Kürkçü Dükkânı(m)

Heyecan ve coşkuyla uyandım.</br>Evet! Sabah daha çok erkendi. Ama piano çaldım derkendi.</br>Pardon! girer girmez şaka yapmayacaktım.

Heyecan ve coşkuyla uyandım.
Evet! Sabah daha çok erkendi. Ama piano çaldım derkendi.
Pardon! girer girmez şaka yapmayacaktım. Artık daha Romontik (gençken öyle derdi Büyüyemeyen Emrah o meşum kelimeye) 1 İsyankâr olacaktım.
Hani ilkokula başlayacağı gün rugan pabuçlarını yastığının altına saklayan çocuk, misali.
O çocuk kimdi Sn. Cerrah? Sizde herrr sorunun cevabı olduğu gibi, eminim BU sorunun da vardır. (Bıyıklarınıza da çok iyi bakıyorsunuz, bu arada.)
Her neyse; ilkokula başlarken ne korkmuş, ne heyecanlanmış, ne de yukardaki: Rugan Pabuçlarım Yastığımın Altında/Erguvan Yelleri Küçücükten Bahtımda! hadisesi sevgili (d)okur.
Şimdi (ki hakikaten erken uyandım, dönüş yazımı yazmaya) hakikatlere tornistan edelim.
Şöyle cereyan etti ki, başlığa bağlamadaki maharetime şaşakalacaksınız.
İsmet'le (Berkan, oluyorlar) sıcak bir kış günü yemek yerken (zira havaların içine etmiştik dünya halkları olarak; ama birinciliği Türkler'e vermişlerdi) benim dönüşümü kesinleştirdik. (Bütün balıklar hızla tükeniyorlardı/Birinciliği sarıkanata verdiler. Kalkana da mansiyon.) Sonra da İsmet (Genel Yayın Yönetmeni olanı) "Eski filmini oynatırız" dedi. (Dönüşümü muştulatmak üzere.)
Evet Allahtan, beş yılda bir gidip dönüyordum. Bu yüzden Dönüş Filmim hazırdı.
Ve Allahtan, geceleri konserve kutusu şeklinde bi buzdolabında, pardon oksijen çadırında uyuduğum için tipim hiç mi hiç değişmiyordu. 5 yıl sonra da bu filmi oynatabilirdik, 10 yıl sonra da. Nasıl Ajda her an/her zaman Ajda ise, ben de bendenizdim. (Pardon o başka 1 şarkıcıydı. Peki ben kimdim?)
"Peki İsmet, şu film önerime ne dersin?" dedim. (Burda üslup, aşırı 'okura demokratlıktan' kırılan Özkök'e vurur.)
Animasyon: Tilki gider, dolaşır dolaşır dolaşır. Sonunda neon tabelası yanıp sönmekte olan dükkândan içeri girer.
Slogan ve logo belirir. (Hangisi nedir bilmiyorum; ama fiii tarihinde reklamcılık yaptığım için her senaryonun sonuna bu lafın eklemlenmesi gerektiğini biliyorum.) RADİKAL
Dış Ses: "Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer, kürkçü dükkânıdır."
Ki, dönüşüm şerefine Okan Bayülgen olsun, Sinan Cihangir, pardon Çetin olsun eminim seve seve sırf hatır için (memleketin namlı)
dış ses'lerlerdi dönüş filmimi, beni çok çok beğendikleri için. (Dönüş dönüş şöyle bi gönül alıcı cinsinden olalım. Şak diye arada kırgınlık(lar) halesi, pardon haresi, pardon lalesi belirmesin yani- diyorum.)
Ki bu laf, bu artık her kim saçtıysa ATA (S)ÖZÜ hazindir yani. Yıllardır üstüne düşünüp düşünüp içinden çıkamadığım bi laftır.

  • Tilki niye dönüp dolaşmaktadır?
  • Canı mı sıkılmaktadır? Ne derdi vardır?
  • Niye dönüp dolaşıp Kürkçü Dükkânı'na dönmektedir?
  • Bu ne anlama gelmektedir?
  • Tilki orda tezgâhtarlık yapamayacağına göre, ne halt etmektedir?
    Sorular nice nice (Fransa'nın şirin bir kenti Hakkı bey) sevgili (d)okur. Zira Tilki'nin kürkçü dükkânındaki akıbeti, affedersiniz ama yalnızca 1 kürk olarak olur.
