Mana kıtlığına kıran giriyor

Amerikalı bir heavymetal grubu üstüne yapılmış bir belgesel izledim televizyonda. Bir zaman önce.

Amerikalı bir heavymetal grubu üstüne yapılmış bir belgesel izledim televizyonda. Bir zaman önce.
Çok sıkı heavymetal yaparlarmış. Teksas dolaylarından geliyorlar: 'Redneck' (magandanın şahı) bir Amerikan grubu. İsimlerini o âlemlerle hiçbir alakam olmadığı için, maalesef hatırlayamıyorum.
Ama grupta basçı ve davulcu 2 erkek kardeş var grubun ruhu olan. Ve de bir karizma şelalesi olan solist var, tabii ki. Gel zaman git zaman solist kaybediyor kendini cank'tan/mank'tan. Ağır uyuşturucu dünyalarına pupa yelken!
2 kardeşle papaz oluyorlar. Ego Mücadeleleri. Derken solist ayrılıp kendi grubunu kuruyor.
2 kardeş de yeni bir grup kuruyorlar. Öyle 'redneck' bir lokasyonda çalarlarken bir gün bir 'fan'leri sahneye fırlayıp silahla tarıyor bunları. Kardeşlerden biri, grubun bölünmesini içine sindiremeyen fan'in kurşunlarıyla- sizlere ömür.
Çok zaman da geçmemiş bu yaşananların üstünden. Öldürülen müzisyenin kız arkadaşından, sırt ameliyatı olup (aşırı ağrılar/acılar da çekmekteymiş zira) uyuşturucudan kurtulan şarkıcıya, hayatta kalan müzisyen ağbiden, etraflarındaki bilumum çalışanlara herkes kameraya konuşuyor: Birlikte yaşananlar, konuşulanlar, konuşulamayanlar anlatılıyor.
Herkes alabildiğine üzgün. Ve hakikatini arıyor.
Böyle Teksaslı bir heavymetalcinin ne bileyim, kendini ifade edememesini/2 lafı doğru dürüst bir araya getirememesini 'beklersiniz'- değil mi?
Hayır. Kameraya konuşan herkes, özellikle de solist, o denli berrak ve akıcı; ama en mühimi akılcı konuşuyor ki.
Şimdi İngilizcesini söylememe izin verin: "Everybody makes sense."
Diyelim Actor's Studio diye bir program var Digitürk'te. Orda da bildimcik bir profesör Hollywood'un ünlü oyuncularıyla mülakat yapıyor uzun uzun.
Erkek ya da kadın, okumuş ya da cahil bütün oyuncuların oyuncu olmak üstüne, oyunculukları üstüne, şu ya da bu filmde/şu ya da bu rolde ne kastettikleri üstüne söyleyecek bir dolu manalı lafı var. Yani o mülakatlarda da: 'everybody makes sense.'
Önce lugatı açıp 'sense' kelimesine baktım. 'Duyu, his, akıl, dirayet, zekâ, muhakeme, şuur, fikir, karar, düşünce, anlam, mana, meal, mefhum' deniliyor Redhouse'ta. 'Sense'in karşılığı olarak.
Bu kadar çok/çeşit kelimenin sıralanması karşılık olarak, benim indimde şu anlama geliyor: Demek Türkçe'de 'sense'in karşılığı yok. Zira Türkler'de 'sense' yok pek. Gerekmiyor. Gerekmediği için de bir sürü farklı renk ve modelde, esasında başka anlamları olan kelimeyle idare ediliyor.
Edilir gibi yapılıyor. Ama 'sense' yok: karşılığı da.
'To make sense'in karşılığı olarak ise: 'anlamı olmak, makul olmak' veriliyor. Ki, yine bir karşılıksızlık söz konusu; zira anlamın karşılığı olan 'meaning'den ya da 'makul'ün karşılığı olan 'reasonable' ya da 'agreeable'dan söz etmiyoruz burada.
