Mahkeme Hastaları+Özür Yalamaları

İlkokul sonda filan başladım sanırım, Magazin Figürlerini müstehzi bir şaşkınlık ve eğlenceli bir hayret içinde izlemeye.</br>Onlar benim hiç oturmadığım/ bilmediğim/ yamacından dahi (ruhsal ya da...

İlkokul sonda filan başladım sanırım, Magazin Figürlerini müstehzi bir şaşkınlık ve eğlenceli bir hayret içinde izlemeye.
Onlar benim hiç oturmadığım/ bilmediğim/yamacından dahi (ruhsal ya da fiziksel olarak) geçmediğim mahallelerin varlıkları, 'yaratıklarıydılar' ve ben bu acayip yaratıkların çiftleşme/ tepişme/ gruplaşma/ boynuzlaşma/ savaşma ritüellerinden (bazı dönemlerimde) gözlerimi alamıyordum.
Onları anlarsam belki içinde yaşadığım, yani periferisine ilişmiş olarak durup hiçbir zaman dahil olmadığım toplumun, buraların yani, psikolojisini de anlayacaktım. Bir harita bu şaşkına. Bir pusula yani. Lütfen.
Magazini yıllarca böyle 'kullandım'. Kıllanmadan etmeden. Eğlenerek. Evet!
gülüp eğlenerek.
Oysa artık çok az bir dozuna katlanabiliyorum. Magazin Figürlerinin hemen hepsinden tiksiniyorum. Şiddetle hem de.
Onların temsil ettikleri kitlelerden de, herhalde. Doğru oturup doğru konuşalım.
Eğri oturmak niye?
Anladığım, yani onlardan anladığım, yalnızca çok bayağı ve avam ve düşük ve terbiyesiz ve hadsiz oldukları değildi.
Ayrıca kaba ve kötüydüler. Bencil ve cahildiler. Rahatsız edici ve küstahtılar.
Narsisist ve kördüler. Bakarkördüler ve kendilerinden acayip memnunlardı.
HİÇ EĞLENCELİ DEĞİLDİLER.
Zira bu denli berbat koşullarda yaşatılıyorsak; onlar, tüm o gürültülü patırtılı görüntü egemenlikleriyle, içinde debelendiğimiz korkunç koşulların zavallı kurbanları filan değil, onursuz işbirlikçileri ve ciddi ciddi müsebbipleriydiler. Sorumluydular. Fazlasıyla.
Bir faşizm sarmalına yuvarlanmışsak, burası faşist bir yer ise eğer; onlar da teker teker Propaganda Bakanıydılar. 'Kültür' ve 'eğlenceden' yani her iki güzelliğin de olmamasından/buralarda bulunmamasından sorumlu 'bakanlar'. Onlara bakanları habire oyalamakla yükümlü 'bakılanlar'. Neyse ne!
Şimdi artık yalnızca tiksinerek izlediğim bu yaratıkları, son zamanlarda bir mahkemeleme merakı sardı. Habire 'Türk adaletine ve mahkemelerine güveniyor'/'devam eden mahkemeleri olduğu için konuşmuyor'/'mahkemede hesaplaşıyor'lar. Böyle bir moda!..
Böyle habire birbirini mahkemeleyerek/ tazminat davası açarak nasıl
cezalandırıyorlar, bilemiyorum. Kat'i surette. Zira ortada fol yok, yumurta yok. Tencere dibin kara/Seninki benden kara. Mahkemeler yıllarca sürüyor. Hukuk katarımız nasıl da yüklü. Girerken ve çıkarken, kameralara marka çantaları ve mahkeme ciddiyetine uygun tasarlandırılmış giysileriyle poz kesiyor, çok ciddi/önemli bir iş yaptıkları sanrısıyla hava basıyorlar. Neden sardırdılar bu janra anlamıyorum şimdi de.
Bir haber programında mı ne alıntılarına rastladım. Aşağının bayağısı 1 gündüz kuşağı programında hepten kafayı çizdirmiş ve bunun parsasını toplama ısrarında 2 mahalle kızı, birbirlerine NEDENSİZCE (bu çok mühim!) saydırıyorlardı. Aynı dil, aynı üslup, aynı bağırtı tarzı/tonu. Ve mevzu yok nerdeyse.
Bel altından sallıyorlardı daha doğrusu. Sonunda her ikisi de birbirini
mahkemeye vereceklerini muştuladılar. Mahkemelerimize güveniyorlardı!
Bu mahalle çıngarı mutlaka 1 mahkeme salonunda taçlandırılmalıydı. Son 'trend' bu. Bir yapılması gerekenler klasiği. Oluverdi.
Bir de Özür Dileme/Barışma/Bağışlama Hastalığı türettiler. Hakiki bir Özür
Yalaması Sendromu geliştirdiler içinden çıkılmaz grup akıllarıyla.
Bir kanaldan diğerine, bir programdan öbürününkine de olabilir; aynı mekân
içinde yüz yüze olduklarında da olabilir, inanılmaz ağır şeyler savuruyorlar birbirlerine dair havaya. Açıyorlar her programda bayramlık ağızlarını. Gözleri zaten yumulu. Tüm açıkgözlüklerinin gerisinde.
Artık sonsuza dek kanlı olurlar, yüzlerine bakmazlar birbirlerinin, bu kadar onur kırmaca ve karakter cinayetinin akabinde olay mahalline asla ve kat'a dönemezler- demenize kalmıyor-
Kalmıyor hiçbir söz, hiçbir tutarlılık, hiçbir insani duruş, belkemiklilik, kararlılık, daha önce söylediğine sahip çıkma, dolayısıyla kendini de sahiplenme-
Hop. Güm. Şaralop.
BARIŞIVERİYORLAR!
ASLINDA çok çok severlermiş birbirlerini. Hem birbirlerinden özür diliyorlar karşılıklı. Hem de bu pisliği ekranların üstünden savurdukları Türk Halkından.
Evet! Birden mahcup olmaya karar veriyorlar Türk Halkına karşı.
Zira 1 anlık, 10 anlık, 500 bin anlık gafletle o lafları söylediler. Ama onlar çok iyi insanlar. Karşılarındakiler de öyle. Saydırdıkları da az önce, çok çok iyi insanlar yani.
Ve bu çok çok iyi insanlar çok çok üzgünler şimdi yaptıklarından. Bin özürler, mil özürler.
Hakiki Özür Yalamaları!
Bu koşullarda bakıyorum, özür dilememiz gerekenlerden: Kürtler'den, Ermeniler'den özür dilememek üzerine kurulu devlet politikamızın yağdanlığı bunlar. Aynı zamanda.
Yakıtı. Teminatı.
Onları izlememek, evet hakikâten huzur verici. Ama içinde debelendiğimiz korkunç/aşağılık durumların bizatihi müsebbipleri DE oldukları fikri, kinimi ve tiksintimi artırıyor. Artırıyor.
BU topraklara ne kadar daha dayanabileceğim? Bu günlerde bazen bunu kestiremiyorum.
Hiçbir arsada/alanda/kutuda huzur yok bana. Gözlerden oluşan bir varlığa
döndüm. Tüm gördükleri, ruhuna batan.