    Hani ben küçükken vizon (Semra Özal'la birlikte 'vizyon' denilir oldu) bilemedin(iz) astragan alamayan kadınlar gider bir tavşan alırdı, bir tilki alırdı. (Yani onlarcasının ölüsünü geçiriverirlerdi jaket/palto filan diye üstlerine.)
    Dolayısıyla yalnız dolaştığını bildiğimiz Tilki (ki tilkiler yalnız, kurtlar sürüyle dolaşırlar) ve hatta bütün kurnazlığına, 40 kuyruğuna rağmen Tilkicik (burda tilkiye biraz sevgi+şefkat lütfen) NEDEN kürkçü dükkânına dönmektedir?
    Mc Donald's'ı bombalasa da, pardon orda çalışsa da, beraat etse, pardon istifa etse, sonra da mahkeme giriş çıkışlarında, pardon işe gidip gelirken, polis ağbileri nezdinde ona buna tehditler savursa- olmaz mı? Pardon o kurttu. Tilki, bambaşka 1 âlemin kişisi: Yalnız Tilki.
    A! bu arada Kurtlar Vadisi'yle ilgili yazıma tahammül edemeyen Kurtlar Vadisi Takımı (o kutsal, o tatlı şahsiyetler) daha bu hafta avukatlarına "Cezalandırılmasını istiyoruz" dedirtip hapse atılmamı talep ettiler.
    Çok alınmışlar, çoook.
    Daha bu perşembe beraat ettim. Ama 2 yazım nedeniyle (Kurtlar Vadisi'yle âlâkalı) 16 yıl içerde yatmamı istemişti, çok saygın bir bilirkadın, pardon bilirkişi raporu filan da elde ederek Sn. Türkiye Cumhuriyetinin Bir Savcısı.
    16 yıl!!!
    Yani böylesine güzellikler, iyilikler, doğruluklar ülkesinde yaşıyoruz sevgili (d)okur. Kurtlar Vadisi'ni kalemleyen, yapımcılayan, oynayan (Küçük Kurt da okuldan gelmiş.
    "Hani bana? Hani bana?" demiş) Zarif Ruhlar çok alınıyorlar ama çok; bi köşe yazarı onları eleştirince. Ve hatta kendilerini 'hakarete uğramış' hissediyorlar.
    Neresinden yaksan dokunaklı tabii ki!
    Kraliçe Elizabeth (sanırsam Charles'la Diana'nın ayrıldığı yıldı) o yılın bitme konuşmasında 'anne horribilis' mi ne, Latincesi beni aşar şimdi, "It was a horrible, horrible year" anlamına gelen bi laf kullanmıştı.
    2006 da: mahkemelen, mahkemelen; bi kere de O Malum Takım mahkemeni bassın, benim için korkunç bir yıl oldu sevgili (d)okur. Berbat geçti!
    Böyle, arkadaşlarıma da bakıyorum, hani 2006 felâket geçmiş ya, 2007 iyi olacaktır, 7 uğurlu bi rakkamdır, filandır felandır derken-
    Hrant Dink öldürüldü! O şahane insan. Ve işte onun katili olan doldurulmuş işsiz veletle sıra sıra fotoğraflar çektiren Türkiye Cumhuriyeti jandarması mı istersin, polisi mi? Dizi dizi. (Dizi olarak da oynatılıyorlar.)
    Ben bunların bu çocuğa duydukları hayranlıktan, çocuğun Türk bayrağı önünde ("Vatan toprağı kutsaldır. Kaderine terk edilemez" yazısını da mevzilendiriyorlar hani arkasında, çıksın diye) tek kaşını kaldırıp filan, mağrur mağrur poz vermesinden 'güvenlikçi' ağbileriyle-
    Daha karanlık, daha iç karartıcı bi tablo düşünemiyorum. Ama sağolsunlar jandarmamız olsun, polisimiz olsun düşünüyorlar bizim için.
    Hiç boş durmuyorlar. Çektiriveriyorlar.
    Bıyıklarına Çok İyi Baktığını Müşahede Ettiğimiz Cerrah mesela, cemaat lincinin hemen akabinde nasıl da atik ve atılgan "Başını vura vura (kendi) kendini öldürmüş" vesaire demişti.
    Cerrah'ın olsun, Aksu'nun olsun, 301 Çiçek'in olsun görevlerinden alınmamış olmaları, hem yani Sn. Başbakanımız'ın nasıl da bildiğini okuduğu, inadım inat olduğu KAMU OYU'nu kaale almadığı konusunda bir gösterge, hem de gelecek günlerimizin ne minvalde cereyan edeceği konusunda bir teminattır.