Bir millet ihtiyacı olmayan/ruhsal dağarcığında olmayan/kullanmadığı/etmediği bir 'durumun' kelimesini de yaratmıyor. O kelimenin karşılığı, aynen fiiliyatta olduğu gibi boş kalıyor.
Galiba Talking Heads'in parçasıydı 'STOP! Making Sense' hali, Türkler için oturmuş bir hal, durumlardan yerleşik bir durum yani.
Batı'da 'sense' yapmamak istisnai bir durum teşkil ediyorken; yine mecburi kayışımı mazur görün, NOBODY MAKES SENSE buralarda.
Ferah fücur.
Daha önce 'acknowledgement' kelimesi için benzer bir yazı yazmıştım. 'Teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür' deniliyor bu kelimenin karşılığı olarak. Bunların hepsi ve hiçbiri oysa 'acknowledgement'. Türkler hiçbir şeyi 'acknowledge' etmediklerinden/edemediklerinden, böyle bir kelime dağarcıklarında bulunmuyor.
Dünkü yazımızdaki Bülent Ersoy'un Kaynanaları Sendromumuz'a döner isek: 'benim için hepsi bir' diyebilirim kolayca. Bir sürü 'tipin' bu topraklarda mühimsenen, nerdeyse aynı insan, bir tek insan olduğunu söyleyebilirim.
Hülya Avşar'ın konukları da, Can Dündar'ınkiler de, Taha Akyol'un konukları da, Seda Sayan'ınkiler de: HEPSİ BİR. Herkes laf dizinlerini topaçlıyor. Söylense de olur, söylenmese de bir dolu laf söylüyorlar. Ama 'mana' var mı (diyelim 'sense' yerine) bir bütünlük/iç tutarlılık/nedensellik söz konusu mu? Hayır! Hayır! Hayır! Bu bağlamda eşitiz/birörneğiz/aynıyız. Bülent Ersoy'un kaynanalarıyız!
Sürekli laf üretiyoruz: mana üretmiyoruz. Bu nedenle de bunca laf anında buharlaşıp gidiyor. Diyelim: demokratik hakların genişlemesinde, Kürt meselesinde vs. vs. şurdan şuraya gidemiyoruz.
Belki de arzulanan tam da budur: Çok laf üretip hiçbir hakikate izin vermemektir arzulanan. Hedeflenen.
Bir de bunca lafa karşın mana'dan ve hakikat'ten bunca uzak olunabilmesi/durunabilmesi, bu mana yoksunu dizinlerin hep bir şifre/bulmaca/çözülmesi gereken formül olduğunu akla getiriyor. Bunca 'laf' üretenlerin muhakkak gizli bir ajandası oluyor. Söylediklerini söyler gibi yapıyor; ama başka şeyler kastediyorlar. Anlaşılan. Anlayanlar anlar 'gibi' oluyor, anlamayanlar zaten anlamadıklarını 'acknowledge' edecek halde değiller. Böylece her şey muallakta kalıyor. Zaten öyle kalması gerekiyor. Öyle isteniyor. Teşvik ediliyor.
Ankara temsilcileriyle bir basın toplantısı yaptı Yaşar Büyükanıt.
Anlayabildiğim kadarıyla, çok mühim olarak algılanmasını istediği sözler söyledi. Onlardan birkaç diziniyle bitiriyorum.
"ABD'de 11 Eylül saldırısında ölenlerin sayısı açıkça telaffuz edilmedi, tek bir kare yayınlanmadı. Zaten Irak'ta veya Afganistan'da ölenlerin fotoğraflarını da göremezsiniz medyada."
"Bir er de şehit olsa, bin er şehit vermiş gibi üzülüyoruz."
"Son üç aylık dönemde TSK tam 242 teröristi etkisiz hale getirdi. Örneğin, 1994'te 867 olan şehit sayısının çok altında kaldı."