Kışşşşşşş havadisleri

'Kar daha da hızlandı, artık uyansan ne olur. </br>Peki ama kim silecek bu yaraları?'</br>Ayağını uzun ve kandırıcı zamanlar boyunca sürüdü, sürüdü.

'Kar daha da hızlandı, artık uyansan ne olur.
Peki ama kim silecek bu yaraları?'
Ayağını uzun ve kandırıcı zamanlar boyunca sürüdü, sürüdü.
Bir sürü 'pastırma yazı' geldi, gitti.
(Bu 'pastırma yazı' lafının tuhaflığının da üstesinden gelmek kolay değil. Hoş ne kolay ki, 'böylesi bir zamanda?' Sonunda işte, ne biçim keskin bir soğuk devşirmekteymiş arka bahçesinde.
Hazırlanmış sıkı sıkı. Gizli gizli.
Zehir zemberek bir soğukla dayandı. Kış, kapıya.
Hoş havalarla bizi kandırdığı zamanlarda bile, hani bu kış hiç soğuk yapmayacakmış, iyiymiş/hoşmuş, mazlummuş, uyukluyormuş, yani KIŞ değilmiş tam da, olmasa da olurmuş, öyle sürüklenen bir sonbaharla idare ettirebilirmiş yaptığı zamanlarda dahi.
Lamı cimi yoktu işte. Kasım ayıyla birlikte, ekimin yüzünü göstermesiyle belki de, Kış Depresyonu araladığı kapıdan yüzünü şöyle bir gösterip geri çekilmişti.
'Burdayım haa! Kışı bensiz atlatamazsın. Yılı bensiz atlatamazsın! Beni yok sayamazsın ey gafil' demişti.
Hakkını yemeyelim. Demişti yani.
Zira, onsuz kalalım istemez. Öyle havalarda bir yerde. Gerzek gerzek. Uçuşarak.
Hayatın manasını unutarak.
'Hayatın manası' direkt acıyla ilgili zira. ANGST'la.
Ben niye peki doğru dürüst felsefe bilmiyorum?
ANGST'ı bir baştan bir başa duyabilmek, doğru dürüst felsefe bilmemeyi telafi edebilir mi?
Ne neyi TELAFİ ediyor ki?
Hiçbir şey, hiçbir şeyi telafi etmiyor, edemiyor.
İnsan büyüdükçe, yaşlandıkça, yaş aldıkça; 'telafi' denilen o teselli adasının hakiki insan okyanuslarında var olmayan bir ada olduğunu anlayıp çok kötü oluyor. Çok çok kötü oluyor.
Demek TELAFİ diye bir yer yokmuş. Öyle bir alan, öyle bir ertelenmiş teselli hali-
Hayır yokmuş işte. Vardı sandığımız çocukluk topraklarından uzaklaştıkça, hiçbir şeyi telafi etmek mümkün değil.
Geriye dönük bir yara sarma eylemi.
Baştan alma.
Dönüp olmamış gibi yapma.
Olanı oldurmama.
Olanın olmuşluğuna rağmen, onu yeniden yaratma, iyi etme yani, sanki olan kötülükler nedensizmiş gibi -
Hayır! Hiçbir şey boşuna değil.
Bu makineyi geri saramazsın. Onun için de 'telafi' diye bir şey yok.
Her an kendi içinde donup kalıyor zira. Bir kalıp buz gibi.
Her buz kalıbının içinde donan 'şey' o ana ait. Her fosil, o yüzyılın, o anın yani fosili.
Sonra Kış Depresyonu önce tüllerini oynatınca önünde, aklına ilk olarak en son Kış Depresyonun geliyor ister istemez, zira en tazesi o.
Hayır oluyorsun. Böyle hep bir tepişken ümitkârlıkla.
'O kadar kötüsü olamaz. O denli kötü bir Kış Depresyonu gelip yerleşemez yeniden dallarıma.'
Bırrrr oluyorsun. Son kışın son depresyonunun anılarının canlılığının hiç de farkında değildin.
Ama aynı soğuklar çıkınca ortaya, aynı HAVA a! baktın belki de takvimdeki sayılarla alakalı,
a baktın! sayılar gelince, yani hava koşulları değil demek ki, pastırma yazı mazı da olsa, içindeki depresyon kuşlarının bir gizli saati var, karanlıklarından bir yerlerden tepene doğru kanat çırpmaya başlıyorlar.
Kafanı kaplıyorlar. Ruhunu basıyorlar.
Kara ya da mor olabilir kanatları.
Sen bilirsin istersen limon sarısı olsun ya da güzelim bir küf yeşili.
Sonnn depresyonunun tahribatları, üstesinden gelinmezliği, bastırması bastırması abanıyor ruhuna.
Oysa nasıl da -her defasında, her defasında- kurtulduğunu sanmıştın ondan sonsuza dek: Yaz Hülyaları. Yaz Saçmalıkları.
Ama depresyonun kandırıcı tahribatı bu: Geldiğinde hiç gitmeyeceğini sanıyorsun.
Gittiğinde de hiç gelmeyeceğini.
Geldiğinde sırf sana musallat olduğunu düşünüyorsun.
Gittiğinde, herkese musallat olabileceğini.
Uyku için çok müsait topraklar. Uyumak hem iyi: o uzun, uzun, bitmek bilmez kış uykuları. Hem de kötü: Uyandığında kalan o güdük zamanla NE? NE? NE? yapabilirsin ki.
Uykuların ve depresyonların soğukları!
Madem geldin, kurul şöyle baş köşeme. Seni kovamadığıma göre, iyi kötü ağırlayayım bari.
Katlanayım sana.
Sen beni katlarken kendine.
Dürerken bir güzel. Sıkıntı yorganına.