Korkma! Sönmez BU ocak!

Yaşar Büyükanıt'tan çok korkuyorum. Genelkurmay Başkanı olmadan önce de şahin çıkışları vardı.

Yaşar Büyükanıt'tan çok korkuyorum. Genelkurmay Başkanı olmadan önce de şahin çıkışları vardı. Ne denli 'iddialı' 1 Genelkurmay Başkanı (ve 'iddiacı' tabii ki) kesileceğini başımıza, her haliyle her şekliyle müjdeliyordu.
Ama 12 Nisan konuşması, hani İngilizce'de 'ominous' (meşum/uğursuz) denir, öyle bir konuşmaydı benim indimde.
Kimi köşe yazarları çok çok tatlılıklar/güzellikler/böyle pozitif vibrasyonlarıyla hayatın, sanki mütemadi bir sandalın üstündeler-
Çok çok 'hoş' yorumlarla yorganlamaya çalıştılar o konuşmanın vahametini.
E, zaten Genç Subaylar Rahatsız; Askeriyemiz Rusya'nın/Putin'in filan nasıl örnek alınası olduğunu keşfetmiş, birden anti-emperyalist filan kesildiler, dilerim artık o kadar yoğun silah alışlarını DA keserler ABD'den, AB'den-
Ama işte 27 Nisan e-mektubunu (Amerika'daki o askerci akademisyen: "Bu bir uyarıdır; muhtıra değil," diyor. Herhalde Türkçesi zayıf ya da anlayışı kıt.
Ben eli arttırıp "Bu son mektup koparacak/Yıllar süren hasretimi" diyorum.)
yollamak zorunda kaldılar.
Keşke ben de Murat Yetkin kadar Ankara işlerinde, Askeriye ilişkilerinde yetkin olsam.
Alışık olsam Askeriye'ye, Büyükanıt Paşa'nın mizah anlayışına filan Aslı Aydıntaşbaş kadar düşkün olsam.
Paşam bana da bakıp göz filan kırpsa. "Her şeyi söylemenin yeri ve zamanı vardır" dese.
Hani zaman ve yer üstüne, yeri ve zamanı geldikçe konuşmanın erdemi üstüne türlü çeşitli özz deyişi varmış Paşa'nın. Göz kırptı mı söylerken bi de, bilmiyorum. Ama bu özzlü sözünü söylemiş Murat Yetkin'e.
Hem de 'Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler' toplantısında yaptığı SAYFALARCA ve SAYFALARCA konuşmanın akabinde.
Mehmetçik Vakfı'nın yirmi beşinci yıl gecesinin ardından kısa konuşmuştu örneğin. Ve fakat taşı gediğine koyup kime vatansever denir, kime vatansevmez, vecizlemişti önümüze.
Yani Paşa sayfalarca ya da satırlarca, her okazyonda muhakkak konuşuyor. Demek ki mecbur kalıyor. Yer ve Zaman (2 sıkı dost) onu konuşmaya itiyor. Yoksa çok hassas demek konuşmak (konuşmamak) konusunda.
Şartlar müsait olsa hiç konuşmayacak. Ama içinde bulunduğumuz BU olağanüstü koşullarda-
Alabildiğine 'ketum' Büyükanıt diyelim. 4 Mayıs günkü gizli konuşmalarında Başbakan'la ne konuştukları hususunda ser verip sır vermiyor. (Başbakan da öyle.)
BU ne anlama geliyor? Konjonktür izin verse ya hiç konuşmayacak Büyükanıt ya da sır gibi saklayacak. Ama daha Genelkurmay Başkanı olmadan da uyarı sinyallerini vermeye başlamıştı.
Görevine başladı başlayalı dere tepe dümdüz konuşuyor.
Zira zorunda.
Ve hatta tam Erman Toroğlu'nun istediği gibi 'kodu mu oturtan' bir netlikle.
Maalesef bu veciz konuşmaların kadrini kıymetini bilmeyenler de var.
Hakkı Devrim dün çıkan satirik yazısında "Hilmi Özkök Paşa'yı özlemişim" yazarak, resmen ve alenen daha az ve daha sarih konuşan bir Genelkurmay Başkanı'na duyduğu hasreti belirtiyor.
Oysa ben bu denli yer ve zaman meraklısı/konuşmama taraflısı olmasına rağmen her fırsat ya da fırsatsızlıkta mütemadiyen konuşup posta koyan Büyükanıt Paşa'yı anlıyorum.
Ümit ederim o da beni anlar.
Bu memleket yıllarca Komünizm Paranoyasıyla, Bölücülük Paranoyasıyla, Şeriat Paranoyasıyla, Kürtçülük Paranoyasıyla idare edildi. Bastırıldı, ezildi demokrasimiz. Bi nevi zeytin ezmesi gibi, ezme demokrasi.
Benim diyelim Darbe Korkum var. Ve bu 1 'paranoya' değil de 'korku'. Elle tutulur, gözle görülür 1 şey.
Zira diğerleri bir 'hedef', bir 'utku', bir 'vesile', bir 'sindirme aracı'.
Gerçekleşmediler. Gerçekleşmeyecekler de. Ben buna inanıyorum.
Ama darbeler? Onlar habire oluyorlar. 'Postmodern' tipiyle, 'e-muhtıra' tipiyle. Ya da daha bariz tip ve modellerle habire oluyorlar. Habire darbeleniyoruz. (Şoklanmış balıklar gibi.)
Dolayısıyla Darbe Kokusu, 'paranoya' kelimesindeki gibi bir akıldışılığa işaret etmiyor.
Habire başına gelen bir şeyden korkmaya işaret ediyor. Çok realist 1 korku yani.
Şimdi bu toplantıyı fırsat bilip (yani mecbur kaldığı için) 12 Nisan konuşmasında 'Sınır ötesi harekâtın YARARLI olacağını' söylemiş bulunan Genelkurmay Başkanımız eli artırıyor ve 1 Politik Hedef istiyor hükümetimizden.
"Bana politik 1 hedef ver, sana dünyaları vereyim" diyor kısacası.
Ben bunu "Başımızı öyle 1 belaya sokayım ki 'yararlı' Kuzey Irak harekâtımla filan, öyle bir pozisyona itilelim ki-" diye okuyorum.
Ve çok korkuyorum hakçası.
Hem yeri ve zamanı gelmedikçe asla ve kat'a konuşmayan Büyükanıt Paşa'dan hem de Cumhuriyet değerlerine 'uygun' bir cumhurbaşkanı seçememe ihtimali yüzünden bir darbeyi ziyadesiyle hak edebilecek halkımızdan!
Darbe korkusu BU dağları bekliyor sabah akşam.