    2007 konusunda ne kadar ümitkâr olsak bu ortamlamada azdır, az gelir, artanlarla başka ülkelere de rezalet ihraç edebiliriz yani.
    Oysa şöyle ekler tadında (Divan'da çok güzel yapıp satıyorlar Hakkı bey) bir yazı olsun, pazarpazar gönüller neşeyle dolsun istemiştim valla da billa da.
    Hrant Dink'in ölümünden 1. derecede sorumlu bulduğum (ve üstüne hiçbir şey alınmayarak: Özeleştiri Çin'de 1 Dağ Köyünün Adıdır- misali) tam yol 'yoluna' devam etmekte olan 1 Takım Medya'ya hiç girmedim, girmiyorum. O alinazik mevzuya pazarpazar/ilkyazıilkyazı mesela.
    Ama "Ağbi yaa, ne bu gidip gidip dönüyosun" diyenleriniz olacak ise (ki eminim vardır) "Bunu yalnızca takdirlerinize şayanlıyorum ağbilerim/ablalarım" olacaktır cevabım. (Burdaki 'şayanlıyorum' da kelime topaçlıyoruz Hakkı bey.)
  • Herhalde Allahın sıkıntılı bi kuluyum.
  • Ama Sıkıntı Pratiğim zayıf ve bi türlü güçlenemiyor olsa gerek.
  • Zira herkes acayip sıkılıyor, ama kimse hiçbir yerden çekip gitmiyor.
  • Aksine yapışıyor da yapışıyor.
  • Netice: Sıkıntılı Yapışkan bi durum.
  • Çok yaygın. Çok dayanışmacı. Çok beğeniyor(lar) durumlarını yani.
    Memlekette o kadar çok köşeci var ki.
    Zaten başlayan 50-60 yıl sürdürüyor. Ara da vermiyorlar. Deniz kenarından, kamaradan filan bildiriyorlar sevgili okurlarına "Azıcık müsaade- 18 yıldır hiç tatil yapmadım" ayağına, habire dolandıkları (iç) tatil kasabalarından.
    Yani diyorum ki: tuhaf olan benim gidip gidip dönmem değil ey (d)okur!
    Tuhaf olan: onların hiçbir yere ayrılmıyor/ayrılamıyor olması.
    Ertuğrul Özkök'ten sonra ennn beğendiğim köşe(cik) yazarı: Gülben Ergen mesela.
    Karnı burnunda o muhteşem sesi ve kocasıyla konserlemekle kalmadı, hop takım elbiseli göbek fora/Nihat Odabaşı fotoğrafları doğuma beş kala, küt Atlas bebeyle nasıl da mutluyum, hadi bize orman bağışlayın kumpanyaları Nihat Odabaşı'nın kaleminden pardon bol paintbrush'lı objektifinden.
    Ama Çalışkan Kız internet sitesini bi saniye bile kompozisyon ödevsiz komuyor.
    Allah Türk Basmacılığı'ndan razı olsun, onlar da siteden alıp alıştırıp karşımıza koyu koyuveriyorlar magazin sayfalamalarında.
    "8 saat sürdü büyük mücadele, kavuşabilmenin dualı mücadelesi... Niçin sezaryen olmadın diyenlerle doluydu her yer, ben istedim hissetmeyi an be an, ayık olmayı, yaşamayı, acıysa adı... Acımayı... 13:45'te ağlamaktan şişmiş gözlerim oğlumu gördü...
    Sol omzum kutsal oldu, her yer mis koktu."
    Yazmış mesela geçenlerde. Türk Basmacılığı alıntılamış. Ben de üşenmedim etmedim, sizlere naklettim.
    (Küçük Kurt da okuldan gelmiş: Hani bana? Hani bana? demiş)
    Ki, 3 noktanın yetersiz kalıp 4 noktanın filan ancak yeteceği bir yetenek duygulanmasının karşısındayız ki burada; bu samimiyeti bir de özellikle Özzzelleştiri yaparken Sn. Özkök'te buluyorum. Görüyorum. Vini. Vici. Arriva derci.
    Niye girersin bilmediğin Latince tarlalara? Diyerek size seslenmeden bitiremiyorum Ey bilgican! Ey okur! Ey kabahat! Ey kanepe! künefe! Ey! Ey!
    Hoşbulduk.