Lider Sultasının Sorgulanamaz Ağırlığı

DTPBaşkanı Ahmet Türk (Kürtlerin vakti zamanında habire 'Türk' gibi Türklü soyadları alma zorunluluğunu duymaları dahi, Türk'ün soyadını yazarken...

DTPBaşkanı Ahmet Türk (Kürtlerin vakti zamanında habire 'Türk' gibi Türklü soyadları alma zorunluluğunu duymaları dahi, Türk'ün soyadını yazarken düşünmeden edemedim, on yıllarca bu memlekette uğradıkları sistematik zulmün/sindirme/yıldırma/asimile etme politikalarının son derece bariz bir kanıtı değil mi?) Kürtçe parti malzemeleri dağıtmak suçundan 18 ay hapis cezası aldı.
Ufukta belirdi o malum 'işaret': DTP de kapatılacak, diğer tüm Kürt partileri gibi. Bu memlekette Kürtlerin hak ve özgürlüklerini demokratik yollardan elde etmeleri habire engellendi, engelleniyor.
Kürt siyasetçilerin hayatından birtakım hakiki demokrasilerde bulunması imkânsız 'kanun' maddeleri marifetiyle bir sürü yıl çalındı. Çalınmaya devam ediliyor. Zulüm devam ediyor, içim sızlayarak yazıyorum, azalır 'gibi' oluyor, ama bitmiyor.
Bütün bu hakikatler ve şahsi hislerim DTP'nin (ya da kurulmak zorunda kalınacak yeni bir partinin) Kürt Milliyetçiliği'ni sorgulamasının gerekliliğine/militarizmin karanlık gölgesinin demokratik Kürt hareketinin üstünden çekilmesinin vahametine/lider sultasının sorgulanmasına yönelik girişimlerin zaruretine; engel teşkil etmemelidir. (Çok girift 1 politikacı cümlesi oldu: Haklısınız.)
DTP Eş Başkanı Aysel Tuğluk, Abdullah Öcalan'ın İmralı'da zehirlendiği iddialarını gündeme getirdi ya. Bunun üzerine devletimiz Uludağ Üniversitesi'nden bir toksikoloji profesörü, bir dahiliyeci, bir de psikiyatristi derhal adaya gönderdi.
Fransız doktor Pascal Kintz'in Öcalan'ın zehirlenmekte olduğuna dair açıklamasına Fransız kalamazdık: Öcalan'dan alınan saç ve deri örnekleri bizim zehirlenme uzmanlarımız tarafından da inceleniyor ayrıca.
Adaya gönderilen heyette bir psikiyatristin (bazı gazeteler 'psikolog' yazdılar) buunmasını son derece isabetli bulduğumu burada hemen belirtmeliyim.
Zira 2 Mart 2007 tarihli Gündem gazetesinde bu konudaki Öcalan beyanatlarına bakabilir misiniz lütfen?
"Boğazımdan acı ve yakıcı bir sıvı geliyor. Ben bu sıvıyı anlayamadım. Neden kaynaklanıyor bilemiyorum. Karaciğerden ya da akciğerden gelebilir bilemiyorum. Boğazımdaki akıntıyı sürekli temizlemem gerekiyor. O sıvıyı önlemezsem vücuduma akıyor. Akut zehirlenme olsa midemde yanma olur. Ama midemde yanma yok."
'Hastalığını' tasvir edişindeki detaycılığa, semptomları bir bir kaydedip nakledişindeki iştah ve özene dikkâtinizi çekebilir miyim?
Daha önce avukatlarının düzenlediği birkaç basın toplantısında bulunmuş ve o toplantılarda da Öcalan'ın muhtelif hastalıklarının semptomatik tasvirlerini naklen avukatlarından dinlemiş biri olarak, benim kendisiyle ilgili teşhisimin (onunkiler kadar detaylandırılmış olmayacak ama) 'hipokondria' (hastalık hastalığı) olduğunu söyleyebilirim basit bir Psikoloji mezunu olarak.
Bol bol tıp kitabı/sağlık ansiklopedisi okuyup/bedenini büyük bir ihtimamla 'dinlediğine' eminim uzun uzun. Yukarıdaki alıntı tamamen bunu kanıtlıyor.
Bilmiyorum Uludağ Üniversitesi'nde bulunuyor mu, ancak Öcalan'a bir 'psikanalist' yollanması çok daha isabetli olurdu kanımca. Ve de psikanalize alınsa, hem avukatları dışında insan yüzü görmüş olur; hem de 'dışardan' zehirlenmesinden ziyade, 'içerden' hipokondriaklığıyla ilgili nedenlerle uğraşırdı.
Ahmet Türk'ün ve diğer DTP'lilerin 'sayın' hitaplarından ötürü cezaya çarptırılmalarını ne denli haksız/adaletsiz buluyorsam, Öcalan'ın mutlak sultasını kabullenişlerini/onun ismini mütemadiyen anmadan edemeyişlerini de, o denli hazin buluyorum.
Memleketimizde her nevi doğru lafın, artık insanda "Kenan Evren ve Mehmet Ağar'la benzer düşünceleri mi taşıyorum yoksa aman Allahım!" korkusunun yeşermesine neden olduğu çok karmakarışık bir iklimin orta yerinde durdurulduğumuzu da biliyorum.
Yukardaki karışık cümle, Leyla Zana'nın ismini Kenan Evren'in zikretmiş olmasından geliyor. (Bugün zaten Girift Cümleleme Günü).
Ama Evren'e rağmen; Leyla Zana gibi ömrünün on yılını çalmış bulunduğumuz bir kadın kahramanın niye bir Kürt partisinin, Kürt demokratik hareketinin içinde ve hakkıyla başında olmadığını sorgulamadan edemiyorum.
Yurtiçinde ve dışında çok ilgi çekeceği, güzel yüzü ve aydınlık söylemiyle harekete ivme kazandıracağı, karizmasıyla partinin popülerliğini artıracağı ve en mühimi fazlasıyla ışıyarak Adanın Gölgesi'ni geri planda bırakabileceği için mi? Yani Lider Sultası; mevcut Kürt partimiz için demokratik bir toplum talep etmekten, Meclis'e girebilmekten, yeni bir söylem geliştirebilmekten çok çok daha kutsal/çok çok daha önemli.
Hayırlı biatlar!