapishanede yaşar da yaşar. Onlar eşlikçidir. Onlar için hiçbir şey fark etmez. Yaşamaya devam ederler. Yeni şişelerinde.
Rosemary West'in tahliyesi söz konusu edildiğinde İngiltere'de yer yerinden oynamıştı.
İngiliz bir kavramsal sanatçı, kana bulanmış küçük çocuk ellerinden bir Myra Hindley portresi yaptığında da öyle.
İnsanlar hop oturup hop kalktılar. İşbirlikçi kadınlar hayattaydılar. Hiçbir şey (muhtemelen) hissetmiyorlardı.
Hiçbir suçluluk, acı, vicdan azabı.
İşbirlikçilerden korkuyorum. Suçu işleyenlerden daha çok. İşbirlikçilerden.
Zira onlar gaz gibi. Onların tek arzusu 'birlikte' olmak. Kalabalık olmak.
Kalabalık oluşturmak.
Kadınların işbirlikçi olmaya (tamam; sosyolojik, psikolojik, genetik nedenlerle de) yatkınlığından hem korkuyorum, hem utanıyorum.
'Bizi onlardan koru!'- dua bu.