Karşılaştırmalı analiz: Armağan Çağlayan Versus Oray Eğin

Şööle 1 medya âdeti var: yani İlkmedyalar Kompozisyon Kolu âdeti. Birilerini (özellikle birbirini) sürekli görmezden geleceksin. Okumazdan/ mühimsemezden geleceksin ki, onu 'var' etmeyesin.

Şööle 1 medya âdeti var: yani İlkmedyalar Kompozisyon Kolu âdeti. Birilerini (özellikle birbirini) sürekli görmezden geleceksin. Okumazdan/mühimsemezden geleceksin ki, onu 'var' etmeyesin. Aman senin reytingin/saygınlığın/mevkiin/yerin 1 Takım Medya'da çok çok güzide, karşındaki de 'trash' (pislik), sanki! Böyle bir varsaylamaca; demode mi pase bi adet ki, geçenlerde köşesinde pek de güzel işle(t)mişti mevzuu Kerata Kerata Engin Ardıç.
Bi köşecimiz ondan 'kuş' diye söz etmiş ismini cismini vermek yerine. O da 'İlkokulda Enginar derlerdi'- wwhahahahaaa (kötü adam kahkahası.) 'Sen de öyle de, istersen,' yapıyor. Beğeniyoruz maalesef bazı bazı yazılarını. Bi kere iyi yazıyor. (Sezar'ın hakkı Enginar'a- kihkohkoh: mazbut kadın kahkahası.)
Oray Eğin özellikle medyalamamız mevzularına 1 ham çökelek gibi çöktüğünden, kalem de maaşallah 46 numero pabuç gibi ve fakat birtakım Rol Modeli Ağbilerinin terini kurutup tavuskuşu yelpazesiyle yelpazelemeden de çıkıp gitmez hiçbir 'ağır elleştiri' yazısının çerçevesinden, idareci
ve hesaplı kitaplı saldırganlıkta bir kardeşimizdir yani.
Zeki bir genç olarak 'kulakdolmacı' bir biçimde siyasetten anlar gibi numerolasa da, ideolojik bir belkemiği olmamasının medusalığından da feci şekilde mustarip olabiliyor- şudur da budur yani. (Yazıları ayrı bir
analizlemeyi hak etmektedir- geçiştirmeyelim.)
Ama kalkıp onun 'Şarkı Söylemek Lazım'daki cüriliğini görmezlikten gelmek, en hafif tanımıyla ilahiyatsızlık olur. Hele bu pazar gecesi üstüne üstüne
'Halk Takımı' tarafından püskürtülenlerden sonra.
'Kendi düşen ağlamaz', 'Şeytan azapta gerek', 'There is no rest 4 the wicked' oluyorsun, olduk yani halk cüriliğine sıvanması üstüne. Ama Sezar'ın hakkı (ne hakmış bu Sezar'ınki de ver ver, bitmiyor) Sezar'a: Oray cüri olmasa, o yarışma da nah! seyredilir, nah! çekilir nanedir. Ne aciiip 1 cüri çatmışlar; bütün sevgi dolu meczuplar, iddiacı sosyolar, cansıkıcı teyzeler orada.
Oray Eğin gıcıklanmasa, sokuşturmasa, vurup vurup kaçmasa; çok açık seçik ifade ediyorum Show TV yetkilileri! o yarışmanın seyredilir bir hali yok. Yalnızca: 'Kırpılmış Yıldızlar Çiftliği' (Nitekim 'Profesyonel'in hezimeti ortada, cürisi sayesinde.)
İlk hafta derhal bizimkisi göze girdi: Yani halkın gözünden düş, düş, düş- nereye kadar? Bu hafta, Hazım Körmükçü ile Hilal Özdemir 1 halk isyanı başlattılar sosyal biçerikli karı kocayız/memur çocuğuyuz/varoşların sesine kulak veren asil yarışmacılarız ayağına- Hakikaten berbattılar! İnci Teyze de bu tribün triplerinden etkilenip puanlarını artırmaya kalkar 'Bir ilk' olaraktan. Filan felan.
Ayrıca Metin Oralet'e (wwhahahaha!) çıkıp birinin sesinin ve giyim anlayışının 1 felaket olduğunu ilan etmesi gerekiyordu. Erol Büyükburç bir sevgi simsarı ve 9, 10 numaralama hastası olarak takıldığına ve diğerleri de beğeni, sevgi, takdir, sıkıntı böcükleri- E, bu iş de Oray'a düştü.
