Kurtçuk

Geçenlerde Türker Alkan benim, köşelerinde habire fıkra yazanlarla dalga geçmişliğime göndermede bulunarak, kendisinin yeri ve zamanı gelince fıkra yazmaktan hoşlandığını...

Geçenlerde Türker Alkan benim, köşelerinde habire fıkra yazanlarla dalga geçmişliğime göndermede bulunarak, kendisinin yeri ve zamanı gelince fıkra yazmaktan hoşlandığını, hatta eski güzel günlerde köşe yazarlarına 'fıkra yazarı' dendiğini filan -hoş bir yazıydı- yazmıştı.
Türker Alkan'ın sözünü ettiği yazımda ise, Emin Çölaşan'ın tatile çıkma yazısından söz ediliyordu. Türkiye'yi Kurtaran Adam, tatile çıkarken öyle 'iki şık şık bir pık pık'çılardan olmadığını (tık tık'dı galiba); aşırı çalıştığı, misafirlerini ağırladığı ve fakslarını okuduğu için, kendinin bir değil, iki değil, üç hafta tatili hak ettiğini iddia ediyordu.
Bu arada Allah razı olsun, birileri Dünyayı Kurtaran Adam İki'yi çekmeye hazırlanıyorlar. Başrolü tabii ki -ve binlerce şükür/şükran- Cüneyt Arkın oynayacakmış.
Altmış yaşındaki Arkın'a (saçları Persilmatik beyazı, gömleğinin bluzanlığı göbeğini gizleyemiyor) dövüş sahnelerinin filan altından kalkıp kalkamayacağını soruyor atv muhabiri.
O da: 'Evellallah, yaparız hepsini' deyip o müstehzi gülümsemesiyle iki-iki buçuk karate numarası çekiyor bizlere.
Cüneyt Arkın, Ediz Hun gibi güzel yaşlandı. Ve de otomobil camı boyutlarındaki gözlüklerini takmadığı zamanlarda insan 'İşte ne yakışıklı, yaşlanmış bir adam' oluyor. Kendisine saygımız sonsuzdur.
ANCAK ahir zaman mahsulü iki Türk gencinin bu projesi ilkinin o doyumsuz kıvamını tutturabilecek mi? Zira Cüneyt Arkın yalnızca oynamıyordu o kült filmde, senaryo da onundu.
Mülakat sırasında yine o az sesli kahkahaları eşliğinde: "Dünya bu filmi anlayamadı" diyordu. New York'taki sinema okulları filan. Hakikaten evrenin tüm sinema âlimleri, Dünyayı Kurtaran Adam'ın kuyuya attığı taşları çıkaramaz, çıkaramadı.
Gülerek yine tabii: "Dünyayı Kurtaran Adam dünyayı kurtardı; ama yapımcısını batırdı" diyor eşsiz bir muhayyilenin Cüneyt'i, Arkın'ı.
Neyse Türkiye'yi Kurtaran Adam, TATİLDEN DÖNÜŞ yazısında da, çok güldürdü beni.
Bu sefer de zira 'Diğer köşeciler öyle uzun uzun tatile çıkamazlar değerli okurlarım' yollu bir şey yazmış. 'Zira bunlar unutulurlar, yerlerini bırakamazlar.'
Hakikaten öyle.
Dünyayı Kurtaran Adam nasıl unutulmadıysa, unutulamıyorsa, üstesinden gelinemiyorsa; Türkiye'yi Kurtaran Adam da öyle. Türkiye Cumhuriyeti köşeciliği üstündeki etkilerinin üstesinden gelinemeyecektir. Bu kadardır bu olay.
Fıkra mevzuuna dönersek (ki bu yazı spiral tekniğiyle kaleme alınmaktadır) halk arasında: dönbabadönelim hadisesi.
Benim fıkralarla başım derttedir ey güzide (kasacı) okur! (Allahım: bu espriyi de yaptım. Sen bana mukayyet ol!) Fıkra dinleyemem. Daha, bir şahıs fıkra anlatacağını muştulayınca, Ahmet Altan'ın son romanından bahsedilecekmiş gibi olurum, fişten çekiliveririm. Başından, ortasından, sonundan bir yerleri dinler gibi yapar; yarım yamalak bir şeyler anlar -'Hı. Hı' yaparım. Sıkılırım işte. Fıkra olayından acayip sıkılırım.
Ama Suna'nın annesinin anlattığı Kayseri yöresinden bir fıkra vardır. Belki de o, zaten fıkra değil absürd bir hikâyelemedir/Kayseri Beckett'lemesidir -bilemeyeceğim.
Ama aşağıda anlatacağım fıkranın varlığı, Tükiye Cumhuriyeti demokrasisinin varlığına armağan olsun ey yasacı okur!
Adamın Biri (fıkraların değişmez şahsiyeti) terziye götürüp bir top (hayır, yapmıyacam) kumaş vermiş. "Bana bir palto diker misin bre terzi" demiş.
(Hani, bir berberdeki hitap janrını tercih ettim.)
Terzinin de işi ne?
Terzilik.
"Olur ey müşterim" demiş.
Gel zaman git zaman, müşteri gelmiş tabii.
"Hani bana? Hani bana?" demiş. (Buralarda başka halk söylemlerinden de fayide sağlanıyor.)
Terzi mahçup ve fakat kararlı: "Maalesef" demiş. "Makas kaydı, şu oldu, bu oldu. Ben sana bu kumaştan en iyisi bir ceket dikeyim."
Adam n'apsın. "Dik bari" demiş. Öyle her Türk gibi kaderine razı.
Fıkralarda olduğu üzre bi zaman sonra yine gelmiş. Terzi "Affedersin" demiş. "Makastır/makinedir carttır curttur: Kumaşın birazı daha ziyan oldu. Ben sana en iyisi bir yelek dikeyim."
"Olur" demiş iç çekerek müşteri. Tam Türk yani. Tam.
Gelmiş bir hafta sonra yine. Terzinin masasının üstünde bir kurtçuk.
"İşte" demiş terzi. "Yelek dikilirken kazaya uğradı. Senin kırpıntıları içine doldurarak bir kurtçuk yaptım sana."
HA! HA! HA HAAA!