O da zaten 'iş başa düştü' edalarında kötüçocuk kötüçocuk ve de Lorel Hardi tonlamasında mütemadiyen. Patinaj yapa yapa Türkçe konuşuyor. İşinin 'kavga etmek' ve 'vasatla savaşmak' olduğunu açıkladı da: Bu kadar vasat ortamlarda bilmem gazası ne kadar mübarek olabilecek?
Serap Ezgü de bilenmiş bilenmiş (oysa neşeli, hop tirininaynam 1 hanımmış. Çok sevdim ben neşesini) patladı Oray'a. "Armağan Çağlayan olmayı aklınıza koymuşsunuz! Reyting peşindesiniz! Yakaladım kulağınızdan!"
Tabii Armağan Çağlayan'dan beri herkese sokuşturan, neşeli kişi kontenjanı var cürilerin. Ve fakat Çağlayan 'Kasabanın İntikamı' ise Eğin 'Elm Sokağı Kâbusu'dur. Yani biri ne kadar alaturka ise diğeri o denli kökü dışarda. Bu nedenle de 'Türk Halkının En Nefret Ettiği Beğeni Objesi' olma hususunda Çağlayan'ın ne kadar avantajlı olduğunu sayıp dökmeye kalemler yetmez.
Bir kere: AĞLAR! Evet, bu çok mühim. Hem sokuşturur Çarrlayan; hem de 1 yaralı ceylan, kırık bacaklı balerin, deniz kenarında dolaşan yalnız çocuktur. Rayların etrafında tek başına yürür, ağlar, içlenir, yemin eder: Kasabadan intikamını şan, şöhret ve paraya kavuşarak alacaktır. Ona tapınan/asılan/sarkıntılığa doymayan kadınlardan DA annesinin ve annesinden (bakın, bu ikilem çok mühim) intikamını alacaktır! Türk filmlerinden ezbere bildiğimiz Ezilenin İntikamı'dır. Bir klişedir. Aşinalıktır.
Bu yüzden ne kadar yılanlaşsa da; ağlama ve ansızın çıkıp göbek atma kapasitesiyle Çağlayan, Türk Halkı'na Seda Sayan kadar yakındır.
Sosyal biçeriği; yardımlaşmanın, helalleşmenin, önce küsüp barışıp sonra öpüşüp koklaşmanın önemini asla inkâr etmez.
Ve istese de, istemese de bi iyi aile/müdüranım çocuğu olarak haykırır: (BU haykırışıyla da tamamen malı götürür zaten.) Varlığım Türk varlığına ARMAĞAN olsun!
Eğin ise Amerika'da geçirilen çocukluk günlerinin tamamen etkisi altındadır. Çarrrlayan'a kıyasla çok daha kontrollü bir teşhircidir. Ayrıca ne 'Babam Alzheimerlı' diye şakır şukur ağlaması, ne de kalkıp şakkada şukkada göbek atması mümkünat dahilindedir. Halkıyla bir eşitlenme de sağlayamayacaktır, rezil olma kapasitesiyle bir özdeşleşme de.
Bu nedenle daima 'yabancı'lanacak, kadınıyla/erkeğiyle herkesi yalnızca kıl etmekle kalacak, programın tüm albenisini 'single handedly' oluşturduğu halde, muhtelif halk isyanlarına 'sahne/vesile' olarak kendini beyhude harcayacaktır.
Ya da harcamayacaktır.
Ün ise ün! E, az çok para da kazanıyordur. Siyah takım elbiselerini (ki, çok da yakışıyorlar) birileri temin ediyordur.
Armağan Çağlayan; tamam, halkın bir numerolu gıcık prensi, şımarık prensesi. Prodüktör/yönetici kişi olmanın avantajıyla kendi sarayının koridorlarında azıtıp cozutmakta üstelik. 'Kast'ı bile, o kast ediyor. Ama
Oray Eğin de, o programı ve Allah için pazar akşamlarımızı, yalnız ve kaygısız 1 şövalye çocuk gibi kurtarıyor.
Zırhını deldirmemesini temenni ediyorum. Üşür sonra.